Sarkozy ne istiyor?

İki günde 216 Roman sınırdışı edildi. Ay sonu hedefi: 850! Asıl hedef: 15 bin!

DÜNYA
Pazar, 22 Ağustos 2010 (16 yıl 2 ay önce)

Fransa Romanları sınırdışı ediyor. Hem de ne sınırdışı etme! Kendi koyduğu AB yasalarını çiğneyerek. Fransa'daki pekçok parti ve dernek ile AB'den gelen uyarı ve eleştirilere aldırış etmeden. Irkçılığı tescilli Hürriyet gazetesinin bile “Görüntüler akıllara İkinci Dünya Savaşı sırasında balık istifi trenlerle toplama kamplarına götürülen Yahudileri, Romanları ve eşcinselleri getirdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’yı kasıp kavuran zulmün bir benzeri bugün de Fransa'da yaşanıyor” diye duyurduğu satırlarla...

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin geçtiğimiz ayın sonunda, göçmen gençlerle polis arasında çatışmaların yaşandığı Grenoble şehrinde, göçmenleri hedef gösteren konuşmasının hemen ardından Romanlara yönelik sınırdışı saldırılarının başlaması, basın başta olmak üzere, birçok kişi tarafından ilginç bulundu. Oysa ilginç olan bir şey yok, açık bir plan var.

Kerkenez avını buldu!

Fransa özellikle son üç aydır Sarkozy'nin bağış skandalıyla çalkalanıyor. Sarkozy'nin, cumhurbaşkanı olmadan önce Fransa'nın 17 milyar euroluk servetiyle en zengin kadını olan L'Oreal kozmetik ürünlerinin sahibi Liliane Bettencourt'tan yüzbinlerce euro bağış aldığının ortaya çıkması, Sarkozy'nin kamuoyu desteğini büyük oranda düşürdü.

Hızla dibe doğru yol alan Sarko'ya acil manevra yapacağı, gündemi değiştirip mümkünse kamuoyu desteğini tekrar sağlayacağı, değilse de en azından daha fazla dibe batmasını önleyecek bir araç gerekiyordu.

Kerkenezin yediği belli, leş! Avını nerede aradığı da belli, göçmenler! Argümanı ise besbelli, suç!

Avrupa burjuvazisi son yıllarda istikrarlı bir şekilde göçmen-suç savını, temcit pilavına dönüştürmüş durumda. Göçmenler potansiyel suçlu gibi gösterilip, “yerli” emekçilerin önüne rekabet unsuru olarak sürülüyor, emek cephesine tam ortasından kama sokuluyor!

Seçimler mi yaklaşıyor, kır dümeni göçmenlere! Kamuoyu desteği mi düşüyor, çak göçmenleri hedefe! Gündemin değiştirilmesi mi gerekiyor, salla sopayı göçmenlere! Ücretlerin aşağı çekilip emek piyasasının burjuvazinin kar marjının maksimize edilmesine göre düzenlenmesi mi gerekiyor, vur abalıya!...

Kerkenez Sarko'nun şu sıra yaptığı tam da bu. Yeni de değil. Ne taktiği, ne argümanları, ne de söylemi... Hiçbiri yeni değil. Cumhurbaşkanlığına oynadığı 5 yıl önceki büyük banliyö isyanları sırasında da taktiği aynıydı. Son üç haftanın kronolojik şu dökümü bile, ustalıkla hazırlanmış kumpasın açık göstergesi:

Durum: Bağış skandalı patlıyor, Sarko bodoslama çakılıyor. Kamuoyu desteği dibe vuruyor. Burjuvazinin “altın çocuğu”nun aslında teneke olan görüntüsü sırıtmaya başlıyor.

Tahlil: Hızla bu durumun tersine çevrilmesi ve Sarkozy'nin sıyrılmasının sağlanması gerekiyor. Çünkü, neoliberal yeniden yapılanmada rakip emperyalist güçlere göre çok geriden seyreden Fransız burjuvazisinin kısa zamanda hızla yol alması gerekiyor. Emeklilik yaşının 60'dan 62'ye çıkartılması başta olmak üzere, “o çocuğu”ndan daha çok beklentisi var burjuvazinin. Üstelik seçimlere de bir buçuk sene kalmış! Yani zaman az, yapılacak saldırı çok...

