Salı, 6 Temmuz 2010 (16 yıl 3 ay önce)
Bhati Ntama Jacques ve Beth Tuckey
Kongo uzun zamandan beri kaynak sömürüsünün odağı olmuştur. Afrika’da 1880′lerin ortasında başlayan sömürgeleştirme en belirgin olarak bu orta Afrika ülkesinde uygulanmıştır. Belçika Kralı Leopold kauçuk ve diğer zenginlikleri elde etmek için halka gaddarca davranmış ve beyaz Avrupalıların Afrika’nın kalbindeki doğal kaynakları sömürmelerini vasiyet etmiştir.
Kongo’nun bağımsızlığının 50. yılının kutlandığı günümüzde Kongo halkı hala fakirlik içinde yaşarken Kongo dünya için hala bir zenginlik kaynağı olma durumunu sürdürmektedir. Birçok Afrika ülkesinde olduğu gibi Kongo Demokratik Cumhuriyeti de, doğal kaynakların ülkede yaşayanların değil fakat güçü ve küresel piyasalara ulaşım olanağı olanların elinde olduğu bu yeni sömürgecilik çağında zarar görmekte, acı çekmektedir.
Kongo’da gerçek bağımsızlık ve özgürlüğe ulaşma uğraşı yabancı ülkelerin sömürü politikalarının sona ermesine dek sürecektir.
Şiddetin tarihçesi
1960′ların başında
Patrice Lumumba, bağımsızlık için propagandaya başladığında Kongo halkında ülkelerinin zenginliklerinden yararlanarak fakirliğe son vermek ve refah dönemine başlama yönünde güçlü bir umut oluşmuştu. Ancak Kongo’nun seçilmiş ilk başbakanı olmasına karşın Belçika’nın
ABD’nin de suç ortaklığıyla Lumumba seçilmesinden üç ay sonra bir darbe ile alaşağı edildi ve dört ay sonra da öldürüldü. Sıkı bir antikomünist olan
Mobutu Sese Seko CIA destekli darbe ile iktidara geldi ve Afrika’nın en gaddar diktatörlerinden biri oldu. Adını
Zaire olarak değiştirdiği Kongo’yu yıkıma sürükledi.
1996′da
Ruanda ve
Uganda Kongo’yu işgal ederek
Mobutu’yu kaçmaya zorladı ve yeni bir lider,
Laurent Kabila iktidara geldi. O günden bu yana Kongo’nun doğusu çatışma batağına saplandı. Kongo’nun engin zenginliklerinin kontrolu için asi gruplarla hükümet güçleri sürekli çatışma içinde oldular. Bu çatışmaların sonucu olarak
1998-2007 arasında Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde
beş buçuk milyon insanın öldüğü tahmin edilmektedir. Bu arada dünya elektronik ve gelişmiş silah sanayinin gerek duyduğu ve en çok Kongo’da çıkan
tungsten,
kalay ve
koltan gibi minerallere bağımlı duruma gelmiştir. Batının Kongo aşkı asla insanına olmamış, sadece -kaynaklarına- zenginliklerine olmuştur. Bu durum Kongo’nun devlet olma kapasitesinin artırılması için Batı’nın yardım konusundaki samimiyetsizliğini açıklamaktadır.
Yönetim aczinden veya şeffaflık eksikliğinden olsa gerek Kongo’daki madencilik endüstrisinde elektronik ürünlerde kullanılan tartışmalı minerallerin satışları bir türlü önlenememektedir. Birçok firma -her ne kadar-, mineral temin zinciriyle ilgili bilgileri açıklamayı bildirmişse de, hangi mineralin
Doğu Kongo’da hangi çatışma bölgesinden çıktığının takibi hala önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.
ABD Kongresi’nin 110. oturumunda
Jim McDermott (Demokrat) tartışmalı minerallerin ticaretini kısıtlamak ve şeffaflığı artırmak için
Tartışmalı Mineraller Ticareti Yasasını Kongre’ye sundu.
Cumhuriyetçi Senatör Samuel Brownback de
Senato Mevzuat Komitesindeki Cumhuriyetçi üyelere başvurararak “
Kongo Demokratik Cumhuriyetinde (
KDC)
yapılan volfram, kolumbit-tantal ve kalay cevheri ticareti hakkında Senato Menkul Kıymetler ve Kambiyo Komisyonu’na yıllık bilgi verilmesini” talep etmiştir. Brownback ayrıca Mayıs ayında da “
2010 Amerikan Finansının İstikrarının Yapılandırılması Yasası”’na konuyla ilgili bir değişiklik önerisi vermiş ve senatodan geçen öneri halihazırda
Beyaz Saray’ın hazırladığı finansal reform paketine uyarlanmaya çalışılmaktadır. Bu adımlar her ne kadar şimdiye kadar
ABD Hükümeti’nin Kongo’ya gösterdiği ilgisizlik karşısında takdir edilecek adımlarsa da, bu yasal düzenlemeler Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin ekonomik sömürüsünün sağlanması için yapılması gereken bütünlüklü politikanın küçük bir parçasıdır.
Amerika: Sorunun parçası mı?
Kongo’da gerçek güvenliğin ve refahın sağlanması ve artırılması için aslında ABD çok daha fazlasını yapabilir. Ancak ABD zaman zaman oradaki sorunun bir parçası olmuştur.
