Üst kurullar: Ya Nazizme Ya Sosyalizme!

GÜNCEL
Pazartesi, 6 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

“Bağımsız Düzenleyici (Üst) Kurullar” kimden bağımsız? Öncelikle biçimsel ve göstermelik genel oy’dan bağımsız. Burjuvazi bir nevi “üst kurullar rejimi”ne geçerek, emekçi sınıflarla arasındaki sözde “parlamenter temsil” sorunundan bir güzel soyunuyor. Üst kurul başkanları ve bazı yöneticileri, genellikle ilgili tekellerin güçler dengesi ile belirlenen teknokratlar arasından doğrudan Başbakan/MGK tarafından atanır. Hiçbir kurum tarafından denetlenemez, soruşturulamaz, görevinden alınamaz. Meclis hükümet ve yargı üstü yetkilerle donatılmıştır.

“Bağımsız Düzenleyici (Üst) Kurullar” neyi düzenleyecek? Öncelikle emperyalist ve işbirlikçi tekellerin ekonomiyi yeniden, ağızlarına layık parsellemesini düzenleyecek. Neoliberal kuralsızlaştırma politikalarının zıvanadan çıkardığı burjuva ekonomi ve siyaset anarşisini, “teknokratik” bir tarzda yeniden düzenleme iddiası da var. “Düzenleyici yetkilerin BDK’lara devredilmesiyle” diyor TÜSİAD, “hükümetlerin tutarsız politika değişikliği yapma serbestisine ciddi bir sınırlama getirilmiş olunacak.”

“Bağımsız Düzenleyici Kurullar”:
- Tepeden inme tekelci teknokrasiye (Derviş benzeri) dayanmakta,
- Kendi bağımsız bütçeleri bulunmakta,
- Meclis, hükümet ve devlet bürokrasisi tarafından işlerine karışılamamakta,
- Üzerine çöreklendikleri sektör çapında devlet yetkilerini (yasama, yürütme, yargı) devralmaktadır.

Böylece tekelci üst kurullar, bir noktaya kadar devlet bütçesini, yetkilerini ve dokunulmazlığını da parsellemektedir. Siyaset tekeli Milli Güvenlik Kurulu ise ekonominin stratejik alanlarının “düzenleme, denetim ve gözetimi”ne daha doğrudan girmektedir. BDK sistemi, tekellerin devletle bir üst düzeyden kaynaşmasını ve dolayısıyla tekelci devlet kapitalizmi‘nin yeni ve daha ileri bir düzeyine işaret ediyor: Devletin tam tekelleşmesi ve tekellerin devletleşmesi!

Bu nokta çok önemlidir. İki nedenle:
Birincisi, Lenin’in tekelci devlet kapitalizmi teorisi, Marksist teorinin liberal demagoglar tarafından en fazla saldırıya uğrayan mevzilerinden birisidir.

İkincisi, küçük burjuva tasfiyeciler tarafından en fazla unutulan ve unutturulmaya çalışılan konulardan biridir.

Lenin, tekelci devlet kapitalizmi teorisini tümüyle Marx’a dayanarak geliştirdi: “Bu kapitalist üretim tarzının, bizzat kapitalist üretim tarzı içerisinde ortadan kaldırılmasıdır ve dolayısıyla ilk bakışta yeni bir üretim biçimine geçişin yalnızca bir evresini temsil eden, kendi kendini çözümleyen çelişkidir. Bu böyle bir çelişki olarak kendisini kendi sonuçlarıyla da ortaya koyar. Bazı alanlarda tekel kurar ve böylece devlet müdahalesini zorunlu kılar. (...) Bu, özel mülkiyetin denetimi olmaksızın özel bir üretim biçimidir.” diyordu Marx, tam işlemeye fırsat bulamadığı satırlarda. (Kapital, Cilt III)

Ya da aynı anlama gelmek üzere, toplumsallaşmış üreticilerin toplumsal mülkiyet ve denetimi olmaksızın toplumsal bir üretim biçimi!

Emperyalist kapitalist üretim anarşisi, mali sermaye anaforları, rejim sarsıntıları ve toplumsal çalkantılarla sistemin çivisi çıkmaya başladığında bir adım daha atılır: Kapitalist piyasanın ruhuna pek aykırı bir şeye, denetim ve planlamaya doğru bir eğilim belirir!