Pratik: Göçmenlere hücuuuummmm!

Hücum borusunu duyan Bonapart, Romanlar cephesine doğru saldırıya geçiyor...

Neden mi Romanlar?

Çoğu kişi bu planın farkında, zira yeni bir tarafı yok! Ama bu sefer de “neden Romanlar” sorusunun yanıtı aranıyor. Yersiz bir soru da değil aslında. Öyle ya; ülkedeki kaçak göçmen sayısı 200 bin ile 400 bin arasındayken, neden toplamı 15 bin kişiden ibaret olan Romanlar? Romanları Bonapart'ın hiddetine nail kılan ne?

Gündelik yaşamda en çok göze batanlar Romanlar çünkü. Paris başta olmak üzere, yaşadıkları tüm şehirlerde her yerde görebilirsiniz Romanları. Sokakta, istasyonda, tramvayda, alışveriş merkezlerinde... Her yerde.

Açlık, sefalet, yoksulluk ve kendi ülkelerinde de maruz kaldıkları ayrımcılık gibi nedenlerle, topraklarından kopartılıp fırlatılmışlar Avrupa'nın dört bir yanına. Biraz aş, az biraz para umuduyla düşmüşler yollara tüm göçmenler gibi. Hayatlarında ilk kez gördükleri, dilini, yolunu, huyunu-suyunu bile bilmedikleri bir ülkede, yaşama yeniden tutunmaya çalışıyorlar.

Hiçbirinin evi yok, ülkemizdeki gecekondulara bile rahmet okutacak derme-çatma barakalarda kalıyorlar. Kaçıp geldikleri açlık ve sefaletin katmerlisi kucaklıyor hepsini Avrupa sokaklarında. İş yok, para yok, ev yok... Çoğu zaman yiyecek bir lokma bile yok. Sağlık hizmetleri, önlerinde dilenmek zorunda kaldıkları hastanelerin silüetlerinden ibaret onlar için. Çocuklar için eğitim, hoş bir seda en fazla. Oyuncaksa Paris'in kiri çöpü...

Aç ve sefil halleriyle Paris sokaklarını arşınlayan Avrupa'nın bu “hilkat garibeleri”ne saldırıyor kerkenez Sarko. Hesabı, zekası kadar basit. Romanların sokaklardan temizlenmesi, halkın, Bonapart'ın göçmen politikasının sonuçlarını çıplak gözle görmesini sağlayacak. Yaşayarak görecekler çünkü. Hiçbir propagandaya, ajitasyona gerek kalmayacak. Bu da ona kaybettiği kamuoyu desteği ve oy olarak geri dönecek. Ne kadar az Roman, o kadar çok oy!

“Al kömürü, ver 'evet'i” gibi. Bir soy tartışmasıdır sürüp gidiyor ya referandumla ilgili, aslında burjuvazinin soy(suzluğ)unun ulus farkı gözetmeksizin aynı olduğunu bir kez daha gösteriyor Sarko ile Erdoğan. Katrana katsan olur mu şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker misali...

Bir kuzudan birkaç post çıkarma derdinde olan Sarkozy'nin bir diğer hesabı da, geride kalan Romanların ve AB'ye yeni üye olan diğer ülke emekçilerinin serbest dolaşım hakkını kullanıp Fransa'ya gelişini önlemek. Otobüs ve uçaklara balık istifi doldurup gönderilen Romanların fotoğrafları, bunun için servis ediliyor dünya basınına.



Göçmenlere yeni saldırı dalgası Romanlarla başladı ama sadece Romanlarla sınırlı kalmayacağı aşikar. Gerek geçtiğimiz ay Bakanlar Kurulu'ndan onay alarak parlamentoya gönderilen ve şimdi parlamentoda görüşülmeyi bekleyen yeni yabancılar yasası, gerekse yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sarkozy ve tüm sağ cephenin asli argümanı olacağı şimdiden belli olan göçmenlerin bütününe yönelik saldırıların önümüzdeki süreçte hız kazanacağını kestirmek için kahin olmaya gerek yok...