Stuttgart’ta Türkiye Cezaevleri Sempozyumu

Stuttgart’ta 19 Aralık günü, Turkiye’de cezaevleri mücadelesi ve 19 Aralık katliamıyla ilgili bir anma ve sempozyum yapıldı

DÜNYA
Cuma, 25 Aralık 2009 (16 yıl 10 ay önce)

ATİK ve Uluslararası Politik Tutusaklarla Dayanışma Komitesi (UPOTUDAK) tarafından Feuerbach Müzikokulu'nda gerçekleştirilen sempozyuma, Türkiye’den TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı, İHD Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Efe, TUYAB adına İsmet Yurtsever’in yanı sıra UPOTUDAK temsilcisi Hüseyin Sap konuşmacı olarak katıldı. Katılımın zayıf olduğu ve salonun boş kaldığı etkinliğe, Stuttgart, Ulm vb. şehirlerden yaklaşık 60 kişi katıldı.

Katliamda yaşamını yitiren tutsaklar anıldıktan sonra, ilk sözü İnsan Hakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Efe aldı. Efe özetle şunları söyledi:

19 Aralık yalanla hayata geçirildi


Cezaevlerini mimarlar tasarlamadı. Yaptıranlar ekonomistlerdi. Hapishaneler bir toplumda şiddetin en üst biçimini ifade eder. 200 yıldır giderek artan bir şiddeti ifade ediyor yüksek güvenlik hapishaneleri. Bir CIA projesidir, kapitalizmin ütopyası olan hapsederek cezalandırmadır. Hapisteki saldırı dışarıdan ayrı algılanmamalı. Cezaevleri toplumun aynasıdır. İmha ve inkar politikasını yansıtmaktadır.

19 Aralık naklen topluma izlettirilmiştir. Koğuş sistemi de insan haklarına karşı yönler taşıyordu. Ama tecrit tamaman insana karşı, siyasal kimliğinden, insani yapısından soyundurmaya çalışan bir sistem. Italya'da tecrit toplumsal bir muhalefetle engellendi. Diğer ülkelerde engellenemedi.

En ilerici sendika 'Eğitim-Sen'den bile ama içeri silah nasıl girer?' gibi sorular geldi. Çünkü hep yalanla hayata geçirildi. Mapusların omuzlarına kaldı bu süreç. Dışarıya cılız olarak taşınabildi.

İnfaz yargıçlığı diye direttik, ama şimdi kuruldu ve giyotin gibi işliyor. İzleme kurulları paralı unsurlarla çalıştırılıyor. Ciddi tartışmalar ve yüzleşmelere ihtiyaç duyuyor hapishaneler tartışması.

Kaçımız içerdekilere mektup yazıyoruz?


Ailesi, görüşçüsü gelmeyen o kadar çok tutsak var ki! Kaçımız içerdekilere mektup yazıyoruz? Sosyal alanda yer almayan her bireyin toplumsal alanda yabancılaşma yaşaması kaçınılmazdır. Dışarı çıkan tutsaklar için, mücadele araçlarını bu yönüyle düşünelim.

Şu anda, insan hakları savunucuları olarak, kapatarak cezanın kaldırılması yönünde bir mücadele yürütüyoruz.

Ciddi bir dezenformasyon yaşandı


Daha sonra söz alan Şebnem Korur Fincancı ise tecrit modelinin işkence olduğunu açıklayan, uluslararası hukuk mücadelesi verilmesi gerektiğini vurgulayarak, dayanışmayı sürdürme çağrısı yaptı.

Şebnem Korur Fincancı şöyle konuştu:
Devletin insanı tüketmek, yok etmek, kimliğini ortadan kaldırmak amacını ve kararlılığını gördük. Hayata dönüş demişlerdi, iyi hesapladıkları belliydi. 19 Aralık sürecinde ciddi bir dezenformasyon yaşandı. Bütün topluma parmak sallayıp her an size de saldırabiliriz dediler. Ama direnişi kıramadılar. ÖO'nu kırmak için, infaz tehirlerini uygulamaya başladılar. Bir yandan da bir olumluluktu, Adli Tıp üyelerinin cezaevlerine girip muayene etmesi. Bir kısım insanımız için cumhurbaşkanlığı afları çıktı.

