Pazartesi, 6 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)
Kurultay ve sempozyum gibi oturumlarda sunulan, yazılı olarak önceden hazırlanmış önergelere “tebliğ” denir. Tebliğ, kelime olarak “bildirme, bildirge” anlamına gelir. Tebliğ, belli bir konuda oturumun bilgisine ya da tartışma ve onayına sunulmak üzere önceden hazırlanmış görüş, belirleme, tez ve önerilerin özlü ve sistematik ifadesidir. Sempozyum tebliğleri daha analitik ve irdeleyici olmakla birlikte ele aldığı konuya bir yaklaşım geliştirir. Kurultay tebliğleri ise kısa ve net karar taslakları niteliğindedir. Ele aldığı sorunu kısa ve net biçimde tanımlar, görüşünü bildirir, yönlendiricidir. Politika koyar ve karara bağlanmasını ister.
Salt anlık konuşmaya dayalı sunumlar, daha önce üzerinde düşünülmüş ve çalışılmış olsa bile, bir doğallık kadar bir gelişigüzelliği de içerir. Konuşmanın yapıldığı ortam ve atmosferden, konuşmacının ruh halinden vb. doğrudan etkilenir. Tebliğlerle karşılaştırıldığında genellikle daha sistemsiz ve yüzeyseldir. Özellikle de konuşmacılar deneyimsizse, önceden hazırlanmış olsalar da, üç beş cümle söyleyip tıkanabilir, ya da lafı fazla uzatıp asıl vurgulamak istedikleri noktalara zamanları kalmayabilir, o an akıllarına gelen ve gelmeyen şeylerle bir karışıklık yaşayabilir. Doğallığında gelişen konuşmalarda, konuşmacıların saptanmış gündem ve tartışma konularının dışına çıkması, söz aldıkları konuyu dağıtmaları, söylediklerinin bulanık ve anlaşılmaz kalması sık raslanan bir durumdur. İşçi kurultaylarında daha sık raslanan bir durum da, konuşmacıların üç aşağı beş yukarı hemen herkesin bildiğini ve birbirini tekrar edip durması, yeni fikir ve önerilerin ortaya konulamamasıdır.
Kurultaylarda, özellikle de işçi kurultaylarında, çok sayıda işçinin konuşması, serbest kürsü gibi uygulamalar, doğallığında gelişen konuşma ve tartışmalar kuşkusuz olur. Ancak salt bunlara indirgenen kurultaylar, kendiliğindenlik sınırlarını pek aşamayacağı gibi oldukça dağınık ve yüzeysel kalır. Sorunların sıralanması, iç dökme, tartışma ve genel mücadele çağrılarının ötesine geçemez.
Saptanmış gündemler etrafında ciddi bir çalışmayla hazırlanmış yalın ve özlü tebliğler ise, kurultaya ve tartışmalara bir belkemiği ve ön çerçeve, yön ve derinlik kazandırır. Bu yüzden, kurultayın temel eksenini oluşturacak bir teorik-siyasal perspektif ve taktik yaklaşımın konulması; bu temel eksenle bağlantılı olarak temel ve çevreleyen tebliğ konularının saptanması; tebliğlerin hazırlanışı, kurultayda tartışılarak ve değişiklik önerileri ile birlikte karara bağlanması; ve sonuç bildirgesi, bir kurultayın inşasının ve gerçekleştirilmesinin en önemli yapıtaşları arasında yer alır.