Stratejik ve Bütünsel Kontrol

Üretim ne kadar toplumsallaşırsa, ne kadar tekeller bünyesinde yoğunlaşır ve merkezileşirse, kapitalizmin tüm çelişkileri o kadar şiddetlenir. Devletin tekellerle içiçe geçmesi ve zıvanadan çıkan ekonomiyi tekellerle tümleşik “düzenleme” müdahaleleri o kadar artar. Çünkü üretici güçlerin tek tek tekeller, hatta tekel grupları tarafından yönetilemeyecek kadar büyüdüğü ve karmaşıklaştığı durumda, devletle tümleşik tekelci kontrol biçimleri kaçınılmaz hale gelir.

Bunun illa devlet mülkiyeti biçiminde olması gerekmez. Tekelci devlet kapitalizmin doruğunu oluşturan Nazi Almanyası’nda, bu, üretimin devletleştirilmesinden ziyade, devlet tekelleri ve iştiraklarının özelleştirilerek tekelci gruplara devredilmesiyle gerçekleştirilmişti.

Ayırdedici nokta, üretimin toplumsallaşma düzeyinin tek tek tekelci patronların da boyunu aşması, tekelci burjuvazinin de üretici güçleri artık doğrudan yönetemez hale gelmesidir. “İşte muazzam bir şekilde büyüyen üretici güçlerin sermaye niteliklerine karşı bu tepkisidir ki, toplumsal doğalarının kabul edilmesi için bu artan zorlamadır ki, bizzat kapitalistler sınıfını, sermaye ilişkisi içinde olanaklı olduğu ölçüde, onları gittikçe daha fazla toplumsal üretici güçler olarak ele almaya zorlar. Hem sınırsız kredi şişkinliğiyle endüstriyel yüksek basınç dönemi, hem de büyük kapitalist kurumların çöküşüyle bizzat çatırdama, karşımıza çeşitli türden anonim şirketler olarak çıkan büyük miktarda üretim araçlarının toplumsallaştırılması biçiminde çıkar.” (Engels, Anti-Dühring)

Anonim şirketler, istikrarsız karteller, belli bir sanayi kolundaki bütün büyük kapitalistleri üretimi düzenleme amacıyla birleştiren tröstler, çeşitli sektörleri bütünleştiren holdingler, burjuvazinin boyunu aşan dev çaplı yatırım ve işletme alanlarında ‘kolektif kapitalist’ olarak devlet tekelleri, en sonu devlet ve belli bir ekonomi alanındaki tüm büyük kapitalistlerin ortak-piramitsel kontrolü (“yönetişim”) izler.

Üst Kurullar, tekeller arası güç ve paylaşım mücadelelerini ortadan kaldırmaz. Aksine şiddetlendirir. Birbirini yutmalar, yıkmalar ve birleşmelerle sermaye merkezileşmesini hızlandırır. Her bir üst kurulun bünyesindeki yoğunlaşmanın hızlanmasıyla, bu kez üst kurullar arası güç ve paylaşım rekabeti kızışır. TÜSİAD şimdiden “farklı düzenleyici kurumlar arası zayıf koordinasyon”dan şikayet ediyor. Bu kez üst kurullar anarşisini düzenleyecek daha bir üst kurula eğilim belirir vb.

Kuşkusuz tüm bunlar olmuş bitmiş bir şey değil, uzun vadeli bir eğilim olarak vardır. “Büyük ölçüde kuruluşların stratejik ve bütünsel yaklaşım çerçevesinde gerçekleşmemiş olması nedeniyle (…) standart düzenlemeler yapılamaz ise zaten parçalı ve dağınık bir yapı içerisinde olan BDK sistemi (…) kendilerinden beklenen işlevleri hiçbir zaman yerine getiremeyecektir.” (TÜSİAD, BDK Raporu, 2002)

Üretici güçlere bütünsel ve stratejik yaklaşım eğilimi, üretimin toplumsallaşmasının ulaştığı ileri düzeyin itirafıdır. Üretici güçlerin sermaye prangasını artan ölçüde sıkıştırdıklarının itirafıdır. Ve her kriz devresi, her tekelci güçler mücadelesi, ekonomiye ”stratejik ve bütünsel yaklaşım” eğilimini güçlendirecektir. Bunun görüngüsü Üst Kurullar olur, emperyalist kapitalizm bunda aradığını bulamazsa başka bir “yüksek” organizasyon biçimi olur... Önemli olan daha ‘bütünsel ve stratejik’ kontrol mekanizmalarını zorunlu kılan tarihsel eğilimin tanınmasıdır.

