Rosa Luxembourg Vakfı'nın düzenlediği seminerlerin ikinci gününde, ilk konuşmacı Gaye Yılmaz'dı
Birleşik Metal İş Eğitim Danışmanı olan Yılmaz, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne emek-siyaset ilişkisi, sendikal hareketin bugünkü durumu üzerine bir tablo sundu. "Türkiye'de işçi sınıfı yok“ diyenlere, 1920 Elazığ yol işçilerinin resmiyle açılışı yaptı. Hemen ardından 1930'larda işçi direnişleri, 1963'te Kavel Direnişi vb. emek renginde bir geçit sundu. Kendi sözlerinden alıntılar:
Türk-İş, 1952'de AFL-CIO* (Amerikan sendikası) desteğiyle kuruluyor. Giderek Türk-İş içinde sancılar başlıyor. 1960'ların ikinci yarısında, 1965'te 'Türk-İş'i tanımıyoruz' sesleri yükseliyor. 1967'de DİSK kuruluyor. 2 yılda hızla büyüyor. Buna karşı, 12 Mart darbesi geliyor. 15-16 Haziran direnişleri bir dönüm noktası. DİSK'in büyümesine karşı, Türk-İş'in önerisiyle devlet, ülke genelinde barajı yüzde 33'e çıkarıyor. Buna karşı gelişen işçi hareketinde, tankların üzerine ilk çıkanlar kadın emekçiler oluyor. '70'ler grev ve direnişlerle geçiyor. '76 1 Mayıs'ı, hemen ardından '77 1 Mayıs'ında 500 bin emekçi Taksim'e çıkıyor.
DGM'yı Ezdik, Sıra MESS'te!
Polis provokasyonuyla 37 kişinin olduğu Taksim'de, bugüne kadar 1 Mayıs kutlamasına izin verilmedi. Dönüm noktalarından biridir, aynı zamanda '80 darbesini hazırladığı düşünülür. Hemen ardından "DGM'yı Ezdik, Sıra MESS'te!“ sloganı yükselir. MESS, Türkiye'deki burjuvazinin kristalize olduğu sermaye örgütüdür. Bugün de bu niteliğini korumaktadır. Günümüze doğru, '89 bahar eylemleri, kamu emekçileriyle birlikte metal işçilerini buluşturan bir süreç olmuştur. Demir-çelik işçileri Kartal Tekel işçileri, Zonguldak Maden hepsi '89'da buluşmuştur. KESK'in düzenlediği Ankara mitingi...
Türkiye'de şu anda 94 işçi sendikası, 52 işveren sendikası, 3 işçi konfederasyonu, 1 işveren konfederasyonu bulunmaktadır. Ama, 1) çalışanlar örgütsüz ve sendikal haklardan yoksundur. 2) Türkiye'deki sendika yasaları, '80 askeri darbesiyle çıkarılmış yasalardır. İşçi hakları bizzat yasalarla ihlal ediliyor. Sendikal haklardan yararlanan, sadece yüzde 6.5'tur. Engeller, 12 Eylül ürünü: 1. Barajlar 2. Noter şartı.
AB kurumlarına bağımlılık
Günümüzde de barajlar gene kalıyor, yüzdeleriyle oynanıyor. Sendika, TİS hakkı için, metal sektörü genelinde yüzde 10, tek bir işyerinde yüzde 50 örgütlemek zorunda. Üye kaydı ve üyelikten istifa için noter şartı, sendika üzerinde büyük bir yük. AB kurumlarına bağımlılık yaratıyor. Üyelik aidatlarıyla karşılanamıyor. Esneklik büyük bir sorun, işgücünün, yüzde 60'ı kayıtdışı. Sosyal sigorta, sendikadan yoksun, yüksek çalışma saatleri... Üyelik şartlarından biri olarak, sosyal sigorta numarası isteniyor, oysa yüzde 60'ı sigortasız. İşsiz kalma korkusu, işçilerin siyasi tercihlerini belirliyor. Ülke krize girerse, işlerini kaybedeceklerini düşünüyorlar. Soldaki bazı sendikalarda çok çarpıcı, milliyetçi bir yaklaşım var.
Milliyetçilik, sadece Türkiye'nin mi gerçekliği?