Kurultay Deneyimlerinde Düşülen Hatalar
Çeşitli çevrelerin kurultay deneyimlerinde bu konuda düşülen hataların bazıları şunlardır:
Kurultay ve hazırlık çalışmalarına temel bir perspektif ve eksen, taktik yaklaşım konulamaması. Bu durumda hazırlanan tebliğler de parça sorunlara parça çözüm(süzlük)ler olduğuyla kalmaktadır. Emperyalizm, sosyal yıkım saldırıları, siyasal saldırı ve sorunlar, sendikalar, kadın işçiler, bazı sektörel sorunlar, “bu saldırıya karşı şu, şu saldırıya karşı bu” darlığında, yüzeyselliğinde ve parçalılığında ele alınmakta, bütünsel bir stratejik yaklaşım ve taktik politikanın yokluğunda, parça parça sayısız kararın kağıt üzerinde kalması da böylece güvence altına alınmış olmaktadır. Sorunun genel, özsel ve köklü konuluşu olmadan, bu genel ve içsel bağıntıdan kopartılarak ele alınan tek tek sorun ve olaylar, iç bütünlüğü olmayan, basmakalıp ve yüzeysel, havanda su döven çözüm(süzlük) reçetelerini koşullar. Sorunlara, iç bütünlüğünden koparılmış etki-tepki basitliğinde dar ve yüzeysel yaklaşımlar, uygulayıcılarını her adımda, kavrayamadıkları daha derindeki genel sorunlara toslamaya, en kötü biçimde yalpalamaya, kendine ve sınıfına güvensizliğe mahkum eder.
Tebliğler ile işçi konuşmaları arasında bir iç bağıntı ve bütünleyicilik yerine tam bir eklektizmin olması. Bu durumda, “gelin sorunlarınızı anlatın” denilen işçilerin genellikle dar ve sendikalist işçilik bilincine dayanan konuşmaları ile masabaşında hazırlanan, dar siyasal reçeteler biçimindeki tebliğler, iyi pişmemiş, helvelenmemiş fasulye ile suyu gibi ayrıksı durur. Bazı tebliğler işçilerin eline tutuşturulup okutulsa da bu durum değişmez. Az sayıdaki devrimci ve siyasal olarak şu veya bu düzeyde aydınlanmış işçiler dışındakiler, jargon ve kavramlarını pek anlamadıkları, anlasalar bile nasıl yapacaklarını bilmedikleri, kendi yakıcı sorunlarıyla bağlantısını kuramadıkları, hazırlanışında fikir ve katılım sahibi olamadıkları, hatta bu yüzden sıkılıp dinlemedikleri, tebliğ ve karar taslaklarının pek sahiplenicisi ve uygulayıcısı da olmazlar. Bu türden kurultayların ilk elde sağladığı iç motivasyona karşın, alınan kararların hemen hiç birinin sınıfın daha geniş kesimlerine taşınmaması ve uygulamaya geçirilememesiyle, kısa zamanda hayal kırıklığına dönüşmesinin önemli nedenlerinden biri budur. Bu tür oturumlar konusunda oldukça yabancı ve deneyimsiz olan işçilere tebliğ denen şeyin ne olduğu, ne işe yaradığı, nasıl hazırlandığı, kendi sınıfsal özdeneyim gereksinme ve özlemleri temelinde nasıl tartışıp katılım sağlayacakları, öneri getirecekleri gibi konularda önhazırlık ve eğitim çalışmaları ve kurultay açılışında bilgilendirme yapılmaması da, bu vahim durumun önemli bir etkenidir. İşçiler tebliğleri dinleyip biçimsel olarak onaylasalar bile, belli bir düzeyde kavramadıkları, yakıcı önemini hissetmedikleri, her birinin etkin katılımıyla kolektif bir elektriklenme yaratmayan tebliğler onlara dışsal kalır. Tebliğlerin dil ve kurgu olarak da, kısa, yalın ve net olmaması, beylik ve basmakalıp mücadele çağrıları ve içi boş reçeteler dışında, somut çıkış ve çözüm noktalarını içermemesi, bugünden geleceğe dönük ara ve pratik geçişli politikaları koymaması da, bu dışsallıkta bir etken olmaktadır.
