Umutsuzluğu Öldürmek

GÜNCEL
Salı, 21 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

Tuba, on üç yaşındaydı. İlk adımlarını atıyordu hayata. Daha görecek çok günü, çekecek çok acısı vardı. Göremedi! Altıncı sınıfında okuduğu okulunun, tam karşısındaki binadan kendisini boşluğa bırakarak ölümü seçti.

Kardeşleriyle birlikte küçük bir evde yaşıyordu; yoksuldu. Babası bir yıldır cezaevinde, cinayet işlemekten hükümlü. Babasının işlediği cinayetin kurbanı küçük Tuba’nın annesiydi. Gazeteler “Batman’da bir intihar daha” başlığıyla verdi ölüm haberini. “14 günde 7 intihar vakası tesbit edildi Batman’da” Günaşırı gelen intihar haberlerinden biriydi o da. Ve unutuldu Tuba.

“Batman’ın Beşevler mahallesinde oturan 13 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi N.Ş. henüz belirlenemeyen bir nedenle merdiven boşluğuna astığı iple intihar etti. Cenazesi İkiztepe mezarlığında toprağa verildi.” (16 Ocak 2006)

A. 28 yaşında ve beş çocuklu. Böcek ilacı içerek intihar etti. Hastaneden önce Emniyete götürüldü, kurtarılamadı. Batman Emniyeti’nde yarım yamalak Türkçe’siyle sevgi ve şefkat eksikliğini anlatabildi. Saygı görmediğini söyledi.

Bir çocuk niye kendini boşluğa bırakır?


Kadın intiharı gibi medyatik tüketime oldukça müsait kitlesel bir trajedinin burjuva medyanın gündemine neredeyse hiç girmemesi dikkatinizi çekiyor mu? Bu sessiz izleyiş, bu keyfekeder bekleyiş size ne anlatıyor?

Hastanelerin soğuk morglarına, hergün kimi ilaç içerek, kimi iple asarak, kimi kafasına bir kurşun sıkarak intihar etmiş cesetler gelirken ve her yeni gün gencecik kızlar yeni cesetlerin mezarlıklara giden yollarını çizmekle cebelleşirken bunca ilgisizlik, bu denli kayıtsızlık…

Son on yılda başta Batman olmak üzere tüm Kürt illerinde kadınların intihar oranlarında istikrarlı bir yükseliş gözleniyor. Tüm dünyada erkeklerin intihar oranı kadınlarınkinden 2 ile 4 kat daha fazla olmasına karşın Kürt illerinde bu oran tam tersine kadınlarda erkeklerin iki katından fazla. Önemli bir çoğunluğunu 15-24 yaş grubundaki genç kızların oluşturduğu intihar vakalarında yaş sınırı on üçe kadar indi. Bir kara bulut gibi tüm Kürdistan’nın üzerine yayıldı kadın intiharları. Doğu Kürdistan İnsan Hakları Derneği (RMMK) yayınladığı raporda sadece Urmiye eyaletinde son bir ay içinde 150 Kürt kadınının intihar girişiminde bulunduğunu duyurdu.

Sözün kısası, ölüm bir adımlık mesafede Kürdistan’da ve zaman, ölümle ölçülüyor; kadın ölümleriyle.



İntiharlar sadece bireysel bir eylem, dolayısıyla kendi içinde psikolojik ve psikiyatrik çözümler gerektiren bir durum değildir. Toplumsal bir sorundur ve bu düzeyde bir çözüme ihtiyaç var.

