Yapı Sanatevi'nde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği

GÜNCEL
Pazartesi, 27 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

”Beni isterseniz gece yarısı eyleme çağırın, ben yine gelirim”. İşte böyle diyordu bir belgeselde direniş yaşamış bir kadın, başında türbanı alnı dik. Yapı Sanatevi‘nde 26 Şubat günü 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği gerçekleştirildi. 40 kişinin katıldığı etkinlik, kısa bir konuşmanın ardından işte bu belgeselle başladı. Belgesel, Sümerbank direnişi sonrası işsiz kalan kadınların anlatımından oluşuyordu.

Birinci bölüm sohbet havasında geçti. Erkek sınıf kardeşinden aşağı görülen, ev köleliğine hapsedilen, çeşitli şekillerde sömürüye maruz kalan kadınların yaşadıklarını en iyi kendileri anlatabilirdi ve söz salondakilere bırakıldı. Yıllardır biriktirdikleri öfke konuştu en çok; çarptıkları kimi zaman aileleri oldu, kimi zaman eşleri. Herkes bir şeylerden şikayetçiydi, ama hepsi var olan durumun değişmesi gerektiğini söylüyordu. Bu noktada ailelerden de eşlerden de gelecek bir baskının asıl yaratıcısının sistem olduğu, o halde sisteme karşı mücadele etmek gerektiği vurgusu yapıldı. “Biz emekçi kadınlar hep bize verilen rolleri yerine getiriyoruz. Kendimiz için şu yaşımıza kadar bir şey yapabildik mi?” sorusuna evet diyen bir kadın, artık kendi olmak istediğini söylüyor ve bunun için adım attığını ekliyordu.

Sistemin ucuz işgücü olarak gördüğü için kadını üretimin içine giderek daha çok çektiği, özellikle de fason çalışma ve ev işçiliğini yaygınlaştırdığı belirtilerek kadının hem sınıfsal hem de cinsel sömürüye maruz kaldığının altı çizildi. Sorunların sadece 8 Mart’larda değil, diğer günlerde de konuşulması ve çözüm üretmek üzere bir araya gelişlerin de süreklileştirilmesi gerektiği vurgulandı.

Peki bizim en büyük hayalimiz neydi? İşte bu soruyu “Çalışıp az da olsa para kazanmak, bağımlı olmamak” diye yanıtlarken ev emekçisi bir kadın, bir başkası daha büyük hayaller kurmamız gerektiğini söylüyordu. İşte kendisi çalıştığı halde sömürülüyordu, ev içinde de ev dışında da durum aynıydı. O halde nerede ortaklaşılacağına bakmak lazımdı. Ama insanlar birbirine güvenmezken herşey nasıl yapılacaktı: Bu noktada örgütlenmek, birlikte hareket etmek gerektiği vurgusu yapıldı. Ve güven de ancak mücadele içinde kazanılabilirdi.

Ardından 11-12 Mart‘ta gerçekleşecek Söz Alınterinin Kurultayı‘ndan söz edildi. Bir senedir çalışması yürütülen kurultayın bir çözüm kurultayı olduğu vurgulanarak kurultayın önemli bir ayağının eksik olduğu, etkinlikte yapılacak tartışmalar üzerinden bir kadın tebliğinin hazırlanacağı ve herkesin görüşlerinin alınarak bu tebliğin zenginleştirileceği belirtildi.

Salondakilerden biri “Buradakileri evden çıkarıp buraya getiren neydi?” diye sordu. Günün en anlamlı konuşmasını yapan bir kadın şunu söylüyordu:

“Ben 24 yaşındayım. Bugüne kadar çok sorun yaşadım. Bugüne kadar hep kendime sordum soruları. Çevremdekilere, aileme tepki duydum bazen. Kendim için yaptığımı sandığım şeyleri aslında yapmadığımı farkettim. Buraya geldiğimde aslında 24 yıldır aradığımın bu olduğunu farkettim. Burada insanların gözlerinde kendimi gördüm. Ben bugüne kadar hedefimi bilmiyormuşum, ama şimdi ne istediğimi çok iyi biliyorum. Hepimiz aynıyız aslında…”
Böylesine içten yapılan bu konuşma hepimizi anlatıyordu ve yanaklara gülücük kondurmasının da, alkışlarla karşılanmasının da asıl sebebi buydu.

Sonra kısa bir ara verildi. Kadınların yanlarında getirdiği yiyecekler, eldekilerle birleştirilerek kolektif bir sofra oluşturuldu. Oluşan sıcak ortamın etkisiyle arada da susulmuyor; bir taraftan yemekler yenilirken, bir taraftan da sohbetler ediliyordu.

Ve ardından ikinci bölüme geçildi. 8 Mart’ın tarihçesi kısaca anlatıldı ve bugünün sınıfsal içeriğine uygun bir şekilde bir mücadele günü olarak kutlanması ve kadının erkek sınıf kardeşiyle omuz omuza mücadele vermesi gerektiği vurgulanarak 5 Mart’ta Beyazıt’ta olacak eyleme çağrı yapıldı. Bir işçinin okuduğu şiirden sonra ev kadınlarının hapsolmuşluğunu anlatan kısa bir skeç sergilendi. Dört sandalye… Sandalyelerin birinde tencere, birinde bebek, birinde temizlik malzemesi, birinde ruj… İşte hayatı bu dört sandalyenin etrafında dönerken bir taraftan da sıkıştığı duvarları yokluyor, bir çıkış bulmaya çalışıyordu bir kadın. Ve sonunda duvarları aştı ve el uzattı insanlara…

Skecin hemen ardından kurultaya yeniden çağrı yapıldı ve etkinlik müzik dinletisiyle son buldu. Ayrılırken herkes ne kadar memnun kaldığını ifade ediyor, birlikte olunacağının güçlü sinyallerini veriyordu. Yaşamın ve kavganın yarısı kadınlardı ve şimdi bunu daha iyi anlamış olarak aramızdan ayrılıyorlardı.