Kurultay çalışmalarına ara ve geçişli hedefler konulmaması, kademelendirme yapılmaması da büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, “toplama” işçilerin kendiliğinden bilincinin bütün yükü, süzülmeden ve kurultayın eksen ve hedefleri doğrultusunda işlenmeden merkezi kurultaya binmekte ve yukarıda sözünü ettiğimiz eklektizm ortaya çıkmaktadır. Temel güç ve aktivistlerle sınırlı kalmadan sınıfın içinden çok sayıda kurultay aktivisti çıkarılması, çok sayıda işlevli hazırlık komitesi oluşturularak kurultayın iç örüntüsünün güçlendirilmesi, çok çeşitli ve düzenli sektörel, kesimsel, bölgesel vb. işçi toplantıları ile örülen bir hazırlık olmadan, kurultayda okunacak en yetkin tebliğler bile havada kalır, pratikle bütünleşemez. Burada sorun yukarıdan insiyatifin, aşağıdan ve sınıfın içinden örülecek inisiyatifle geçişli biçimde bütünselleştirilmesidir. “Aşağıdan inisiyatiften” kasıt kuşkusuz, işçilere “gelin sorunlarınızı anlatın” ya da “sorunlarınız ve önerileriniz konusunda bir tebliğ hazırlayın” demek değildir. Yeni işçi aktivistler, hazırlık komiteleri ve sektörel, kesimsel, bölgesel vd. işçi toplantılarının en önemli işlevlerinden biri de, sınıfın içinden daha geniş kesimlerine kurultay perspektif ve politikalarının (ve sonrasında kararlarının) taşınabileceği bir iç örgü ve zemin yaratılmasıdır. Kurultay Hazırlık Komitelerinde ve çok sayıda işçi toplantısıyla, işçilerin yerel işyeri, sektör, bölge, kesime özgü sorunlarını tartışması, ortaklaştırması, bu temelde beklenti ve önerilerini ortaya koyması kuşkusuz yakıcı önemdir. Bunun üzerinden atlanıp geçilemez. Zaten ara geçiş kademelendirmelerinin anlamı da buradadır. Bu yapılmadığında işçilerin güncel ve yakıcı sorun ve taleplerine çözüm beklentisiyle, kurultayın çözüm perspektifleri arasında bir uçurum ve çelişki ortaya çıkacaktır. Ancak hazırlık komite ve toplantılarında işçilerin yerel-güncel sorunlarını ve taleplerini sıralaması ve tartışması, üzerinden atlanıp geçilemeyecek bir ara kademe olmakla birlikte, son kademe değildir. Daha önemlisi, aksi takdirde dar, parçalı ve sendikalist işçi bilinciyle sınırlı kalacak bu toplantılarda, işçilere kendi sorunlarını ele alış tarzı ve tartışmalarında,
kolektif işçi bilinci ekseninden yeni ve daha yüksek bir bakış açısı kazandırabilmektir. Tabii bu, her işçi toplantısında ajitasyon-propaganda yaparak sağlanamaz. Söz konusu alanın (işyeri, bölge, sektör, kesim vd.) yerel-güncel sorunları, talepleri, özellikleri kadar üretim ve emek organizasyonu ve iç değişim dinamikleri ve potansiyelleri konusunda içerden bir hakimiyet sahibi olmayı, alan içinden işçilerin birikim ve deneyimlerini de harekete geçirerek, perspektif ve politikaları onlarla birlikte somut olarak o alana uyarlamanın çıkış noktalarını bulmayı, özgül ve ara geçiş biçimlerini geliştirmeyi gerektirir.
Alanlarda işçilerle birlikte hazırlanacak yerel tebliğler, genel kurultay perspektif ve tebliğlerinin, alanlardaki somut bağlantı ve geçiş halkaları, çıkış noktaları olmalıdır. Genel perspektif ve politikalara, bağlantılı alan politikaları temelinde çıkış noktaları, ara geçiş hedefleri kazandırılmadan, yaşamın ve sınıfın içinden bir kristalize olan uygulanabilir bir pratiklik de kazandırılamaz. Temel tebliğlerin de, onları alanların içine doğru kademelendiren ve saçaklandıran “çevreleyen” tebliğlerle birlikte ele alınması, aktivist ve işçiler tarafından kavranmalarını ve pratikleştirilmelerini kolaylaştıracaktır. Bu geçişlilik sağlanamadığı durumda, bir yanda genel perspektif ve politikalar, diğer yanda güncel sorun ve talepler arasındaki eklektizm, ve ikisini bir türlü bağdaştıramadan ikisi arasında yalpalayıp durma sürer.