2008′de ABD’nin de içinde bulunduğu bir grup ülke, Ruanda destekli “
Halkın Savunması için Ulusal Konsey”e bağlı asi grupların
Kongo Ulusal Ordusu’na entegre edilmeleri gibi olgunlaşmamış bir konuda aceleci davranarak görüşmelere katılmıştır. Oysa, ulusal ordunun bir parçasını oluşturan bu Ruanda birlikleri şimdi Doğu Kongo’da sürdürülebilir barışın karşında ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Öte yandan Kongo’da istikrar ve barış sağlanması bağlamında ABD-Ruanda ilişkileri oldukça sorunlu bir biçimde sürmektedir.
Ruanda Hükümeti’nin Kongo’da geniş alanları işgal edip, Kongo kaynaklarını talan ettiği yıllarda (
2002-2009) ABD Ruanda’ya
1.034 milyar dolar yardım sağlamıştır. Her ne kadar
Washington bu yardımın Ruanda’nın Kongo’yu işgal etmesinde kullanılmadığını savunuyorsa da, ABD’nin söz konusu finansal desteğinin Ruanda Hükümeti tarafında bu ölümcül savaşta kullanılmış olması mümkün görünmektedir.
Barack Obama senatör olarak sunduğu bir tasarı
2006 yılında
Başkan George W. Bush tarafından onaylanarak yasalaştı. Bu yasaya göre
ABD Devlet Bakanı’nın “
yabancı bir ülke hükümetinin Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ni istikrarsızlaştırmaya çalıştığını saptaması durumunda, Bakana 1961 Dış Yardım Yasası’ndaki insani, barışçıl ve terör karşıtı olan yardımların dışında kalanları askıya alma” yetkisi veriyordu.
Ancak işe bakın ki, önlemi alan ABD değil
İsveç ve
Hollanda oldu.
2008′de bir
BM panelinde Ruanda’nın Kongo sorununa karışmasının kanıtlarıyla ortaya konulduğu uzmanlar raporunu dikkate alan İsveç ve Hollanda, Ruanda’yı verdikleri finansal desteği askıya almakla tehdit ettiler. İsveç ve Hollanda’nın tavrı sorunun uluslararası ölçekte dikkate alınmasını getirdi ve Ruanda Hükümeti’nden birliklerini Kongo’dan derhal geri çekmesi talep edildi. Bu durumu desteklemesi gerekirken, ABD onu yapmadı, hem yanıltıcı, hem de başarısız olan eski asilerden oluşan “
Halkın Savunması için Ulusal Konsey”ine bağlı askerlerin Kongo ordusuna katılmalarını tercih eden tarafta kaldı. Bugüne kadar Başkan Obama yönetimi, Senatör Obama’nın yasalaşması için çok çaba harcadığı yasayı uygulama yönünde bir sinyal vermemiştir. ABD’nin Ruanda’yla ilişkisinin temelinde Kongo’nun zenginliklerine erişim yatmaktadır.
Kalp gibi Kongo

Bütün hükümetler çatışmaları körükleyen ürünlerin ihracatına ve çocuk işçi kullanımına karşı katı yasalar çıkarmadıkları sürece Afrika’da insan hakları ihlallerini desteklemiş olurlar. Ayrıca şirketler de ürünlerini yaratırken neden oldukları zararlar/hasarlar için ceza ve tazminat ödemeye zorlanmalıdır.
Ancak aynı zamanda ve aynı önemde olarak, hükümetler, insan güvenliğini teşvik edici bir biçimde, Afrika'yı da küresel ekonominin içine katmak için çalışmalıdırlar. Koltan ve tungsten her ne kadar Doğu Kongo’da çatışmaları körüklese de, bu mineraller bir ölçüde oradaki insanlara iş ve gelir sağlamaktadır. Kongo Hükümeti’nin, uluslararası toplumun da desteğiyle, yerel halkın emeğinin gerçek karşılığını almasını sağlaması gerekir. Bu da işçi haklarına kesinlikle uyulmasını gerektirir.
Kongo Afrika’nın kalbidir. Ancak 50 yıllık politik bağımsızlığına rağmen hala ne kendisi gibi çarpmakta ne de diğer Afrika ülkeri gibi sağlıklı olabilmekte. Bir zamanlar Lumumba şöyle söylemişti,
“Dünyanın her köşesinden özgür ve özgürleşmiş insanlar Kongo’nun herhangi bir yerinde mutlaka bulunacaktır”. Kongo’nun bağımsızlığı -ki bu tüm Afrika’nın bağımsızlığının anahtarıdır- Kongo’nun zenginliklerinden yararlanan ülkelerin insanlarının o zenginliklerin haklı/gerçek sahipleri olan Kongolularla dayanışmalarını gerektirmektedir.
Bu da yurttaşların harekete geçerek, hükümetlerine merkezi Afrika’nın zenginliklerinin kullanımı yolunda daha sorumlu politikalar yaratmaları için baskı yapmaları demektir, ki bu çok önemlidir.
Yazarlar:
Bahati Ntama Jacques: Kongolu, Washington DC’de bulunan “
Africa Faith & Justice Network” isimli kuruluşta politika analisti
Beth Tucker: “
Africa Faith & Justice Network” isimli kuruluşun eski başkan yardımcısı. Halen Washington DC’deki “
Africa Action” isimli kuruluşun üst düzey yöneticisi
(
*)
Foreign Policy in Focus’un 30 Haziran 2010 Çarşamba günkü nüshasından çevrilmiştir.