''Ekmek İstiyoruz Gül de''

...İnsanca yaşam bu "er"il düşünce ve ataerkil sisteme karşı gelen kadın, erkek tüm emekçiler sayesinde gelecektir.

KADIN
Çarşamba, 3 Mart 2010 (16 yıl 7 ay önce)

kadınYürürken biz, yürürken günün güzelliğinde,
Karanlık mutfaklara, gri fabrika kuytularına,
Dokunur apansız çıkan güneşin tüm parlaklığı ,
Ve duyar insanlar bizim şarkımızı: Ekmek ve Güller! Ekmek ve Güller!

Yürürken biz, yürürken, erkekler için de savaşırız,
Çünkü kadınların çocuklarıdır onlar ve biz analık ederiz yine onlara.
Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde geçmeyecek;
Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek verin bize, ama verin gülleri de.

Yürürken biz, yürürken, sayısız ölü kadın da yürür bizimle
Ve bizim şarkımızda duyulur yaşlı çığlıkları ekmek için.
Küçük hünerleri, sevgiyi ve güzelliği bilirdi onların kahırlı ruhları.
Evet kavgamız ekmek için, ama güller için de.

Yürürken biz, yürürken, daha güzel günleri getiririz,
Kadınların yükselişi insan soyunun yükselişi demektir.
Köle gibi çalışma ve aylaklık yok, on kişinin çalışıp bir kişinin yattığı,
Paylaşalım yaşamın görkemini: Ekmek ve güller, ekmek ve güller.

Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde geçmeyecek;
Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek verin bize, ama verin gülleri de

James Oppenheimer-1911

James Oppenheimer'in kaleme aldığı bu şiirden 3 yıl kadar önce bir slogan yükseliyordu New York sokaklarında :"Ekmek istiyoruz, Gül de!". 128 kadın işçinin can verdiği bir fabrika yangınının ardından yürüyüşe geçen 15 bin kadar kadın işçi tarafından yükselen bu ses; mal, mülk yahut gösterişli bir yaşamın değil, emeğinin karşılığını alarak, insanca bir yaşam sürmenin arzusuydu sadece.

Elbet yaşanılan bu olay ilk değildi. Tarih bir tekerrürden ibaretti ve bu tekerrür hiç bir zaman emekçi kadınların lehine olmadı. Bu olaydan yaklaşık 50 yıl kadar önce, tarihler 8 Mart 1857'yi gösterdiğinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi sonucu yaşanılan arbedenin hemen akabinde çıkan yangında, işçilerin fabrika önüne konulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi yanarak can verdi. Bu vahşetin ardından 2.Enternasyonal'e bağlı, Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansında, Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart günü, Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi.

kadın8 Mart 1857 Emekçi kadın mücadelesi için bir milattır. Yok sayılan ve sömürülen kadın emeğinin görünür olmaya başlamasını sağlayan önemli bir adımdır. Fakat kadının ezilmesi bu tarihten çok daha öncesine dayanır. Devletler var olmadan ve sınıflı toplumlar oluşmadan önce kadın ile erkek arasındaki dayanışma ve iş bölümü, devletlerin ve sınıflı toplumların oluşmasıyla ortadan kalkar. Devlet; başlı başına bir güç olan "eril zihniyeti" iktidarını daha da kuvvetlendirmek için bir kalkan olarak kullanır. Bunun sebebi oldukça basit. Kadınları evlere hapsetmek, yaşamdan saf dışı bırakmak, soyutlamak, erkeğe bağımlı hale getirmek, dünyada yaşanılan her türlü vahşetin, kıyımların, savaşların, siyasilerin amansız paylaşımlarının çok daha fazla kolaylaşmasını sağlamaktır. Bu sayede Dünya; emekçiler, kadınlar, yoksullar kısacası tüm ezilenler için yaşanılmaz bir hal alırken burjuvazinin her geçen saniye gücüne güc katmasına sebep olmaktadır. Bu sistemin işleyişi de öyle sanıldığı gibi zor değildir. Burjuvazi kendi namus ve ahlak anlayışını kadınların üzerine yıkar ve bu kavramlar kadınların ömürleri boyunca taşımaları gereken bir yük olarak çıkar karşılarına. Böylelikle kadın bir "cins" olarak değil, erkeğin himayesi altında, onun isteklerine uygun yaşayan bir "nesne" haline getirilir. Bu kavramlar yüzünden kadın hiçbir zaman başlı başına bir birey olamaz.Yaptığı her hareket, düşündüğü her saniye ve hatta yürüdüğü her an, ona bunları yapmamasını, bunların yanlış olduğunu söyleyen bir "güç" tarafından engellenir. Bu öyle bir güçtür ki kadın bedenini esareti altına alarak, giyilen elbisenin "ahlak" yasalarına yahut toplumsal normlara uygun olup olmamasına, yürüyüşünün ne şekilde olmasına, bu ve bunun gibi daha bir çok konuda neyin nasıl yapılması gerektiği konusunda tek söz sahibidir.