Bir dinamik, üretimin gelişen toplumsallaşması, onları durmadan daha bütünsel ve stratejik düzenlemeye zorlar. Karşıt dinamik, kapitalist üretim ilişkileri, durmadan bunu engeller ve rekabetle yeniden dağıtır. Derken, tarihsel zorunluluğun bu iç engellenme ve içten patlamasıdır ki, bütünsel-stratejik düzenleme eğilimini güçlendirir. Tüm ekonomiyi daha yüksek bir açıdan koordine etme nafile çabaları gündeme gelir, vb.

Her bir sektör bünyesinde standartlaştırma, tekelci egemenliği güçlendirir. Bazı muhasebe, projelendirme, denetim ve yönetim işlevlerinin “birleşik” kurullara devredilmesi entegrasyonu hızlandırır. Ekonomi bir yandan azami kar alanlarına parçalanır. Diğer yandan azalan sayıdaki mali sermaye grubunun kontrolüne uyarlanır.

Kuşkusuz kapitalizmde, bu tür “yüksek” kontrol mekanizmalarının ekonomiyi daha geniş ölçekli koordine etmesinin bir sınırı vardır. Ve en olgunlaşmış haliyle bile “birleşik denetim ve düzenleme” mekanizmaları, üretici güçlerin sermaye biçimini ortadan kaldırmaz. Tersine kapitalizmin tüm çelişkilerini had safhada derinleştirir. Fakat çözümün dinamiklerini; sosyalizmin ön koşullarını da geliştirirler.

“Bu çözüm ancak, modern üretici güçlerin toplumsal doğasının gerçekten tanınmasında, yani (üretim ve yönetim ilişkilerinin -bn) üretim araçlarının toplumsal karakteriyle uyumlu hale getirilmesinde yatabilir. Ve bu da ancak (toplumsallaşmış emeğin) onun dışındaki her türlü (yönetim ve egemenlik biçimini) aşmış bulunan üretici güçlere açıkça ve doğrudan el koymasıyla olabilir.” (Engels, age) Üretim araçlarının toplumsal emeğin elinde kolektifleşmesi ve ekonominin tam saydamlaştırılmasıdır ki, merkezi-ortaklaşa-stratejik düzenlemeyi olanaklı kılar.


“Okuma yazma bilen aşçı kadın bile...”
Emperyalist kapitalist üretim ve egemenlik ilişkileri alaşağı edildiğinde bizi 1917′ye kıyasla yalnızca daha gelişkin bir sosyo-ekonomik ön temel beklemiyor. Daha ileri bir ortaklaşa yönetim ön olanağı da gelişiyor.

Kuşkusuz sosyalizmin söz konusu iktisadi ve idari mekanizmaları aynen alıp kullanacağını ancak ahmaklar düşünebilir. Kapitalizm çerçevesindeki sosyalizmin ön koşullarıyla sosyalizmin kendisi arasında yalnızca şiddete dayalı toplumsal devrim değil, toplumsal yaşamın her alanında kesintisiz devrim süreci vardır. Sosyalizm, kapitalizm çerçevesinde ‘başaşağı duran’ , yani azalan sayıdaki patronun devleşen üretici güçler üzerindeki boğucu kontrolünden başka bir anlama gelmeyen tekelci ‘yüksek düzenleme mekanizmaları’nı da ayakları üzerine dikmekle işe başlayacaktır.

Üretici güçleri ‘birleşik düzenleme’ eğilimi ve bunun gerektirdiği bütün ‘yüksek’ kontrol donanımları (bilgisayarlı birleşik muhasebe, yalınlaştırma, bürokrasiyi seyreltme çabası ve tekeller açısından saydamlaştırma, standardizasyon, bütünden analiz ve projelendirme vb.), sosyalizme daha gelişkin merkezi planlama olanağı vermekle kalmaz. Asıl planlama ve yönetimde daha gelişkin halk katılımıyla yeniden örgütlenir. Örneğin aşırı pratikleştirilmiş paket bilgisayar muhasebe programlarını kullanmasını öğrenen herhangi bir işçi planlama kollektiflerinde yer alabilir. Veya Lenin’in vurgusuyla, “okuma yazma bilen bir aşçı kadın bile” yalınlaştırılmış ve tam saydamlaştırılmış yönetsel çalışmalara katılabilir, denetleyebilir.

