Cuma, 26 Eylül 2008 (17 yıl 11 ay önce)
İki yönetim arasındaki gerilimin kaynağı ise petrol ve sınır tayini.
Bunların yanı sıra, Kürdistan bölgesine merkezi bütçeden ayrılan payın miktarı, merkezi hükümet ile bölge hükümetinin yetkileri, buna paralel biçimde Irak ordusu ile Peşmerge güçlerinin ilişkisi gibi konuları da kapsayan anlaşmazlıklar iki hükümet arasında, son aylarda yer yer silahlı güçlerin de devreye sokulduğu artan bir gerilim neden oluyor.
Irak'ta yapılacak yerel seçimler üzerine, bahar ayarında, Kürt yönetimi ile Bağdat Hükümeti arasında başlayan tartışma, Irak Parlamentosundaki Kürt milletvekillerinin boykot ettiği bir oylamada çıkarılan yerel seçimler yasasından sonra ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Şii ve Sunni Arapların üzerinde uzlaştıkları yasaya göre, Anayasanın 140. maddesine göre çözüm bekleyen, Kerkük dahil, idari statüsü henüz netleştirilmemiş tartışmalı bölgelerde de yerel seçimler yapılacaktı. Bu bölgelerin idari olarak Bağdat'a bağlanması anlamına gelen bu yasaya karşı çıkan Kürtler, Bağdat'taki Başkanlık Konseyi'ndeki yetkilerini kullanarak yasayı veto etti. Ardından uzun bir uzlaşma maratonu başladı; tabii ABD ve İngiltere'nin baskısı ile zoraki bir uzlaşmaya varılarak yeni bir yasa tasarısı oluşturuldu.
Bu arada, Kürtlerin muhalefet ettiği yerel seçimler yasasının parlamentodan geçtiği günlerde Irak ordusu, Peşmergenin denetimindeki Diyala vilayetinin çeşitli bölgelerine (Xaneqin, Qaratepe) girerek Kürt yöneticilerine karşı bir tutuklama ve sürgün hareketine girişti.
ABD gerilime el koydu ama...
İplerin kopma noktasına geldiği bu günlerde işgalci ABD duruma müdahale ederek, tartışmalı bölgelerdeki her iki tarafın askeri güçlerini geri çektirdi. ABD için öne çıkan bir başka sorun vardı çünkü; petrol havzası olan bu bölgeyi hangi işbirlikçisi aracılığıyla denetim altına alma tercihinden çok ekonomik, askeri, siyasi faturası giderek büyüyen Irak bataklığından bir an önce çıkma hesapları yaptığı bir dönemde, Irak'taki işbirlikçi yönetimle bağlamaya çalıştığı "Güvenlik Anlaşması"ydı. Yani kalıcı işgal satatüsünü kabul ettirmekti. İşin askeri ve diğer yüklerini Iraklı işbirlikçi yöneticilere bırakmak dışında ülkenin bütün belirleyici yetki ve karar mekanizmasını Washington'a bağlamayı amaçlayan "Güvenlik Anlaşması"nın altına imza atmaya cesaret edemeyen (çünkü her kim olursa, buna imza attığı anda işi bitmiş olacak halkın gözünde) Iraklıları buna zorlayan işgalci ABD, Bağdat ile Erbil arasındaki anlaşmazlıkları önce kaşıdı, Irak ordusunun Diyala'ya girişini teşvik etti, ardından da gerilime el koydu; sözkonusu anlaşma metnini de masada tutarak tabii.

Nihayetinde yerel seçimler yasasında uzlaşma sağlandı ve geçtiğimiz günlerde parlamentodan geçti. Statüsü belirsiz bölgeler, Kerkük vd yerlerde, yerel seçimler yapılmayacak; statüleri belirlenene kadar. Fakat gerilim bitmek bir yana daha da arttı.
Gerilim Xaneqin üzerinde
Irak ordusu bugün tekrar Xaneqin'e girdi. Bunun üzerine YNK siyasi büro üyesi, aynı zamanda Peşmerge komutanı olan Kürt yönetiminin etkili isimlerinden Mela Bahtiyar, AFP'ye verdiği demeçte, Bağdat hükümeti ile tüm ilişkileri kesme çağrısı yaptı.
Saddam rejimi döneminde demografik yapısına yapılan kanlı müdahalelere rağmen yaklaşık 200 bin nüfuslu bu kentin büyük bir çoğunluğu hala Kürtlerden oluşuyor. Xaneqin (ve Diyala'nın diğer bölgelerinde Celewla, Qaratepe-Cebare, Xaneqin, Mendeli, Bedra, Cessan, Zirbati) yaşanan bu hareketlenmenin nedeni, tahmin edileceği gibi petrol. Bölgede önemli oranda petrol rezervleri bulunuyor. Kentin Belediye Başkanı Muhammed Mela Hasan,
"Biz bir petrol denizinin üzerinde oturuyoruz ama işletmeyi ticarileştirmek için para olmadığından, hiçbir yarar sağlamıyor" diyor. Kürt hükümeti ile Bağdat arasında petrol paylaşımında yaşanan sorun bu petrol denizinin emperyalist işgalcilerden arta kalan kırıntıları içindir aslında.
Kilit Kerkük
Bu kapışmada kilit ve simge konumundaki Kerkük'ün statüsünün çözümü konusunda Irak Anayasasının 140. maddesi fiilen işletilmiyor. Buna alternatif olarak BM temsilcisi DeMistura'nın sunduğu öneriler de kabul görmedi. Ve ufukta başka bir çözüm işareti de görünmüyor. 140. madde ve ya DeMistura'nın önerileri uygulansaydı bile sorun çözülmeyecekti kuşkusuz, çünkü egemenlerin bu vahşi çıkar paylaşımının doğası vahşi-kanlı yöntemleri gündeme getiriyor. Onlar bundan kaçınamaz. Bunu engelleyebilecek tek şey ise onların bizzatihi varlıklarını da tehlikeye sokacak bir birleşik halklar direnişi olabilir. Kilidi çözecek olan budur. Bunun da devrede olmadığı bugünkü koşullar, gerilimi her an patlayacak noktaya doğru sürüklüyor.
Bölgede halklararası kanlı bir boğazlaşmaya dönüşme riski yüksek bu gidişatın emperyalist işgalcilerin, Türkiye ve İran gibi komşu güçlerin el altından müdahaleleriyle beslendiği, büyütüldüğü kimse için sır değil. Onlar şimdiki gerilimin de ilerde olabilecek kanlı boğazlaşmaların da sorumlularıdır.
Sonuçta her şeyin gelip dayandığı kilit işçi sınıfı ve emekçilerin, Türk, Kürt, Arap ve bölgedeki diğer halkların işgalci emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı mücadelesi, dayanışması, birleşik eylemidir. Bunun dışındaki, hangi iyi niyetle olursa olsun, her beklenti ve bekle-gör tutumu emperyalistlerin, egemen sınıfların emekçi halkların kanı üzerindeki rant hesaplarında kaybolmaya mahkumdur.