Alansal Tebliğlerin Hazırlanışı
1- Herhangi bir alan tebliğini hazırlamaya girişmeden önce,
“Devrimci Proletarya ve Kolektif İşçi Bilinci” broşürü,
”Ön Hazırlık Kurultayı” broşüründen
“İşçi Sınıfının Değişen Yapısı” tebliği ve dergimizde yayınlanmış kurultay eksenli yazılar dikkatle incelenmelidir. Bu işçi sınıfının ele alınan parçasına (bölge, sektör, kesim…) bütünden, bütünsel değişim dinamikleri ile genel ve içsel bağıntıları kurularak, yaklaşmanın bir gereğidir.
Sorunu önce genel değişim perspektifinden kavramalıyız: Teknolojik değişimler, üretim ve emek organizasyonundaki değişimler ( örneğin üretim ve istahdamın parçalanması, fason ilişkiler ağı, taşeronluk sistemi, kürt kadın genç çocuk işçi bileşiminin artması, yeni esnek istihdam ve çalışma biçimleri, çekirdek-çevre işgücü ayrımı vb.), yeni proleterleşme ve vasıfsızlaşma süreçleri, ortaya çıkan yeni emek biçimleri ve işçi kesimleri, hizmet sektörü vb. Sonra ele alınan alanda bu gibi değişimlerin hangilerinin nasıl gerçekleşmekte olduğunu somut olarak saptamalıyız.
Örneğin
Ankara Ostim işçileriyle hazırlanacak tebliğde, metal atelyelerinde CNC tezgahlarının yaygınlaşmaya başlamasıyla da ilişkilendirilerek, üretim süreci, rekabet, fason ilişkiler ağı, çalışma koşullarında değişim dinamikleri kısaca saptanabilmelidir. Ya da CNC, CAD, CAM işçileriyle hazırlanacak tebliğde, bu alanda işgücü arzının hızla artması ve daha gelişkin bilgisayar paket programlarının çıkmasıyla, işsizlik, işçiler arası iç rekabet ve vasıfsızlaşma sürecinin başlamasıyla, bu genişleyen işçi kesiminin hangi yönde nasıl etkileneceği saptanabilmelidir. Tekstil, konfeksiyon, deri, kundura gibi emek yoğun sektörler için hazırlanacak tebliğlerde, ücretlerin ödenmemesi, daha sık kesatlar, düzensiz işçilik, işyerlerinin kapanması veya kaydırılması, daha düşük ücretli kürt ve çocuk işçilerin istihdamı gibi uygulamalarla
Çin rekabeti gibi etkenlerle başgösteren daralma ve değişim dinamiklerinin bağlantısı kurulabilmelidir.
Gerçek ve istikrarlı alan çalışmaları, alanları bütünden kavrayan uzun soluklu örgütlenme ve mücadele planlarının çıkarılması ve uygulanması, ancak alanlardaki değişim dinamiklerinin, gelişmelerin yönünün alanların içinden okunması ile mümkün olur. Bu olmadan, genel bağlantıdan (kriz ve değişim sürecinden) koparılmış tek tek olgu ve saldırılara (ücretlerin ödenmemesi, iş kazaları, çalışma koşullarının ağırlaşması vd.) karşı anlık tepkiler birer çıkış noktası olabilir ve mutlaka olmalıdır, fakat kesintiye uğraması bir olur, sınıfın içinden planlı, istikrarlı bir kitle örgütlenmesi ve hareketine dönüştürülemez.
2- Tüm bölgesel, sektörel, kesimsel tebliğler,
alanların içinden işçilerle birlikte hazırlanmalıdır. İşçileri, ağırlaşan çalışma ve yaşam koşullarının en dağlayıcı sivri uçları etrafında toplamak, tartıştırmak ve ortaklaştırmak zor değildir.Yalnız bunu yaparken işçilerin güncel-yakıcı sorun ve taleplerinin sıralanması ile sınırlı kalmamalı, hem alan özgülünde hem de sınıfın ortak kesenleri açısından “emeğin korunması ve öz savunması mücadelesi” perspektifi içine yerleştirebilmeliyiz. “Emeğin korunması mücadelesi” üzerine yazılarımız, tebliğ yazılacak alan özgülüyle bağlantılandırılarak, bu gözle dikkatle incelenmelidir.
