Greenpeace Buzdağlı protestoyla Paris'te küresel ısınmanın yakıcılığını görselleştirdi.
G-8'lerin, kapitalizm zehrini görüşüp, konuşup, mutabakatla şekere bulama toplantılarının sonuncusu bugün Fransa'nın başkenti Paris'te başladı.
Toplantı öncesinde deklare edilen gündem maddelerinden biri de; son birkaç yılda artan seller, kitlesel kırım boyutlarına ulaşan kuraklık ve yeryüzünün tatlı sularının yarısından fazlasını barındıran buzulların hızlanan erimesi nedeniyle artık inkar edilemez hale gelen hayat kaynaklarından birinin yokolması tehlikesine karşı yapılması gerekenlerdi.
Bu başlık altında “Sera gazı salınımının azaltılması” öncelikli tartışma alanlarından biri olarak ve özellikle buzulların erimesinin ilk elde sular altında bırakacağı Danimarka, Hollanda gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde halkların ısrarlı duruşlarının artık ötelenemez hale gelmesinin basıncıyla daha önceki birkaç zirvede temennilerle geçiştirildikten sonra gündeme alınmıştı.
Ancak “Zirve”ye öngelen aylarda Irak'tan sonra daha fazla ısındırılmaya başlanan İran'a emperyalist saldırı ve petrol fiyatlarındaki şiddetlenen dalgalanmalarla kendisini gösteren emperyalizmin yakın geleceğinde bu yollu sistem imitasyonlarına yer olmayacaktır.
Bu koşullarda inisiyatifi, en büyük doğa ve yaşam katillerine bırakmamak için harekete geçen Greenpeace başta olmak üzere çevre odaklı hareketler ve öncü araştırmaların sahibi uzmanlar bir yandan ilgi çekici eylemlerle konuyu gündemde tutarken diğer yandan gerçekleştieceklerini duyurdukları toplantı ve panellerle bilinç oluşturmaya çalışacaklar.
Öncelikle iklim değişikliği ve küresel ısınma ile sera gazları emisyonları arasında doğrudan bir ilişkinin/sebep-sonuç bağıntısının kurulabilmesi için gerekli bilimsel araştırmanın sonuçlarına henüz sahip olunmadığını vurgulayan uzmanlar; bunun sorumlusunun da, küresel ısınmaya neden olan tekellerin aynı zamanda gerekli araştırmaları yapacak üniversite ve enstitülerin en büyük bağışçıları veya Mütevelli Heyeti Üyeleri ile sahip oldukları güçle devletler üzerinde belirleyici “etkiye” sahip olduklarını ve böylece, ısrarla yok denilen ilişkiyi ortaya serecek araştırmaların yapılmasını geciktirici hatta engelleyici olduklarını belirtiyorlar.
Örneğin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kapsamında faaliyet gösteren 2500 bilim insanının derlediği veriler sonucu 1995 yılından bu yana, araştırmalarına göre iklim değişikliği ve küresel ısınmanın inkar edilemez gerçekler olduğu kabul edilmiş olmasına rağmen başta otomotiv ve petrol tekellerinin güdümlediği ABD ile konu özelindeki hempaları Avusturalya, Japonya ve Kanada (hemen peşleri sıra Çin) somut veriler olmadan Sera gazları Emisyonu'nu düşürecek ve bağlayıcı olacak anlaşmalara çekince koymanın yanısıra, emisyon oranlarındaki düşüşün asgariye çekilmesi için de canhıraş bir savaşım verdiler.
Nitekim Türkiye'nin de aralarında olduğu birkaç ülke tarafından imzalanmayan Kyoto Protokü'ne imza atan ABD'de anlaşmayı yürürlüğe koyacak Kongre Görüşmeleri hiçbir zaman yapılmadı. Yani kağıt üzerinde kalan anlaşma en büyük sera gazı salınımcısı ülkelerin tekelleri tarafından akamete uğratıldı.
Tüm bu ayak oyunları, oyalamalar, mevzuatların satır arası avantajlarıyla imzaların işlevsizleştirilmesi bir tek amaçla güdümleniyor; yıllık ortalaması 200 milyar dolar civarında olan karlardan vazgeçmemek.
Greenpeace Eyfel'in yanıbaşına yerleştirdiği küçük çaplı bir buzdağının görsel etkisi üzerinden, toplantılar süresince halklarda duyarlılık ve ilgili devlet yönetimleri üzerinde basınç oluşturmayı amaçlıyor. Görsellikle sorunun canalıcı aciliyetinin canlandırılması bakımından yaratıcı bir girişim. Ancak yeterli değil.
Azami kar arayışının sonucu olan küresel ısınmaya karşı etkili olabilecek yegane dinamik azami sömürünün hedefindeki işçi sınıfının sorunu sınırlandırıcı değil ortadan kaldırıcı mücadelesi olacaktır.
Bunun en bariz göstergesi, Lahey Toplantılarında sera gazları emisyonunun azaltılması hedefli tartışmalarda anlaşmaya varılamamasıdır. Zira Bilim İnsanları'na göre, atmosferdeki birikimin seviyesinin düşürülmesi için fosil yakıt kullanımının ve sanayinin genel teknik altyapısından kaynaklanan sera gazı emisyonunun öyle yüzde 3-5-10 değil, en az yüzde 50 ila 70 oranında aşağı çekilmesi gerekiyor. Yani bilinen sanayinin yarısından fazlasından “vazgeçmek”ten başka çare yok.
Halen 1.7 milyar insanın cebelleşmek zorunda kaldığı içilebilir su kıtlığının bu vazgeçme konusunda alabildiğine “isteksiz” olan tüm ülkelerden tekelci kapitalistlerin oyalama ve ayak oyunları sonucu 2025 yılına ulaşıldığında 5 milyarı aşacağı tahmini yapılıyor.
Nitekim bu yönlü olasılık hesaplarının basit korkutma oyunu malzemesi olmadığı daha halen süren petrol başta fosil yakıtların merkez ülkelerindeki savaşlar, işgaller ve yeni savaş hazırlıklarına ek olarak su kaynakları ve planlanan nakil yollarındaki ülkelere yönelik yeni “iç karışıklıklar ve savaş senaryosu çalışmaları” daha bir cevval tartışılmaya başlanıyor.
Buzdağlarının görünen yüzündeki erimeyi Paris'e taşıyan Greenpeace'in bu çabası anlamlıdır ama yetersizdir. Çünkü yüzmilyonlarla ölçülen insan hayatlarındaki erimenin dehşeti gözlerden uzak sürüyor. Hem de vites büyüterek. Bu iki süreç arasındaki ilişki üzerinden, sonuçlarla sınırlanmadan, o sonuçların yaratıcısı dinamiklere vurarak yüründüğü sürece bu iki düzlemdeki dinamikler birleşerek gidişin yönünü gerçekten değiştirecek bir güç ortaya çıkartabilir.