Sendikada işçi temsilcileriyle bir atölye çalışması yapıyoruz. '2002 yılında Bakü-Ceyhan boru hattında 200 Hintli mühendis günde 12 saat, haftada 6 gün, ayda 200 Euro'ya çalışıyorlar. Sigorta yok, meslek odası üyeliği yasak. Bu olayda insan hakları ihlali görüyor musunuz? Ne yapardınız', diye sordum gruplara. Sonra gruplar arasında dolaşırken duyduklarım çok çarpıcıydı: "Arkadaşlar bu tuzak soru. Devletimiz BOTAŞ'ta konsorsiyum içinde. Ulusal çıkarlarımız için işgücü ne kadar ucuz olursa, o kadar iyi" diyen temsilciler vardı. Acaba bu sadece Türkiye'nin mi gerçekliği? 1999-2000 yılında Amerika ile Avrupa arasında yaşanan çelik krizi sırasında Avrupa sendikalarının tavrını nereye koyacağız?*
Kürt sorunu sendikalarda hiç ele alınmıyor. Böyle bir eğitim konusu yok. İşçilerden gelen yorumlar "Sendikam benim için hiçbir şey yapmıyor“ şeklinde. Sendikalar çok büyük taviz veriyor, AB fonlarına angaje olmak için. Sadece sosyal diyalog, Avrupa İş Konseyleri... Sendikalar, Avrupa'dan izole olmaktan korkuyor, hem Türk hem Avrupa sermayesine taviz veriyorlar.
AKP-Ergenekon
AKP ekonomik açıdan sağ liberal, dinci muhafazakar, merkez sağ bir parti. Bir devamlılık, sermaye birikiminin ihtiyaçları için gereken politikalar. Açılım, denen hareketlerin hiçbiri AKP'ye özgü değildir. Ergenekon'un derin devlet olduğuna inanmıyorum. Devletin derin faaliyetlerine inanıyorum, kapitalist sistemde hiçbir zaman bitmeyecek.
Baraj ve su alanında çalışıyorum. Hasankeyfi kurtarmak için ve Ilısu Barajı'na karşı... İki gün önce Berlin'de Ilısu Zirvesi yapıldı. Bu projede Almanlar da var. Göletler, büyük yol projeleri, Karadeniz'de otoyol, yeraltı kaynakları, altın üretimi sorunlu, siyanürden dolayı. 350 bin insan yerinden yurdundan edildi barajlar sonucu. Bunun arkasında neoliberal sermaye politikaları var. Türkiye'deki büyük inşaat şirketleri, dünya çapında büyük su şirketleri. 10 yıldır eleştiri var. Sol çevrelerde platformlar var. Projelerde altyapı ve çevre sorunları var. Munzur Barajı, Bergama Yortanlı Barajı, Ilısu, Doğu Karadeniz'de Yusufeli Barajı ve buna karşı kampanyalar var.*Avrupa sendikaları hemen kolları sıvamış ve AB-Komisyonu ile lobi faaliyetine girişerek, ABD’nin derhal Dünya Ticaret Örgütü (WTO) uluslararası tahkim kuruluna şikayet edilmesi için talebini iletmiştir.
İki ay önce İstanbul'da olan Su Forumu var. Birkaç yıl önce bunlar gündem olmazdı. Doğrudan sorunun muhataplarına gittik. Köylülere bilgi verdik. Bergama-Ovacık köylüleri iyi örnek oldular. Daha muhafazakar insanlara da ulaştık. Hakları için mücadele etmeye cesaret verdiğinizde harekete geçiyorlar. Özellikle Doğu Karadeniz Yusufeli Barajı'na karşı kampanyada, yeni dernek ve girişimler oluştu. Basit ve geleneksel yaşayan insanlar bunlar. Hiçbir zaman devletine karşı gelmemiş. Ama tehdit olunca... Protesto olarak, bütün bir köy oy vermedi. Solun yararlanabileceği bir durum var aslında. Sokağa çıkmak, köylere gitmek zorunda. Toplumsal eleştiri bilinci edinmesi için büyük bir potansiyel var. Ulusal çapta bir etkimiz oldu. Büyük şehirlerden çevreler, platformlar. Karadeniz'deki platformda çok hassas davranıyoruz. Çok milliyetçiler, ama ortak bir yanımız var, alternatif enerji vb. konularda. Türkiye çapında platform kurmak istiyoruz. 6 Haziran'da Ankara'da eylem yapacağız. İlk kez ortak bir etkinlik. Su Forumu'yla birlikte çalışıyoruz. Su kaynakları özelleştiriliyor.