Pazartesi, 18 Ağustos 2008 (18 yıl 1 hafta önce)
"Hiçbir askeri diktatörün sessiz sedasız gitmediği" darbeler ülkesinin son darbeci generali Pervez Müşerref diğerlerinden farklı olarak "sessiz sedasız"ca -şimdilik- istifa etti. Arka planında ciddi pazarlıkların döndüğü anlaşılan bu istifa, ülkede yeni bir sayfanın açılacağı anlamına da geliyor. Keza 1999’da arkasındaki egemen güçlerin desteği ile iktidarı "kansız" bir darbe ile ele geçiren Müşerref, son 1 yıldır bazı zorunluluklar nedeni ile uzatmalara oynuyordu. Bu zorunlulukların başında geleni ise alabildiğine istikrarsızlaşmış (Devlet kurumlarındaki keskin iç bölünmeden tutalım da işçi ve emekçilerdeki derin hoşnutsuzluk birikimine kadar pek çok anlamda) olan bu ülkenin belirli dengeler oluşturulmadan, bir anda daha büyük dengesizliklere sürüklenebileceği kaygısıydı.
Ne oldu?
Pakistan ABD’nin Afrika’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyanın dolayımsız denetimini ele geçirmek için oluşturduğu GOP projesi açısından stratejik önemde bir ülke. Dünyanın bu geniş coğrafyasının neoliberal politikalar doğrultusunda emperyalist küreselleşmeye eklemlenmesini, enerji kaynakları ve onların taşınma güzergahlarının denetlenmesini kapsayan GOP projesinin pratik yansımasının, bu politikalara uyum sağlamayan, uygulanmasında ayak sürüyen herkesin düşman ilan edilmesi ve bir şekilde ayağının kaydırılması olduğunu biliyoruz. Bizzat kendi yavruları ve uşakları da dahil! Geçmişe ait tüm ilişkiler de dahil her şeyin yeniden kurulup, tanımlanıp, içerik kazandığı bu süreçte doğal olarak kuklaların kullanım tarihi de uzun olmuyor! Tıpkı Müşerref gibi!
Ne İsa'ya, ne Musa'ya...
Müşerref Afganistan saldırısı ve işgaline verdiği sınırsız destek başta olmak üzere, pek çok konuda gerçek bir ABD uşağıydı! Rejim içi dengeler ve geniş kitlelerdeki tepkilerin basıncı ile yer yer ayak sürümeye kalkıştığında ise;
"Ülkeni taş devrine döndürürüz" tehditleri ile hızla hizaya getirildi.
Fakat yine de geleneksel Pakistan politikasındaki temel çizgileri bir şekilde devam ettirdi. Yani ABD ile stratejik uşaklık ilişkilerinin sınırlarını keskin bir şekilde çiğnemese de, kimi konularda Pakistan’ın stratejik konumunu kullanarak ayak sürümeye devam etti.

Hatta ABD’nin kendi burnunun dibindeki tarihsel düşmanı Hindistan’la Çin’i çevrelemek amacı ile kurduğu yeni ilişkileri (nükleer konulu anlaşmalar!) sindiremeyip, Çin ile ekonomik-siyasal-askeri bütünlük arzeden ilişkilere yöneldi. Keza neoliberal politikalar doğrultusunda yöneldiği ekonomik hamleyi sürdürmekte gerekli sermaye ve enerji ihtiyacını karşılamak için ABD’den beklediği desteği göremedi.
Enerji ihtiyacını karşılamak için ya nükleer gücünü geliştirmesi ya da İran-Pakistan-Hindistan doğal gaz boru hattının oluşturulması gerekiyordu. ABD her iki isteğini de karşılamadı. Çünkü Pakistan’ı Afganistan’dan bağımsız olarak ele almıyor, bu denklem içerisinde
"istikrara" kavuşturulması gereken bir parça olarak yaklaşıyordu!
Nitekim öyledir de. Önemli bir aşiret gücü bugün Taliban’la iç içe geçmiş, ordu içinde aynı temelde ciddi bölünmeler yaşanmış, bu güçler yeri geldiğinde Taliban ile olan ilişkilerini konumlarını sağlamlaştırmak için bizzat ABD’ye karşı kullanmaktan kaçınmamışlardır!
Bu tablo içinde İsa’ya da Musa’ya da yar olmaya çalışan Müşerref, yine kendi stratejik konumunu kullanarak egemen güçlerinin ihtiyaçlarını Çin üzerinden karşılama yoluna gitti. Rejim içi güçler arasında da ciddi bir eğilimin ifadesi olan bu yönelim sonucu Çin’le nükleer gücünü geliştirmek için gerekli destek de dahil, ekonomik-siyasal-askeri bütünlükte bir ilişkiye yöneldi. Enerji koridoru olmasını kapsayan anlaşmalar yaptı. vs. vs.
Kısacası kendi topraklarını ABD ordusuna açmak da dahil uşakça bir ilişki ile yer yer onun stratejik hedefleri ile ciddi çelişkiler taşıyan çıkışların bir arada olduğu bu ikili politika Müşerref’i canından değilse de, koltuğundan olma noktasına getirdi!
Şimdi ne olacak?!
6 ay önce yapılan seçimler sonrasında kurulan koalisyon hükümeti büyük
"demokratikleşme" lafazanlıkları ile iş başı yaptı. Müşerref'i tümü ile deviremeseler de en azından üniformasını çıkarttırarak devlet başkalığı koltuğuna oturtuldu.
İlk vaadi Müşerref’in azlettiği hakim ve savcıların yeniden atanması ve OHAL uygulamalarının kaldırılmasıydı! Fakat suikast sonucu öldürülen Benazir Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari liderliğindeki Pakistan Halk Partisi (PPP) ile Navaz Şerif liderliğindeki Pakistan Müslüman Birliği (PML) tarafından kurulan koalisyon hükümeti değil bu vaatleri yerine getirmek, 6 ay bile geçmeden birbirlerinin boğazlarına sarılır noktaya geldiler!
"Demokratikleşme" adına bir adım atılmadığı gibi, zaten kirli olan sicillerine uygun arsızca hareketlerle daha baştan ciddi bir tepkinin hedefi haline geldiler! En son da bir hafta önce Nevaz Şerif’in hükümetteki bakanlarını çekmesi ile yıkılma aşamasına geldi! Fakat ne hikmetse bir hafta sonra
"Müşerref’in azledilmesi" talebi üzerinden yeniden bir araya geldiler.
ABD’nin müdahalesi ile gerçekleştiği anlaşılan bu konsensüs ile bundan sonrası için bir denge oluşturmaya çalışacakları anlaşılıyor! Fakat bunun nasıl bir denge olacağı bellidir! Burjuva siyasetin en çürümüş prototipi olan bu iki parti bundan sonra da kendi içindeki rant savaşlarından vazgeçmeyecekler! Bir denge için gerekli olan halk desteğini ise asla sağlayamayacaklar! Keza Pakistan’ı baştanbaşa kesen yoksulluk ve işsizlik giderek büyüyen hayat pahalılığı ile birleşerek dayanılmaz bir hal almış durumda. Yani bu asalak güruhunu da halkın alev soluğu yutacak demek abartılı olmayacaktır! Ne ABD’nin GOP’una ayak diremeleri, ne o, ne bu…