Ancak bu yetmez. Çoğu işçinin, doğrudan sorulmadan ya da ilgi gösterildiğini görmeden anlatmasa da, mesleğindeki, işyerindeki, sektöründeki, bölgesindeki değişim süreçleri, işyerinin iç ve dış bağlantıları, diğer işçi kesimleri vb. üzerine az çok bir fikri vardır. Yoksa bile, kurultay çalışmalarına katılan her işçi gerekli bilgiye sahip ilişkileri sağlayabilir ve onları da çalışmaya katmak için yönlendirilebilir. Tebliğ çalışmalarında, her işçinin yalnızca ilk eldeki çalışma koşullarına ilişkin verileri değil, mesleki, teknik,sektörel ve işyerinin dış bağlantıları konusundaki birikim ve bilgileri de açığa çıkarılmalı ve değerlendirilmelidir. Burada önemli olan, bunu her alanda, farklı meslek, işyeri, sektör, kesim vb. den işçilerin birlikte yapmasını sağlayarak, her birinin kendi dar kısmıyla, işyeriyle, bölümüyle sınırlı ufkunu genişletmektir. Üretim ve emeğin (kafa emeğinin de) daha ileri düzeyde toplumsallaşması perspektifini,
“kolektif emek ve kolektif emekçi” olgusunu, kendi somutu üzerinden kavramasını sağlamaktır. Belli bir üretim zinciri ve ağının belli halkalarının belli noktalarında çalışan işçilerle birlikte, her birinin çalıştıkları meslek, işyeri, sektör ve bölgenin, diğer halkalarla; diğer meslek, bölüm, işyeri, sektör, bölgelerle geçişliliği ve üretimin içsel bağlantıları çıkarıldığında, o alandan başlayıp halkalanacak (ağ tarzı) bir örgütlenme programının da ipuçları çıkarılmış olur.
Diyelim ki büyük bir elektronik eşya ya da otomotiv fabrikasında, bantta ya da kayıt hesap işleri bürosunda çalışan bir grup işçiyle tebliğ hazırlayacağız. Yalnızca o bölümdeki çalışma koşullarıyla sınırlı kalmamalı, aynı fabrikanın ar-ge ve diğer bölümlerinde çalışan işçilerle de ilişki kurmalı, en azından fabrikanın iç ve dış üretim ve ticaret organizasyonunun ( yan sanayi, tedarikçi fason işletmeler, bayi ve servisler, nakliyat, ithalat ve ihracat bağlantıları…ve bu devasa üretim ağı içinde birbirinden ve emeklerinin bütünselliğinden habersiz çalışan onbinlerce işçi…) şemasını kabaca da olsa çıkarabilmeli, buradan kademeli bir örgütlenme modeli ve planının çıkış noktalarını koyabilmeliyiz.