TİHV'e 500'ün üzerinde insan başvuru yaptı. Çok büyük bir gönüllü ağı kuruldu. Yurtdışından ciddi bir dayanışma geldi. B1 vitamini yollandı. Ama bu dönem çok uzun sürmedi. 2003 ortalarında tutum değişikliği oldu. Wernicke Korsakoff'un iyileştiğine dair bir tutum değişimi oldu. AG'yi sonlandırdıklarını düşünerek artık bunları toplayabiliriz dediler.

Tecrit kanser yapıyor!


96 ile 2000 AG süreçlerini karşılaştırınca, süre olarak olağanüstü bir fark ortaya çıkıyor. '96'da 60'lı günlerde ölümler başlarken, 2000 ÖO'nda 300'lü günlere ulaşıldı. Burada B1'in önemli bir rolü olduğunu düşünerek B1 konusunda fareler üzerine araştırmalar yaptık ve sonuçları yazılı hale getirdik. B1 hücrelerin canlı kalmasını sağlayarak, bağışıklık sistemini koruyor. Mide, bağırsak vb. şişmeleri engelleyerek su alımını kolaylaştırıyor.

Tecritin insanlar üzerindeki etkisi, bağışıklık sistemini çökertmesi ve kanser hücrelerinin artışıyla kendini gösteriyor. Son dönemde cezaevlerindeki kanser vakalarının artışı bununla bağlantılı.

Uluslararası hukuk mücadelesi


Tecrit modelinin işkence olduğunu açıklayan, uluslararası hukuk mücadelesi verilmeli. Uluslararası mahkemelere bu başvuruların yapılması önemli. OPCAT - İşkenceye Karşı Seçmeli Protokol, meclisten geçirelecek. Meclisten geçtikten sonra, 1 yıl içinde, hükümet bağımsız mekanizmalar oluşturmak zorunda. Şimdiye kadar, devlet tarafından kurulmuş insan hakları örgütlerinden cezaevleri izleme kurullarına seçildi.

En önemlisi dayanışmayı sürdürmek


Şu an 117 bin kişi cezaevlerinde. Geçen yıl 103 bindi. Ciddi bir artış var. Çocuk tutuklu sorunu var. Taş atan çocuklar cezaevinde. 177 çocuk, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyor. Çocuk hakları sözleşmesine göre, çocukların bırakın tutuklanmayı, polis tarafından gözaltına bile alınmaması gerekiyor. Son 11 ay içinde 1779 kişi sadece toplantı ve gösterilerden alındılar. En önemlisi dayanışmayı sürdürmek.

TUYAB: Onların sesini her yere taşıyalım


Tutsak ve Hükümlü Yakınları Birliği temsilcisi İsmet Yurtsever ise şöyle dedi:
Devlet aylarca hazırlık yaparak bu katlıamı gerçekleştirdi. Sadettin Tantan, o zaman '2 yıl provasını yaptık. 200 ölüyü göze almıştık' dedi. Emekli binbaşı açıklama yaptı: 'Alev toplarıyla insanlar yakıldı. Kapılar açılmadı' diye. Ama tutsakların kararlılığı ile karşılaştılar. Onlar teslim olmadılar, olmuyorlar da, hala direniyorlar. İMF’nin bir dayatmasıydı 19 Aralık Katliamı. İçerde-dışarda hücreleri parçalamak için onlarla dayanışmayı daha da güçlendirmeliyiz. Tutsaklara sahip çıkalım, mektup gönderelim, her yere onların sesini taşıyalım.

Dayanışmayı uluslararası alana taşımak


UPOTUDAK temsilcisi Hüseyin Sap, son sözü alarak, özetle "Cezaevleri meselesi uluslararası bir meseledir. Politik tutsaklarla dayanışmayı uluslararası arenaya taşıma ve yaygınlaştırma hedefimiz mevcuttur. Sadece Türkiye coğrafyası değil, Avrupa, Asya ve Amerika kıtasında politik tutsakların durumu Türkiye ile benzerlikler taşımaktadır. Türkiyeli ilerici, devrimci ve yurtsever kesim bu baskılardan en çok etkilenen kesimdir. Önder Dolutaş ve Mehmet Çömüt meseleleri bize enternasyonal çalışmaların önemini bir kez daha göstermiştir" dedi.

