Devrim Ordusunun Emekçi Kadın Yarısı

GÜNCEL
Cuma, 24 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

Kadınların katılmadığı gerçek bir kitle hareketinden söz edilemeyeceği, bu güç harekete geçirilmedikçe bir devrimin olanaksız olduğu sadece bir belge midir?

Çok bilinen fakat içeriği üzerinde pek düşünülmemiş bu sözler, ajitasyonal bir vurgunun ötesinde anlam derinliğine sahiptir. Proleter ve emekçi kadın hareketi, devrimin güçlü dinamiklerinden birisidir ve bu güç harekete geçirilmedikçe bir devrimin başarısından, sosyalist kuruluştan söz edilemez.

Kadın sorunu, devrimimizin içerisinde bulunduğu evrenin temel bir sorunu ve onun stratejik yöneliminin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Faşizmin hüküm sürdüğü bir ülkede, salt burjuva gericiliği değil, onunla içiçe ve diğer bir alandakinden çok daha fazla olarak feodal, ataerkil ve dinci kültürün, geleneklerin baskısı altındaki kadının demokratik harekete katılım dinamiği çok daha yüksektir.

Kapitalizm kadını toplumsal üretim alanına çekerek ev ekonomisinin dar koşullarından kurtardı! Fakat, kadının, kapitalizmce toplumsal üretime çekilmesi onu özgür kılmak için değil en ucuz iş gücü olarak sömürmek içindi. Kadın emeği ekonomide alabildiğine eşitsiz bir sömürü ve baskı altında iken, özel mülkiyet sistemi içerisinde ayrıcalıkla donatılmış erkeğin yanında eş ve ana olarak bağımlı, ikinci sınıf konuma itildi.

Kadın ve anne olarak kadının özel durumunu göz önüne almayan çalışma koşullarının ağır baskısı ile karşı karşıya bırakıldı. Ekonomide, toplumsal yaşamda, ailede, siyaset ve hukuk alanında yaratılan bu eşitsizliğin kaynağında bizzat kapitalizm, onun özel mülkiyet üzerine kurulu sistemi vardır. Bu zeminde işçi ve emekçi kadınların kurtuluşu, sosyal kurtuluş için mücadele ve sosyalist kuruluşta yatıyor.

Kapitalizmin kriz dönmelerinin kadın yaşamı üzerindeki daha derin, sarsıcı etkileri, faşizmin kadını köleleştirici baskısı üzerinde de durmak gerekiyor. İşçi ve emekçi kadının ekonomik yaşamdaki eşitsiz bir konumu kriz dönemlerinde daha da büyür. Pahalılık, ücretlerdeki düşme ile birlikte aile bütçesinin küçülmesi ve emekçi ailesinin yoksullaşmasının daha duyarlı kıldığı ev kadınlarının öfkesini kapitalizme yöneltmek gerekir. Kitlesel yoksullaşmanın yanı sıra kitlesel işten atmalar karşısında da işçi ve işsiz kadınların örgütlenmesi özel bir önem taşır.

İşçi kadın kitlesinin daha örgütsüz, politik bakımdan gelişmemiş ve toplumsal bakımdan geri konumu aynı işi yapıyor, hatta daha düşük ücretle çalışıyor olsa bile ilk kapıya konan olmasına yol açar. Kapitalistin, erkek işgücünün yeniden üretiminde kadının evdeki işgücüne bir değer ödemesi, kadının geri konumu nedeniyle ekonomik krizin toplumsal kriz boyutunu sınırlandırma bu tercihte belirleyicidir.

Bir sektör olarak örgütlenmiş bulunan fuhuşun kadına yol olarak gösterilmesi ise kadının aşağılanmasının en üst noktasıdır. Kapitalizmin ulaştığı iğrençlik düzeyini de gösterir.

Faşizmin işçi ve emekçilere saldırısı işçi ve emekçi kadının yaşamında da köleleştirici bir baskı biçiminde kendisini gösterir. Faşizm, bir bütün olarak kadının, siyasal, toplumsal ve ekonomik eşitsizliğini daha da geriye götürür. Hak eşitsizliğini derinleştirir. Savaş politikasıyla aile ve kadın yaşamında büyük acıların doğmasına neden olur. Kadını eve hapseder; onu kocasına itaat ve çocuk doğurmakla görevlendirir. Dini gericiliği kullanarak geniş kadın kitlelerinin kapanmasına yol açan, öte yandan, bir başka dönemde olmadığı kadar kadınları fuhuşa sürükleyen 12 Eylül faşizminin izleri silinmiş değildir. Faşizm, işçi ve kadının en büyük düşmanıdır.

[foto]kadin9.jpg[/foto]

Emperyalizme bağımlı, burjuva demokratik devrimini sonuçlandırmamış bir ülkede kadın sorunu nedir?

Soruyu bu şekilde sorduğumuzda onun çok daha girift, şiddetlenmiş bir yapıda olduğunu görürüz. İşçi ve emekçi kadınların üzerindeki katmerli sömürü ve baskının kapitalist özel mülkiyete dayalı bir ekonomik temeli olduğu gibi, siyasal, hukuksal, gelenek ve göreneklere, dine dayanan son derece gerici burjuva-feodal bir karakteri vardır.