Emekçi kadın; bir yandan ev'in ona yüklediği "sorumluluk"ları yerine getirmek, kocası eve sinirli geldiğinde iktidar sahibi olduğu için dayak yemek fakat "yuva"sının dağılmaması için hiçbir şey yapmamak, yine geçimini sağlayabilmek için çeşitli işlerde çalışmak ve orda da patron azarına maruz kalmak, uzun çalışma saatleri altında düşük ücretle çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. Kısacası kadın; Devletler'i ayakta tutan her türlü pisliği yapmak zorunda bırakılan ayaklı birer nesnedir bu sisteme göre.

Kadın tacize uğrar çünkü "davetkar"dır.Kadın tecavüze uğrar çünkü "şehvetlidir" ve Kadın öldürülür çünkü "namus"u kirlenmiştir.Başka "erk"ler tarafından kirletilmiştir bedeni."Gerçek sahibi" onu bu şekilde asla kabul edemez çünkü o "kirlenmiştir" bir kere.

kadın-tekelBu konuya devlet ve "ataerkil sistem" ilişkisi dışında bir de sınıfsal açıdan bakmak gerekir elbet. Kadın'ın az evvel saydığımız sebeplerden ötürü bir "cins" olarak ezilmesi yadsınamaz bir gerçektir. Hangi sınıftan olursa olsun, kadınların sırf kadın oldukları için erkek şiddetine maruz kaldıkları da gerçektir. Fakat bir emekçi kadın ile bir burjuva kadın'ın "sistem" tarafından ezilmesine aynı derecede bakmak mümkün değildir. Emekçi bir kadın yoksulluğun, ev işleri ve evdeki iktidarın, işyerindeki iktidarın boyunduruğu altındadır. Eğitim, sağlık, cinsellik kısacası insanca bir yaşam sürdürebilmesi için ona gerekli olan her şey burjuva bir kadının sahip olduklarının yarısı dahi etmez.Buna ülkemizden örnek vermek gerekirse Eskişehir de DESA'da, Ankara da Tekel'de, Antalya'da Novamed'de ekmeği'nin derdine düşen ve ne pahasına olursa olsun direnen kadınlarla, TÜSİAD eski Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın, Gürdal Sabancı'nın ve daha adını sayamadağım iktidar sahibi kadınların ezilmesi asla eşit derecede olamaz. Bu yüzdendir ki 8 Mart, sosyalist kadınlar tarafından "Dünya Kadınlar günü" değil "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaktadır.

8 Mart ve Kadın, sayfalara sığmayacak kadar önemli ve geniş bir konudur. Kavram ve ayrıntılara girerek konunun bambaşka yerlere kaymasını önlemek amacıyla yazımı kısa bir sözle bitirmek istiyorum. Patriyarka'nın son bulması: evlerde, tarlalarda, fabrikalarda çalışan kadınların mücadelesiyle gerçekleşecek, Savaş ve vahşeti insanlık dışı tüm uygulamar da kadınların "barış ve özgürlük" isyanları ve döktükleri göz yaşlarıyla sel olup, akıp gidecektir. İnsanca yaşam bu "er"il düşünce ve ataerkil sisteme karşı gelen kadın, erkek tüm emekçiler sayesinde gelecektir.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nden bir öğrenci