Tartışsma bölümünde söz alan Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu temsilcisi Süleyman Gürcan Almanya’da yaşanan politik baskılara dikkat çekerek: "Son dönemlerde Rote Hilfe, Militante Gruppe, YEK-KOM, Anadolu Federasyonu ve ATİF'e yönelik olarak gelişen saldırılar sözkonusudur. Amaç politik mücadeleyi susturmak ve sindirmektir. Stammheim Cezaevi'nde hasta tutuklular hücrelerde kalmakta ve günde yalnızca 1 saat havalandırmaya çıkmaktadırlar. Her yılbaşında anti-faşist gençler, Stammheim Cezaevi önünde, tutsaklarla dayanişma için bir miting ve yürüyüş yapmaktadırlar. Hepinizi bu eyleme katılmaya ve 129a/b kampanyasına destek vermeye çağırıyorum“ dedi.

19 Aralık Katliamının önemli tanıklarından Güzel Ana ise, "Belki bir kedi olsam yavrumu koruyabilirdim, ama bir insan olarak koruyamadık. Bu ülkede insan olmanın bedeli çok ağırmış meğer. Bu mücadele içinde olan herkes benim çocuğumdur“ diyerek, herkesi tutsaklara destek ve dayanışmaya çağırdı.

Etkinlik yaklaşık 4 saat sürdü.

Köln'de 19 Aralık Katliamı protestosu


19 Aralık 2000’de 20 cezaevine aynı anda düzenlenen operasyonda 28 devrimci tutsak katledildi, Onlarca devrimci tutsak ise yaralandı. Katliamın 9. yıldönümünde bu katliamın asla unutulmayacağı hesap sorulacağı birçok yerde olduğu gibi Köln’de yapılan bir gösteriyle de haykırıldı.

Gösteri Eigelstein Tor / Eberplatz’da saat 15.30’da başladı. DETUDAK’ın organize ettiği “Tecrit öldürür tecrite hayır”, “Yaşasın 19 Aralık direnişimiz” pankartlarının açıldığı gösteride TİKB, Yaşamevi, AGİF, ATİK, ADHK, TKİP şehitlerin posterleri ve bayraklarla katıldı.

Yapılan saygı duruşundan sonra DETUDAK adına hazırlanan, katliamı kınayan Almanca bir metin okundu. Arkasından Eren Keskin bir konuşma yaptı. Keskin katliamın boyutları ve bu katliama karşı verilen mücadeleye değindi. Keskin kısaca şunları vurguladı:
Tam bundan 9 yıl önce, 19 Aralık’ta Türkiye cezaevlerinde yaşananlar resmen bir katliamdı. Cezaevinde tutsak bulunan devrimcilere, çeşitli silahlarla saldırıldı ve 32 kişi yaşamını yitirdi. Faşist devletin katliamcı yüzü halen devam etmektedir. Daha dün Güler Zere ölüm eşiğine gelmesine rağmen toplumda baskı yaratıldı ki Zere tahliye edilebildi. Halen acil tedavisi yapılması gereken devrimci tutsaklar tahliye edilmemektedir .
Soğuk havada gerçekleştirilen anmada direnişe atfen şiirler okundu. Ardından 19 Aralık katliam saldırısı sırasında TİKB ve MLKP davasından Ümraniye Cezaevinde bulunan iki devrimci yaşanılanları anlattı. Katliamı yaşayan tutsakalar özetle şunlara değindiler:
Faşist rejim emekçilerin yaşamını hücreye çeviren uygulamalara hayat buldurabilmesi için onların en örgütlü ve öncü gücü olan devrimcilere imha kapsamlı bir saldırıyla işe başladı. Fiziken dört duvar arasında olan bizlere karşı, zırh delici mermilerden, zehirli gazlara kadar her türlü savaş silahını kullandılar. Bizim hazırlığımız gelecek bilincimizle kuşandığımız irademizdi. Bu iradeyle dört gün süren bir direniş sergiledik. Bu direniş anlamını asıl olarak emekçilerin yaşamına örülen hücreleri parçalama mücadelesini büyütmekte bulacak.
Konuşmalardan sonra halaylar çekilerek gösteri sonlandı.

Kaynak: Yaşanacak Dünya / Avrupa