Burjuvazi, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki kadar olmasa da azımsanmayacak sayıdaki kadın kitlelerini üretim alanına çekip ekonomik özgürlüğü için kapıyı aralarken diğer alanlarda köleliğinin sürmesi için kapitalizm öncesi kültür ve kurumları koruyup, kendisine uygun hale getirerek kullanmaktan geri kalmaz.

Ülkemiz kadını, kapitalizmin çarpık gelişmesinin, kırsal yörelerden kentlere hızlı nüfus akışının, kimi sektörlerce kadın emeğinin hızla emilmesinin yol açtığı bir değerler karmaşası içerisine itilmiştir. Feodal düşünce ve geleneklerin egemen olduğu ataerkil aile yapısı sarsılır, kadının ev içi konumu özgürleşme yönünde görece bir değişime uğrarken, kapitalizmin sunduğu yoz değerler bir kimlik karmaşasına yol açmaktadır. Genellikle kadının yaşamında eski ve yeni kültür içiçe varolmakta, doğan boşlukta kapitalizmin en yoz değerleriyle benimsenmesi gibi bir gelişme ortaya çıkmaktadır.

TV dizileriyle, süs ve tüketim çılgınlığıyla kadın tam bir cehalete mahkum edilmekte, bunlar onu sisteme daha kolay bağlayabilmenin araçları olarak kullanılmaktadır. Sistemin baskısı, ev köleliği kadını köreltmekte, düşünsel darlık ve edilgenliğe itmektedir. İşçi eşlerinde, küçük burjuvalarda çok güçlü olan bu eğilimler, onları mücadeleye karşı tutucu davranmaya yöneltmektedir. İşçi ve emekçi kadının, özgürleşmesinin ve kişilik gelişiminin tek gerçek aracı toplumsal eylem ve devrim iken, bundan uzak durdukları gibi birçoğu eşlerini de engellemeye çalışırlar.

Ülkemiz emekçi kadınlarının durumunu belirlerken sadece bunların söylenmesi eksik olacaktır. Tümü için değilse de belli kesimlerini karakterize eden kimi olguların görülmesi de önemlidir. Yaygın küçük üretimin varlığı, islamiyetin yoğun baskısına karşın, kırsal alanlarda küçük üretimin önemli bir unsuru olan kadının, tümüyle eşitsiz konuma itilmesini engellemiştir.

Emekçi halkın ve kadının yaşamında azımsanamayacak ve geleneksel bir değer taşıyan bir olgudan da söz etmek gerekir. Uzun savaşlar, göç ve sürgünler, kriz dönemlerinde kadın, direngen kimliği ile öne çıkmıştır. Kriz ve işsizlik dalgalarıyla sarsılan emekçi yaşamında ülkemiz kadınının kazan dığı bir kişilik özelliği, onun mücadeleye çekilmesinde ve çekildiğinde ortaya koyacağı tavır açısından önemlidir.

Katmerli sömürü ve baskı altındaki emekçi kadının durumu, çelişkilidir. Sistemin onları sömüren, baskılayan, körleştiren yapısı kavratıldığı ölçüde, devrimin dinamik bir gücü olmaya adaydırlar. Kadının toplumsal bakımdan geri konumu, düşünsel bir darlık içine itilerek, kapitalizmin yoz değerleri benmsetilerek siteme bağlanması, işçi sınıfı ve emekçi halk hareketinin en zayıf yönünü oluşturur. İşçi ve emekçi kadınlar içerisinde yürütürecek komünist çalışmanın özgül önemi buradan doğar. Emekçi kadınların devrim ve sosyalizm mücadelesine daha geniş ve etkin bir düzeyde katılmalarının sağlanabilmesi için yoğunlaştırılmış bir propaganda ve örgütlenme çalışması, kadınların mücadeleye katılmalarını güçleştiren engellerin kaldırılması için özel bir çabanın geliştirilmesini öngörür.

İşçi ve emekçi kadınların kurtuluş hareketinin devrimsel değişiklikler gerektiren, devrimci demokratik ve sosyalist bir içeriği bulunmaktadır. Bu aynı zamanda, ülkemiz emekçi kadın hareketinin geniş ve güçlü sınıfsal dayanaklarının olduğunu da göstermektedir. Kadın işçiler, işçi eşleri, kadın memurlar, küçük burjuva ev kadınları vb., emekçi kadın katmanlarının ortak kitlesel hareketi ve örgütlenmesinin güçleridir.

Ezilen ulus konumundaki, daha derin bir eşitsizlik ve Kürdistan'daki kirli savaşın yoğun saldırısı ile karşı karşıya olan, mücadeleye katıldıkça, aileye varıncaya dek kendisini aşğılayan geleneksel ilişki sistemini sarsarak özgürlüğün penceresini ararayan emekçi Kürt kadınının ortaya koymuş olduğu mücadele de, kadınların kurtuluş hareketinin bugün ayağa kalkmış güçlü bir bileşenidir.

Devrim ordusunun emekçi kadın yarısı, her türlü eşitsizliğe, sömürü ve baskıya karşı özgürlük ve sosyalizm için mücadeleye, KURTULUŞ DEVRiMDE, KURTULUŞ SOSYALİZMDE....