KURUL KURUL ÜSTÜNE
Bağımsız Düzenleyici Kurullar, 2001 yılında Türkiye kapitalist ekonomisinin yüzde 62.5'unu doğrudan denetim ve yeniden düzenleme kapsamına almış bulunuyordu:

Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (GSHM'nin yüzde 37'si); Enerji Piyasası Kurulu (yüzde 39); Telekominikasyon Kurulu (yüzde 10); Tütün, Tütün Mamulleri ve Alköllü İçecekler Piyasası Düzenleme Kurulu (yüzde 9); Şeker Kurumu (yüzde 1); Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (yüzde 1); Rekabet Kurulu (yüzde 46); Kamu İhale Kurumu (yüzde12).

Sağlık, Eğitim, Üniversite Yerel Yönetim Genel Koordinatörlükleri, Bilim ve Teknoloji Üst Kurulu, Para Kredi Kurulu, Tarımda Yenidan Yapılanma ve Destekleme Kurulu, Ekonomik İşler Koordinasyon Kurulu ile birlikte ekonomik üst kurulların kapsama alanı, GSMH'nin yüzde 70'lerine çıkar. Ulusal Uzay ve Havacılık Konseyi, Ulusal Enfermasyon Şebekesi Kurulu, Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi gibi bir dizi üst kurulda yoldadır.

Tüm kilit üretim koşulları; teknoloji, enerji, telekominikasyon, enfermasyon, finans, toprak ve doğal kaynaklar, yüksek vasıflı işgücü, emperyalist ve işbirlikçi tekeller tarafından devlete tümleşik üst kurullar yoluyla parsellenmektedir.

İlginç bir karşılaştırma, 1910'ların ve 1930'ların başlarında Avrupa ve ABD'de tekeller arası istikrarsız “gönüllü kriterler”den yasayla teminat altında alınmış (bugünkü BDK'lar benzeri) “zorunlu kriterler”e geçiş yapılmış olmasıdır. Devletle tümleşik resmi karteller Birlik, Ofis, Grup, Konsey gibi adlar altında hızla çoğalmış ve ... 10'ar yıl geçmeden Birinci ve İkinic Dünya Savaşları patlamıştır.

Günümüzde de empeyalist kapitalist üretim anarşisi ve mali sermaye anaforunun zıvanadan çıkmasıyla “Bağımsız Düzenleyici Kurullar” gündeme geldi. Üst kuruların Dünya Bankası 1997 yönelgesiyle ABD ve Avrupa ile eşgüdümlü ve eşzamanlı olarak yarısömürge ekonomilerini parsellemesiyle Afganistan ve Irak işgalleri büsbütün ilişkisiz olmasa gerek?! Ne de olsa Afganistan'a bir “Petrol-Doğalgaz Geçis Hatları Üst Kurulu” ile bir “Uyuşturucu Konseyi”, Irak'a da “Petrol Düzenleme ve Denetim Genel Koordinatörlüğü” lazımdı!

Nazi Almanya'sında Üst Kurullar

Nazi Almanyası’ndaki “İmparatorluk Grupları” uygulaması, bazı yönleriyle günümüz “Bağımsız Düzenleyici Üst Kurulları”nı anıştırır.

Nazi rejimi 27 Kasım 1934 günlü yasayla, gayriresmi şirket birliklerini zorunlu ve resmi tekelci düzenleme gruplarına dönüştürdü. Ekonomi, her birinin başını en büyük şirketlerin çektiği 6 büyük “İmparatorluk Grubu”na bölündü: Sanayi, Zanaat, Ticaret, Banka, Sigorta ve Enerji. Sanayiye ilişkin İmparatorluk Grubu ayrıca madencilik ve metalurji, kimya, makina gibi 7 ana sanayi grubuna, onlar da uzmanlaşmış alt gruplara ayrıldı.

İmparatorluk ve ana sanayi grupları yönetimleri (küçük ve orta patronların da göstermelik olarak katıldığı) grup meclisleri tarafından seçilemiyordu. Nazi memurları tarafından hiçbir şekilde denetlenemiyordu. Grupta ağırlığı oluşturan büyük patronların belirlediği uzman teknokratlar arasından, Ekonomi Bakanı’nca atanıyordu. Bütün işletmeler grupların zorunlu üyesiydiler. İmparatorluk Grubu yönetimi, grup üyelerine hiçbir devlet memuru müdahalesi olmadan talimat verme, bilgi isteme, uyulması zorunlu standart koyma, soruşturma ve kapatmaya varan cezalandırma yetkilerine sahipti.

