Depremle birlikte, sokakta kalan çocuklar köle çocuk işçiler olarak satılmak amacıyla kaçırılıyor
“Atalarımız burada hep yoksuluk içinde yaşamamış, öyle anlatmıştı babam.. Şimdi şu çıplak dağlarda kocaman ormanlar varmış bir zamanlar, güneşte alev yalımı, şavkıyıp duran koca maun ağaçları... Özgürmüş atalarımız, özgür ve mutlu.. “Özgür” dedi babam üstüne basa basa… “özgür” dedim babama “tam olarak ne ki acaba?”.... Anlattı babam, anladım sayılır.. “kuş olup uçmak gibi” dedim babama ,”sıcak bir ekmek gibi..” dedi babam.. Anladım sayılır..”
Haiti, Karayip denizinde bir ada ülkesi... Belki birçoğumuzun yakınlarda olan depreme kadar çok da dikkatini çekmeyen bu ülke aynı zamanda batı yarım kürenin en fakir ülkesi …Başta ABD olmak üzere büyük devletlere yüksek faizlerle kredilerle borçlandırılan, ormanları petrol aramak için tahrip edilen, insanları ucuz işgücü olarak kullanılan, nüfusunun % 54'lük kısmı açlık sınırı altında olan, bir sömürge ülkesi…
Haiti’nin asıl yerli halkı ise Arawak’lar. Kristof Kolomb’un 1492’de yeni dünyayı keşfinden sonra burası Avrupalı “fatihler”in uğrak yeri haline gelmiştir. Kaynaklara göre bir zamanlar 60 bin insanın yaşadığı (Kızılderililer de dahil) bu adada, sadece 1494 ile 1508 yılları arasında 3 milyon insan savaştan, kölelikten ve madenlerden dolayı yok edilmiştir. 1804’e kadar Fransız sömürgesi olan ve sonrasında ABD denetimi ve kontrolü altına geçen Haiti, darbeler, iç savaşlar ve katliamlarla anılır hale getirilmiştir.
“Hem biliyor musunuz, o zamanlar çocuklar, hep oyunlar oynarmış sokakta... tek dertleri acaba yarın hangi oyunu oynasak olurmuş, öyle dedi babam “işe gitmezler miymiş peki?” diye sorduğumda… çocuklar oyun oynarken bazen düşüp yaralarlarmış bir yerlerini, dedi babam ellerimdeki yarayı ılık suyla temzilerken... “senin öyle yaran oldu mu baba hiç?" dedim.. “hiç..” dedi... yaralarla dolu ellerini saçımda gezdiriken..”
Geçitiğimiz aylarda yaşanan ve sosyal - fiziki yıkımı daha da artıran depremle Haiti’nin adı bir kez daha gündeme geldi. Binlerce insanını kaybeden Haiti'de sadece anne babasız kalan çocukların sayısının 1 milyon olması, bu yıkımın sonuçlarını daha çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Ölenlerin büyük bir kısmını ise yine çocuklar oluşturuyor.
"Kötü insanlar gelmiş, kocaman direkli, tıka basa insan dolu gemileriyle… “hepsi benim olmalı” diyormuş en baştaki, “öldürün hepsini, öldürün…”, ”geri kalanları alın bana getirin, boyunlarına takıp zinciri..”
Emperyalizim insanların acılarından bile kar etmeyi hesaplamaktadır. ABD’nin depremin hemen ardından 20 bin askerini buraya göndermesi de boşuna değildir, sigorta şirketlerinin akın akın Haiti'ye koşması da.. Deprem öncesinde 225 bin çocuk işçinin çalıştırıldığı bu ülkede depremle birlikte, sokakta kalan çocuklar köle çocuk işçiler olarak satılmak amacıyla kaçırılmaya başlanmıştır. Bu çocuklar zengin ailelerin yanına hizmetçi olarak verilmekte, 13 saate varan ağır çalışma koşullarında, hiçbir ücret almadan, şiddete maruz kalarak çalışmaya zorlanmaktadırlar.
“İşte o günden sonra bir daha hiç ağaç yetişmemiş bu dağlarda, işte o zamandan sonra ellerimizde bu yaralar hiç eksik olmamış.. hiçbir gece karnı yemekten şişmiş olarak uzanamamış çocuklar yatağa.. Etime geçiyor tırnaklarım, acısı hala kara tenimde..”neden?” diyorum, “neden ama?...”
Günümüzde birilerinin sadece bir gecede eğlenceye ya da yemeye harcadığı para milyon dolarlarla ifade ediliyorken, kedi- köpek mamaları için binlerce dolar harcanabiliyorken, ölümlerin açlık ve AIDS, kızamık gibi hastalıklardan dolayı da oldukça fazla olduğu bu ülkede, insanlar kalsiyum ihtiyaçlarını, taş ve çakıllardan ayıkladıkları toprağı su, tuz ile karıştırıp, güneşte pişirerek hazırladıkları çamurdan ekmekleri yiyerek karşılıyor. Bu ülkenin çocukları için çamurlar, oyuncak olmaktan çoktan çıkmış. TV’lerde timsah gözyaşı dökenlerin çocukları, en iyi okullarda, en iyi koşullarla okurken, bu ülkenin çocuklarının % 65’i ilkokulu bile bitiremiyor.
Bir taraftan açlıkla bir taraftan depremin yıkıntılarıyla uğraşan Haiti'de, çocuklar hayvanlar gibi satılmakta, kadınlar kurulan deprem çadırlarında tecavüze uğramakta, salgın hastalık her yerde kol gezmekte, açlık bir tarafa, susuzluktan insanlar kırılmakta… Ama depremin üstünden daha bir hafta geçmeden seyahat firmalarının lüks yolcu gemileriyle buraya tatil gezileri düzenlemesi, sistemin iğrenç yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
“...Bugün tam iki gün oldu, iki gündür buradayım, iki gündür hiç kıpırdamadım bir tarafa....Gözümü bir dakika ayırmadım buradan, bir kere kırpmadım, bir kere soluk alıp vermedim daha… Bir çıksın babam şu taşların altından, bir çıksın.. soracağım daha “ne yapmak lazım peki baba geri getirmek için ormanları ve mutluluğu buraya?..”
