200 dikiş

Almanya'da kadına yönelik şiddete dair bir panel yapıldı. Sağ kalanlar konuştu

KADIN
Çarşamba, 21 Mayıs 2008 (18 yıl 2 hafta önce)

Terra de Femme tarafından, 17 Mayıs'ta Stuttgart'ta Aylin Korkmaz'a destek ve kamuoyu oluşturma amacıyla bir panel yapıldı. Aylin Korkmaz, yaklaşık 6 ay önce vücudunda 200 dikişle eski eşinin bıçak darbelerinden hayatta kalmıştı. Terre des Femmes Stuttgart temsilciliğinden Katharına Herzog'un yönettiği panele, konuşmacı olarak Aylin Korkmaz, Kamile Peköz ve Katja Kleinheisterkamp katıldı. Yaklaşık yüz kişilik dinleyici bileşiminde, baskın olan Almanlardı. Utamara, Ceni ve Terra de Femme'in başlattığı destek kampanyası çerçevesinde yapılan panele, Alman basını ve TV kanalları büyük bir ilgi gösterdiler. Panelin sonunda, Cenî temsilcisi tarafından, 25 Haziran'da Baden-Baden kentindeki mahkemeye katılma çağrısı yapıldı.

Sınırdışı çözüm mü?


Aylin Korkmaz, ürpertici boyutlardaki yaşanmışlıklarını anlatırken, defalarca şikayette bulunmasına karşın kendisini korumayan Alman hukukuna da değindi ve bu olaydan yola çıkarak Türk ve Kürt toplumunu mahkum etmenin doğru olmadığını vurguladı. Aylin'ın "Bu adam yatıp çıkacak, ömür boyu hapis değil. Çıktığında, beni her tarafa yaydın deyip, yeniden saldırabilir. Kendini nasıl koruyabilirsin? Kimler seni nasıl koruyacak? Sınırdışı bir çözüm mü?" sorusuna verdiği yanıt çarpıcıydı:
Sahte belgelerle yeniden giriş yaparak, buraya gelebilir. Onu durduracak olan, Kürt kadınlarının bana mahkemede destek vermesidir. Yaptığının kabul edilmediğini ve desteklenmediğini gördüğü zaman hatasını anlayabilir.
Aylin'in Almanca yaptığı anlatımı özetle söyleydi:
Eski kocam bunu yaptı. Sen her şeyden üstünsün derdi oysa. Bana verilen destek sayesinde yeniden insanlara güvenebiliyorum. Önceleri hep aile içinde kalmalı derdim. Ama kadın kurumlarından aldığım destek beni cesaretlendirdi. Üçüncü çocuktan sonra sorunlar başladı. Türkiye'de aile her şeyin üstündedir. Boşanmış kadınlar bir alt seviyeye düşerler. Dövdüğünde ağlardı ve sevgiden yapıyorum derdi. Yalnızlık, çocuklar... 2003'te birkaç ay Türkiye'de kaldım. Söz verdi dokunmayacağım diye. Ama yine...

Dayağı polise bildirdim. Baskı geldi her yandan. 2005'te boşandık ama hep tedhit etti. Bir kere evden attırdım polis zoruyla. Çok kez polise gittim. Polisin yanında "Kafanı uçururum" dedi. Polis ise , "Erkekler böyle şeyler derler ama yapmazlar" diye beni eve gönderdi. Bana saldırdığı gün, ekmek bıçağını görmedim sadece hissettim. 26 bıçak darbesi. Sanki hep yanlış filmdeymişim gibiydi. Ama hiçbir şey değişmedi. Ben yerde yatarken, kimse ambülans çağırmadı. Çok sonra elimin kıpırdadığını görmüşler. Vücudumda kemik kırıkları, kulağım kesilmiş... Sekiz doktor, sabaha kadar bütün vücudumu diktiler.

Sen konuşmalısın!


Beni o halde gören ve çığlıklarımdan etkilenen iki polis de tedavi görüyor. 14 gün yoğun bakımda kaldim. Anneme ilk hafta Ankara'dan vize verildi. Hastanede, "Çok insan sana yardım etmek istiyor" dediler. Çocuklarım için mücadele ettim, yoksa çoktan ölmüştüm. Hep neden aradım. Neden beni dövüyor diye. Hep yanlış yaptım. Uzun bir süre hastanede aynaya bakamadım. Doktorlar, "Bir daha asla eskisi gibi olmayacak, bakmalısın" dediler. Ama bakamadım.

Önceleri herkesten uzak durdum, sonra kendimi niye toplumdan geri tutayım dedim. Ben Türküm kocam Kürt. Kürt kadınları beni buldular. Utamara ve Ceni'den çok insan geldi yanıma. "Kadınların hiçbirinin şansı yoktu, çünkü öldüler. Sen konuşmalısın. Bütün Baden seni konuşuyor" dediler. Basına çıkmak istemiyorum, isimsiz yazın dedim. Kaynanam gazeteyi arayip, benim oğlum kurban dedi. Abonelerini geri çektiler. Davayı geri çekmek için bana 4 bin euro teklif ettiler. Özgür Politika, "Biz senin arkandayız. Abone falan önemli değil" dedi.

Namus kan demek!


Namus kan demek bence başka bir şey değil. Bir kadın terkedemez. Eski kocam hakkı olduğunu düşünüyordu, iyi yaptığını. Mahkemede Kürt kadınlarının gelmesi önemli. Çünkü ona herkesin kahraman gözüyle baktığını sanıyordu. Birçok kadın zorluk yaşamamak için aramadılar. Mahkemeye çok insan gelirse, yanlısını anlayabilir.
Yaşanacak Dünya muhabiri, Alman hukukunun şiddete uğramış kadınlara sahip çıkmadığını ve bu konuda yasaların çok yetersiz olduğunu belirterek, kadın kurumlarının Alman yasalarına karşı neler yaptığını sordu. Ayrıca, bu tür olaylardan yola çıkarak, Türk-Kürt toplumunun mahkum edilemeyeceğini, Anadolu ve Mezopotamya'da çok farklı uygarlıklar ve kültürler olduğunu, bütün bunların bir sepete doldurulamayacağını, ayrıca sığınma evlerindeki kadın kurumlarında barınan kadınların en az yarısının da Alman olduğunu dile getirdi. Çünkü paneldeki ortam, tepeden bakan bir Avrupa havasına bürünmek üzereydi.

Yine, Kuzey Almanya'da yıllarca şiddet görmüş 4 çocuklu bir Alman kadın ve italyan bir kadının, kendi deneyimlerine ilişkin konuşmaları da olayın ne kadar evrensel olduğunu göstermiş oldu. Ayrıca, Stuttgart havaalanında eşi tarafından öldürülen Arnavutlu Suzana Lajqi’nın eski sosyal danışmanı olarak, Katja Kleinheisterkamp'in Alman kurumlarının işleyişine ışık tutan sözleri önemliydi: "Adamın silahı vardı, ama ne Jugendamt ne de polis bunu ciddiye aldı."