Olabildiğince tüm alan tebliğlerinde, bağlantılı üretim ve emek alanlarıyla iç içe geçişlere (kafa emeği ile kol emeği arasında iç içe geçiş, farklı üretim sektörleri arasında iç içe geçiş, üretim hizmet dağıtım ve pazarlama arasında iç içe geçiş…) özel vurgu yapılmalı, kolektif işçi bilinci perspektifi bu çıkış noktalarından somutlanmalıdır. Bu perspektiften, belli bir üretim ağının farklı halkalarındaki bölüm ve işyerlerinde ( tasarım, üretim, ana firma, tedarikçi fason işyerleri, nakliyat, dağıtım, pazarlama, hizmet…) çalışan işçilerden hiç olmazsa birkaçından birer işçiyi bir araya getirip ortak tebliğ ya da sunum hazırlamalarını sağlamak mutlaka öncelikli bir hedef olmalıdır. Diyelim ki, bir tarım işçisi, bir fason gıda kobisi işçisi, bir hipermarket işçisine birlikte sunum hazırlatmak; veya büyük bir fabrikanın farklı bölümlerinden işçiler, ya da ana firma ile ona parça üretimi yapan işyerinden çekirdek, taşeron ve fason işçiler…
3- İşçi sınıfı hareketinin en temel tıkanma noktalarından biri,
siyasallaşma ve militanlaşma sorunudur. Özellikle
Ortadoğu‘da yeni emperyalist savaş rüzgarlarının esmeye, Türkiye işbirlikçi burjuvazisinin
ABD ve
İsrail‘in saldırgan bölge politikaları yörüngesinde yayılmacılık eğilimlerinin gelişmeye başladığı, ve bir bütün olarak emekçi sınıflara ve Kürt halkına saldırganlığının artacağı bir kesitte, bu sorun daha yakıcı hale gelmektedir. İşçi sınıfı hareketinin siyasallaştırılması eksen ve taktikleri temel tebliğlerde, özellikle de güncel mücadele sorun ve hedeflerine ilişkin tebliğde yer alacaktır. Ancak, bir yanda siyasal baskı ve saldırılara karşı dar siyasal muhalefet tebliğleri, diğer yanda, alansal tebliğlerde salt sendikal mücadele sorunları ile sınırlanma gibi bir eklektizme düşmemeliyiz. Emek-sermaye çelişkisinin kapsama alanının toplumsal ilişkilerinin bütününe yayılması ve belirleyiciliğin artması, tüm siyasal, toplumsal, kültürel sorun ve mücadele alanlarının bu temel eksene bağlanarak ele alma zorunluluğunu gösterir. Diğer taraftan alansal tebliğlerdeki devrimci sendikal örgütlenme ve mücadele planları, siyasal bir perspektif ve taktiği de içerimine almalıdır. Dar muhalif bir siyasallaşmanın ötesinde, toplumsal, ideo-politik, kültürel çok yönlü ve bütünsel bir siyasallaşma gözetilmelidir. İşçi sınıfı ve alanlar içindeki, sosyal liberal, şovenist, dinci-gerici akımlara, lümpenleşme ve bireyciliğe, meta fetişizmine, mafya ve çeteleşmeye, her türlü sınıf dışı etkiye karşı mücadelenin (alanlara özgü) çıkış noktaları da konulabilmelidir. Tüm alansal tebliğlerin hazırlanışında, içine girdiğimiz sarsıntılı siyasal sürece, sınıfın ve alanlarının içinden müdahale kararlarının alınması da gözetilmelidir.
4- Tebliğler kısa (en fazla 1 dizgi sayfası), yalın ve net olmalıdır. Ele alınan alana ilişkin, sorunun konuluşu, üretim organizasyonu, çalışma ve yaşam koşulları, sınıfsal siyasal kültürel değişim süreci ve ayırdedici özelliklere ilişkin saptamalar en temel halkalarıyla en kısa biçimde özetlenmeli ve iki-üç paragrafı geçmemelidir. Alanın (işyeri, sektör, bölge, kesim) genel sermaye birikimi ve buna karşılık işçi sınıfı ve mücadelesi içindeki mevcut ve gelecekteki potansiyel yerine kısaca değinilebilir. Ardından söz konusu saptamalardan, net ve somut, alansal faaliyet, örgütlenme ve mücadele programı, ya da bunun çıkış noktaları, ara hedef ve geçiş kademeleri, talepler ile birlikte kısa maddeler halinde formüle edilmelidir. Büro işçileri ve kayıt dışı çalışmaya ilişkin ön tebliğ taslakları, belli eksiklik ve bulanıklıklarına karşın örnek olarak incelenebilir. Kuşkusuz her tebliğin burada konulan şemaya uygun olması gerekmez. Tebliğ çıkartılamayacak alanlardan, salt ajitasyon ile sınırlı olmayan biraz “içerikli” işçi mesajları, ya da “şunları yaptık, bunları hedefliyoruz” türü sunumlar da hazırlanabilir.
Kaynak: Ufuk Çizgisi, Sayı:31, 2 Şubat 2006
www.ufukcizgisi.org