Grup yönetimleri, eski patron birliklerine ve tekil işletmelerin muhasebe veya ticaret servislerine düşen parça parça işleri elinde merkezileştirdi. Böylece birbirinden yalıtık ve sektörün bütününü göremeyen patronların üretim-pazar anarşisi, daha geniş bir ekonomi alanına daha yüksek bir açıdan bakan uzmanlaşmış teknokrasi ile düzenlenmeye kalkışıldı.

Tekelci teknokrasi, gruba ilişkin tüm uzmanları ve çeşitli mesleki uzmanlık kurumlarını yukarıdan aşağıya organize eder. Grubun devlet bütçesi ve denetimden bağımsız “bütçesini” oluşturur. Gruba bağlı tüm işletmelerin vermek zorunda olduğu veriler temelinde (yanlış veriler cezai yaptırıma tabidir!) piyasa analizi yapar. Tüm işletmelerin muhasebe sistemlerini ortak kurallara bağlar, pratikleştirir ve (aşağıya doğru) saydamlaştırır. Ortalama üretkenliği hesaplayarak üyeleri maliyetleri düşürmeye zorlar. Çeşitli üretim, kalite, pazarlama, zaman standartları koyar ve denetler. Emek üretkenliğini artıracak organizasyonel ve teknik araştırmalar yapar. Hammadde tasarrufu doğrultusunda yönergeler çıkartır. Hükmü okunmayan “grup meclisleri” ile de küçük ve orta patronlarda “katılım ve aşağıdan denetim” havası yaratır.

Tekelci grup yönetimlerinin, gruba bağlı tüm şirketler üzerindeki denetim ve düzenleme önlemleri şu kavramlara indirgenebilir: Kayıt altına alma, her türlü ekonomik iş ve işlemi pratikleştirme (yalınlaştırma), kısmen saydamlaştırma, ortak standartlara bağlama, grup çapında bütünleştirme ve bir ölçüde bürokrasiyi sınırlama. (Günümüz Dünya Bankası ve Üst Kurul kriterleriyle karşılaştırmak açısından: “Şeffaflık, hesaplanabilirlik, bağımsız bütçe, yalınlaştırma, bilgilendirilme, ISO standartları, atanmış uzmanlar, vb.)

Tüm bunlar kuşkusuz sermayenin emek üzerindeki sömürüsünü ve eziciliğini, en büyük sermayenin daha küçük sermaye kesimleri üzerindeki egemenliğini şiddetlendirdi. Fakat ne sermaye içi rekabeti, ne de işçi sınıfının o koşullarda bile direncini ortadan kaldırdı. Tam tersine toplumsal üretim ile kapitalist üretim ilişkileri arasındaki çelişkiyi büsbütün zıvanadan çıkardı. Şu basit nedenle ki, kontrolden çıkan üretici güçleri her “düzenleme” çabası ancak onların toplumsal karekterini ilerletmeye yarar. Ve kapitalizmin bu patlayıcı sarmal döngüsü, giderek tüm toplumun ve dünyanın çivisini çıkaracak sarsıntılarla ilerler…

Üretim anarşisi ve çöküntülerini bir nebze “hafifletmek” ve “düzenlemek” bile, tüm ekonominin kayıt altına alınması, saydamlaştırılması, merkezi-bileşik muhasebe, organizasyon, standartlaştırma, yönetim ve denetim sistemi ni şart koşar. Tabii bunun emperyalist kapitalizm koşullarında varabileceği en uç nokta, Nazizm ve günümüzde ABD’de olduğu gibi ekonominin militarizasyonu olabilir.

Nitekim Nazilerin “üretimin tam elbirliğiyle örgütlenmesi” ve “büyük sermaye üzerinde devlet denetimi” sloganları demagoji olmaktan öteye geçmemiştir. Krupp gibi büyük patronlar Nazilerin de patronu olmuşlardır. Büyük tekel gruplarıyla Nazi demagogları arasında (hiçbir zaman tekelci kapitalist özel mülkiyet ve azami karlara ilişkin olmayan) sık sık gürültülü dalaşmalar olduysa da, bu tali sorunlar bile her zaman büyük özel sermayenin çıkarına sonuçlanmıştır. (Telekom Kurulu üzerine IMF-TÜSİAD ile Genelkurmay-MHP arasındaki dalaşma hatırlansın!)