"Hayatınız bizim için değerlidir!"

GÜNCEL
Çarşamba, 20 Temmuz 2005 (20 yıl 10 ay önce)

Evet, insan hayatı bizim için değerlidir. Onurlu ve insanca yaşanacak bir dünya özlemiyle yanan yüreklerimiz, insana verdiğimiz değer için sömürü düzenine karşı ölümüne mücadeleyi göze almıştır. Peki, kapitalizmde önemli olan kimin hayatıdır? Sömürü çarkları arasında erittikleri işçi-emekçi bedenleri mi? Yoksa altüst ettikleri hayatlarımız mı?

Tuzla tersanelerinde sıkışan gazın patlaması ile hayatını kaybeden Ekrem BEKTAŞ, Cesur Çuval'da iki elini sarma makinesine kaptıran çuval işçisi, Gediz Linyit işletmelerinde grizu patlaması sonucunda ölen 17 maden işçisi, Ankara ve Çankırı'da kullanmak zorunda kaldıkları kimyasal maddelerle kısmi felç geçiren 8 kundura işçisi ve daha binlerce işçi ve emekçinin hayatı mıdır değerli olan?

“Hayatınız bizim için değerlidir!” bu cümle Doğan Holding'e bağlı DİTAŞ fabrikasının, şehrin birçok yerine yerleştirmiş olduğu reklâm panolarında yer alıyor. Aslında ürettiği ürünlerin ve sunduğu üstün teknolojinin güvenliği artırdığı ama bunu yaparken de, kendini var eden işçilerin hayatlarını zindana çeviriyor olması, bu sloganın altında yatan gerçekleri gösteriyor. Hangi hayatlar?
Ömrünün geri kalanını felçli bir şekilde yaşamaya itilen, buhar basıncıyla parmağı kopan ve bir bir işten atılıp açlığa terk edilen DİTAŞ emekçilerinin hayatı mı kastedilen? DİTAŞ işçisi metal sektörünün ağır çalışma koşullarında üretiyor dünyayı. Her gün bindiğimiz taksilerin, dolmuşların ve otobüslerin en önemli parçalarından biri olan rot-rotil üretimini yapıyor. Ve tıpkı diğer sınıf kardeşleri gibi onlarında hayatı önemli değil sermaye için.

Makine yağları ciltlerine zarar veriyormuş, 50 derece sıcaklıkta havalandırma doğru dürüst çalışmıyormuş, ne önemi var? Yeter ki üretim devam etsin, devam ettikçe artı değer artsın. Bir işçi daha felç olsun ya da ölsün, ne çıkar dışarıda binlerce işsiz var ya nasıl olsa.

DİTAŞ işçisi, burjuvazi ve onun varlığını devam ettirebildiği biricik düzeni kapitalizme karşı haklarını kazanmanın yolunun örgütlü mücadeleden geçtiğini kavrayarak Bileşik Metal-İş'te örgütlendi. Sendikal haklarını kazanmak için 8 ay gece gündüz fabrika önünde nöbet tutarak greve çıktı.10 Mart 2003'de grev sonlandı ancak, dönemin sendika yönetimi ile yapılan pazarlık sonucu sendikalı 75 işçi işten atıldı. Atılan işçiler için açılan davada dönemin Genel Merkez Yöneticisi Ziya Yılmaz, patronun tanık listesinde yer alıyordu. Açlığa itilirken işçiler onun adı dolanıyordu adliye koridorlarında. İşçi sınıfı yüzyıllardır bu tür ihanetlerle karşılaşmıştı elbette ancak DİTAŞ işçisi ilk kez tanışıyordu. Hangi işbirlikçi çıkarlar neden olmuştu bu davranışa? DİTAŞ işçisi bunu çok iyi biliyor artık.