Batman Kadın Danışmanlık Merkezi‘ne başvuran kadınların yüzde 50’sinin geliri asgari ücretin altında ya da hiçbir geliri olmayanlar oluşturmaktadır. Yüzde 71‘i değişik düzeylerde şiddete maruz kalmışlar. Yüzde 21‘inin okuryazar olmadığı; yüzde 35‘inin herhangi bir öğrenim kurumundan mezun olmadığı saptanmıştır. Kadınların neredeyse tamamının hiçbir sosyal güvencesi yok; çok azı “yeşil kart” uygulamasından yararlanıyor. Asgari ücretin altına inen derin yoksullukla paralel giden şiddet, kültürel baskı ve yozlaşma, eğitimsizlik, gerici gelenek ve değer yargıları, (kuma, berdel) hayal ve özlemlerin sömürülmesi, asgari sosyal ihtiyaçların bile karşılanamaması, ev içi yoğun emek sömürüsü, siyasal baskı… toplamda her yönden kuşatan bir cendere.

Emekçi Kürt kadını kirli savaş ve zorunlu göçün travmasını yaşadı. Bu, bir neslin travmasıdır. Yıllara yayılmış ekonomik, siyasal, kültürel baskı; faili meçhullerin yarattığı korku ve güvensizlik hissi, dini ve kültürel değerlerin ve Hizbullah’ın yarattığı sosyo psikolojik-sosyo kültürel basınç ve bunun modern yaşam biçimiyle uyumsuzluğu, yerel sözlü iletişimin de etkisiyle intiharların “bulaşıcı” etkisinin yayılması ve tüm bunlara çarpan etkisi yapan Kürt ulusal hareketinin yaşadığı yenilgi ve teslimiyetin yarattığı umut yitiminin sonucudur intiharlar.

Toplumsal bir sorundur intihar ve bir çığlıktır. Geleceğe dair umutların tükendiği, karanlık bir dünya ve derin bir umutsuzluk duygusudur. İçine aldığını boğan bir anafordur. “Bu şehrin havası yok, boğuyor. Hayattan soğudum.Ümidim yok. Çocuklarım büyüyecek, kocam iş bulacak; düşünemiyorum bile” İki defa intihara teşebbüs eden Nafiye böyle haykırıyor. Sorunun boyutunu gösteren bir çığlıktır bu. Sistemin tükenişini işaret eden bir çığlık.

Buna karşı umutsuzluğu bile iktisadi ranta dönüştürme, çaresizliği Kürt kadınını asimile etmeye vesile yapan çeşitli projelerle karşılaşıyoruz.Çoğu AB fonlu “sivil toplumcu” kadın örgütlerinin yürüttüğü çalışmalarla Kürt kadını düzene bağlanmak isteniyor. “Kadın istihdamını geliştirme”, “kadının toplumsal yaşama katılımını güçlendirme”, “kadın dayanışması ve kadın girişimciliğini geliştirmek”, “yoksulluğu azaltma” adı altında yürütülen projelerle Kürt kadının yoksulluğu ranta dönüştürülüyor. Kapitalist ilişkilerin hızla derinleşmesi ve zorunlu göçün toplumsal yapıda yarattığı çözülme, (bir kaç on yıl içinde Batman’ın 5 bin olan nüfusu bugün 400 bini geçmiş, aynı durum Diyarbakır, Van vd iller için de geçerlidir) feodal-ataerkil değer ve normların etkisini kaybetmesi (geçiş sürecine özgü normsuzlaşma hali) bu alana dönük yeniden yapılandırmayı gündeme getirmiş, kapitalist (kültür, ahlak) sömürü normlarını hızla ikame etme ihtiyacını doğurmuş.



