Bu marşı bir kez daha, herkes kendi dilinde söyledi. Yeniden çitlerin olmadığı toplantıda Uluslararası Otomobil İşçileri Kurultayı’ndayız.
yasanacakdunya.net
Şimdi değilse, ne zaman?
Burada değilse, nerede!
Biz değilsek, kim?
Zamanı geldi, gel el ele mücadele verelim
Bu marşı bir kez daha, herkes kendi dilinde söyledi. Yeniden çitlerin olmadığı toplantıda Uluslararası Otomobil İşçileri Kurultayı’ndayız. Bir kez daha dünya işçi sınıfı bölükleri arasındayız. İki yıl önce, bizim ilk kez katıldığımız beşincisine göre, bu toplantıda daha ustayız. Gelenlerle tanışığız, iki yıldır yüz yüze görüşmemekten kaynaklı birbirimizi özlemişiz.
Gözümüz esmer küçük cıva gibi Filipinli dostları, soğuk görünümünün aksine vücut diliyle konuşmasına alıştığımız Rusya’dan katılan arkadaşı, muzip ve kavgacı Juri’yi, İspanyol, Latin işçileri arıyor. Hepsi gelmişler.
Bu kez toplantıya emperyalist-kapitalizmin içinde bulunduğu kriz ve yükseltilecek ortak mücadele damgasını vurdu.
Türkiye’den gelecek arkadaşımızın son anda izin alamadığı için gelememesine rağmen, Avrupa’dan katılan ve otomotiv sektörüne vakıf olmanın yanında birkaç yabancı dile hakim işçi yoldaşlarla girdik toplantıya. Gelemeyen arkadaşın yolladığı sunumu salona taşıyacağız. Delegesi gelemeyen ülkelere kısa süre tanınacağını duyunca, yoldaş Türkiye’den gelen metinden de yararlanarak kısa bir metin hazırladı.
“Avrupa’dan bir işçi yoldaşımız, Türkiye adına Fransızca sunum yapacak!” anonsu salonda ilgi çekti.
Aşağıda Devrimci Sendikal Birlik adına yapılan sunumu bulacaksınız. Sırayla, diğer ülkelerin sunumlarını, alınan kararları ve gözlemlerimizi yayınlayacağız.
Türkiye’de yirmi yıl önce otomotiv sektörünün hızla serpilmesinde başlıca etken, ülkenin otomotiv devlerine sunduğu kolaylıklardı. Parasız altyapı, vergi indirimi, doğanın korunması gibi bir dertlerinin olmaması… İşçi sınıfı ve genel olarak da önlerine bariyer oluşturabilecek mücadele koşullarının olmamasıydı.
Son kriz öncesi otomotiv sektörü araç kapasitesi bakımından 1,5 milyona ulaşmıştı. Bir milyon 147 bine düştüğü durumda dahi 24 milyar dolarlık ihracat kapasitesi ile en önemli sektör olarak kalmaya devam etti. Devlet kriz karşısında işyerlerini korumak yerine, direkt olarak tekelleri destekledi, onların ihtiyaçlarına uygun yasal düzenlemeler yaptı. Buna paralel olarak sendikalar, sınıftan yana tavır koymak bir yana, sermayenin dayattığı uzlaşı yollarını tercih ettiler. Ücretler ödenmedi, çalışanlar zorunlu izne çıkarıldılar, ücretler düşürüldü.
Sendikalar krizle birlikte kötü bir duruş sergilediler. Buna rağmen, taban baskısıyla oluşan mücadelelerle kısmi kazanımlar da olmuştur. Sınıfın tüm olumsuzluklara rağmen krizin faturasını ödememek için arayış içerisinde olduğu da unutulmamalıdır.
Bugün buradaki toplantı, yeni bir uluslararası mücadele ufkunun açılması açısından önemlidir. Bu tür örgütlenmeler sadece uluslararası dayanışma ve deneyim aktarımı değildir. İşçi sınıfının tek tek ülkelerdeki mücadelesinin yükseltmesine esin kaynağı olmaktadır.
Ayrıca hangi mücadele olursa olsun, sınıf, gençlik, kadın, kapitalizmin tahrip ettiği doğaya karşı mücadele ancak sosyalizm hedefiyle yürütülüyorsa, bu eksende bir mücadele perspektifine sahipse başarı şansı olabilir. Biliyoruz ki; 1945-1950′lerde kapitalistler uyandığı zaman şu soruyu kendilerine soruyorlardı. ”Bugün iktidarda biz mi varız, yoksa işçiler mi?” Çünkü o yıllarda sınıf mücadelesi gelişkindi. Yaşayan bir sosyalizm vardı. Sosyalizmin prestiji yüksekti, sempati duyuluyordu.
Bu korkulu rüyayı onlara yaşatmak için tekrar sosyalizm mücadelesine sarılalım. Bugün ben yaşadığım ülkeden buraya tek delege olarak geldim. Fakat Lenin’in ”Nerede bir parti üyesi varsa, parti oradadır” şiarıyla buradayım! Umut bizden, mücadele bizden yana!
YAŞASIN ULUSLARARASI DAYANIŞMA!