Sendikalı işçilerin örgütlülüklerini korumak adına devam ettirdikleri mücadeleleri hukuksal boyutuyla da devam ediyor. DİTAŞ işçilerinin Niğde İş Mahkemesi’nde devam eden davaları, 30 Mayıs’ta kazanımla sona erdi. Dava sonucunda, DİTAŞ işvereninin hukuksuz uygulamaları mahkeme tarafından da belgelenmiş oldu. 2003 Martında biten grevin ardından işten çıkarılan 75 işçi ile ilgili dava, işçilerin lehine sonuçlandı.

Davayı kaybedeceğini anlayan patron, ödemek zorunda kalacağı milyarları bulan tazminatları ödememek için bin türlü oyuna başvurdu. Var olan örgütlülüğü engellemek için yeni saldırılar tezgâhladı. Bizzat patron tarafından Türk Metal fabrikaya sokuldu. Bu giriş yıllarca mücadele etmiş işçiler tarafından layığı ile karşılandı. Aksaray’dan getirilen eli sopalı 50 kişilik Türk Metal beslemesi faşist grup hak ettiği cevabı aldı. Saldıranlar polis tarafından korunurken örgütlülüğüne sahip çıkan işçi ve sendika yöneticileri gözaltına alındı. Yıllardır “bu işyerinde sendika istemiyorum” diyen patron, taşeron Türk Metal'i fabrikaya sokmaya ve Birleşik Metal-İş'in yetkisini elinden almaya çalışıyor. Patron bugünlerde bir taşla iki kuş vurmanın peşinde. Daha önce ekonomik kriz gerekçesi ile işçi çıkaran patron bugün yeni işçi alıyor. Niğde'nin kalkınmada öncelikli iller arasında yer alması sebebiyle yeni işçi alarak teşvik kredilerinden yararlanmak istiyor hem de Mustafa Özbek'in referansı ile de işe alınan işçilerle Türk Metal'in sayısı artırılmak isteniyor.

Tüm bu oyunların dışında işçiler için en acısı, yıllarca birlikte mücadele ettikleri, hatta uzun dönem işçi temsilciliği de yapmış olan arkadaşlarının bugün işçi başına 800 milyon gibi bir rakam karşılığında işçileri Birleşik Metal İş'ten istifaya zorlaması oldu. Karşılaşılan bu ikinci ihanet ciddi moral bozukluklarına neden olsa da mücadele devam ediyor.

Görüldüğü gibi sermayenin ve işbirlikçilerinin örgütlülüğü dağıtmak ve sınıfın elinde kalan son kırıntıları da almak için yapamayacakları çirkeflik yok. Birbirlerine düşmanlaştırıp ajanlaştırmak, fabrikanın her yanına kameralar, güvenlik görevlileri yerleştirip dikizlemek, en doğal ihtiyaçları dakikalarla sınırlamak… Kısacası sömürünün sınırı da sonu da yok! Çok iyi bilmekteyiz ki, kapitalizmde DİTAŞ işçisi gibi milyonlarca emekçinin ne hakları ne de hayatları önemli. Onların hedef kitlesi de, amacı da kendilerinin de içinde olduğu azınlığın gözü dönmüş, sınırsız açlığını, kanını sömürdüğü emekçiler üzerinde tatmin etmektir.

DİTAŞ işçisi ve örgütlülüğü ciddi bir tehlike ile karşı karşıya. Sayısız saldırı ve ayak oyunları ile neredeyse her iki sendikanın üye sayıları eşitlenmiş durumda. Birleşik Metal İş in tasfiye edilmesi ile örgütlülüğün dağıtılmak istenmesi, ayları bulan direnişin kazandırdıklarının yitirilmesi, sergilenen dayanışma, kardeşleşme ve mücadele ruhunun yara alması anlamına geliyor. Bugün DİTAŞ işçisinin karşısında iki tercih duruyor. Ya bunca saldırı, ihanet ve ayak oyununa teslim olacak ya da nerdeyse son 5 yıldır yürüttüğü onurlu mücadelesini ileriye taşımak için sınıf bilincini kuşanacak.

Niğde'den bir Alınteri okuru