Ucuz Emek ve Asimilasyon Merkezleri


Bu genel çerçeve içinde özel bir alan çalışması olarak kurgulanan ÇATOM’lar (Çok Amaçlı Toplum Merkezi) kuruldu. GAP İdaresi bünyesinde 1995 yılından itibaren kurulmaya başlanan ÇATOM’ların “hedef kitlesi 14 yaş üstü kız çocuklar, genç kız ve kadınlardır” Bölgede bugüne kadar 30 tane merkez kurulmuş. Bunların iki temel amacı var: Birincisi kadın emeğini en ucuza sömürmek. Bu çerçevede el sanatları, biçki-dikiş, trikotaj, nakış, halı-kilim, taş işleme, gümüş işleme, hediyelik eşya,vb üretimi yapılıyor. Bunlar çok ucuza, neredeyse günlük ekmek parasını bile karşılayamayacak bir ücret karşılığında üretilir ve pazara sunulur. Bu amaçla bir çok yerde “Hanımeli Pazarı” kuruldu. Geleneksel kilim üretimini geliştirme adı altında genç kızlar, bu merkezlerde aylarca tezgah başına oturulmakta, üretilen kilimler Avrupalı burjuvaların oryantal düşlerini süslemek üzere ihraç edilmekte. İkincisi, Kürt dilini tarihten bugüne taşıyan Kürt kadınını asimile etmek. Okuma yazma kursları, kız çocuklarının okula gönderilmesi için yapılan ikna çalışmalarının merkez üsleri ÇATOM’lardır.

Bu merkezlerin “katılımcılığa dayalı” çalışması, tüm etkinliklerin resmi görevliler yerine “katılımcıların kendi seçtikleri kurullar” aracılığıyla yürütülmesinin anlamı ucuz emek sömürüsü ve asimilasyonu dışardan dayatmak yerine “içerden” örgütlemektir. Her katılımın demokratikleşme, her seçim hakkının özgürlük olduğu kanaatindeki feminist çevreler, bu ucuz emek sömürüsünü ve asimilasyon merkezlerini sevinçle karşılamakta. Kuşkusuz bu merkezlerde yapılan kültürel etkinlikler, sinema, tiyatro gösterimleri, gezi, sergi, seminer vd çalışmalar kendi başlarına bir sosyalleşme ortamı yaratmakta, kadınların okur yazar olması, kız çocuklarının eğitime katılımı kadınların gelişimine katkı sunmaktadır. Ne var ki asimilasyon üzerine kurulmuş “aydınlanma” girişimleri, evleri atölyeye dönüştüren ucuz emek sömürüsünü onaylamak mümkün değildir. Kürt kadını kendi dilinde okuyup yazabilmelidir; Kürt çocuklar anadillerinde eğitim görebilmeliler. Bu olanağın zorla engellendiği koşullarda eğitim kampanyalarının ezilen bir ulusun asimilasyonuna katkı sunmak dışında bir işlevi olmaz.

Trajik boyutlara ulaşan intiharlar olsun, Kürt kadını gibi diğer emekçi kadınların yaşadığı sorunların ağırlığı olsun, sistemin her geçen gün ağırlaştırdığı kadın sorununa karşı emekçi kadını kendi sorunlarından başlayarak tüm toplumsal sorunların çözümünün öznesi haline getirecek bir mücadele programı ve yöntemlerini geliştirmeyi dayatıyor. Emekçi Kürt kadınını her tür ulusal baskı ve zora dayalı asimilasyondan, faşist devlet teröründen, aile içi şiddetten, töre ve sosyal baskıdan kurtaracak olan, emekçi kadını yaşamın ve tarihin nesnesi olmaktan çıkarıp öznesi haline getiren bir mücadele çizgisi. “Kafamda bir ev var, onu kağıdın neresine koyayım.”… İç dünyalarını resmetmesi istenen Kürt kadınlardan birinin tuval başındaki sözleri böyleydi. Köydeki evleri yakılmış yıllar önce. Tek hayali bir ev sahibi olan Kürt kadının bu hayalini; çocuklarını sabah “mendile” değil, okula göndermek isteyen kadınların bu talebini; kendi dillerinde okuma yazma isteğini karşılayacak olan bir mücadele… Kendini öldüren kadınların umutsuzluğunu öldürmek, içine düştükleri boşluğu komünist bir dünya istemiyle doldurmak gerek… Emekçi Kürt kadınını saran kara bulutları dağıtacak olan budur!..


*Ufuk Çizgisi, Sayı: 32, 17 Şubat 2006