Bir kabusum var: Almanya!

GÜNCEL
Pazartesi, 3 Nisan 2006 (20 yıl 6 ay önce)

Almanya'da 1 Nisan günü birçok kentten gelen yaklaşık bin 500 antifaşist Dessau kentinde, bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

Yürüyüş Oury Jalloh’yu Anma İnisiyatifi tarafından organize edilmişti. Bu platform antifaşist, anti ırkçı ve göçmenleri destekleyen; ARI, Platforma, KARAWANE… gibi organizasyonlardan oluşuyor. Yürüyüş için çeşitli kentlerden gelen göstericiler yer yer polisin engelleme girişimleri ile karşılaştılar. Ancak tüm bu girişimlere rağmen, kararlı duruşları ile eylem gerçekleştirildi.

[foto]oury.jpg[/foto]

Oury Jalloh 21 yaşında Sierra Leoneli bir mülteciydi. 7 Ocak 2005’te polis tarafından alındığı gözaltında ‘’öldü’’. Polis bu ölümü; ‘’Kendisini yakarak intihar’’ açıklaması ile örtbas etmeye çalıştı. Ancak bunun bir intihar değil, Almanya’da göçmenlere dönük ırkçı yaklaşımların devlet örgütlenmesi içindeki yansıması olduğunda ısrar eden ilerici kamuoyu, yaklaşık 1 yıldır olayın üzerine gidiyor. Jallo’yu Anma İnisiyatifi de bu süreç içerisinde şekillenmiş. İnisiyatif olayla ilgili olarak; ‘’Nasıl oluyor da bir insan polis gözetimi altındayken yanabiliyor ve ölüm sebebi bir yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen karanlıkta kalabiliyor? Rutin kontrollerin yapıldığı bir polis karakolunda, dakikalarca alevler içinde yanan bir insanın ölüm çığlıklarını duymamak ve çıkan dumanı farketmemek mümkün müdür?’’ diyorlar.

Polisin, ‘’yatağını tutuşturarak kendisini yaktı’’ açıklamasının gün geçtikçe tutarsızlaştığını söyleyen inisiyatif; Jalloh’un hücrede elleri ve ayakları ile kelepçeli olduğunu, sıkı bir aramadan geçirildiğini ve kullandığı iddia edilen çakmağın hücrede bulunmasının mümkün olmadığını ve deliller içine ölümden çok sonra eklendiğini ifade ediyorlar.

Soruşturmalara göre yangın öğle sıralarında meydana geliyor. Hücrede bulunan yangına duyarlı alet iki kez alarm veriyor. Ses alıcısı vasıtasıyla duyulan gürültüler ve yardım çığlıkları görevli memurlar tarafından duymazlıktan geliniyor! Ta ki Jalloh’un vücudu kömürleşene kadar…

Üzerinden 13 ay geçen Jalloh’un ölümü ile ilgili sayısız soruşturma isteği yapıldı. Ancak bugüne kadar hiçbiri dikkate alınıp, polisler ve raporu düzenleyen doktor hakkında bir soruşturma başlatılmadı. Dessau savcısı iki polise karşı, "Ölüme sürükleyen kötü muamele ve ölümde ihmalkarlık’’tan dava açtı. Ama dava çeşitli itirazlarla bitirilmek isteniyor. Ayrıca Jalloh ailesinin avukatlar aracılığı ile açtığı dava da geçersiz sayıldı. Nedeni, ‘’Bu kişilerin Jalloh’un ailesi olduklarına dair yeterince delil olmaması!’’ Bunun üzerine aile Almanya’ya gelmek için girişimlerde bulundu. Ancak bu sefer de gelmelerine izin verilmedi!

Alman devleti olayın üzerine giden kişiler hakkında mesnetsiz takibatlar başlatarak bu olayın bir an önce örtbas edilmesi için uğraşıyor! Bu davanın kararlı takipçilerinden Mauctar Bah isimli başka bir mültecinin Telecafe’sini sözde; ‘’Uyuşturucu satıcılarına tölerans gösterdiği’’ için ‘’kamuoyu talebi ile’’ kapattı! Oysa ki Bah’ın kafesi Jalloh’un Anısını Yaşatma İnisiyatifi’nin merkezi buluşma noktasıydı!
Dün Dessau’da yapılan yürüyüşün organizatörleri, ‘’Basının değişik noktalarda bu ölümün ırkçı arka planına dikkat çekmesine (ör. Spiegel, ARD) ve bazı inisiyatiflerin kayıtsız şartsız açık bir aydınlatma istemelerine rağmen toplumdaki susma ve unutma eğilimleri bugüne kadar sürdü.’’ diyerek; dünkü yürüyüşü de ‘’kararlı bir kamuoyu basıncını hissettirmek için gerçekleştirdiklerini’’ açıkladılar.

Jalloh örneği Almanya ve genel olarak da Avrupa’da göçmenleri ve mültecileri bekleyen geleceğin çarpıcı bir örneğidir. Çoğalan takipler, kanun dışı uygulamalar, baskı, kontrol, sınırdışı uygulamaları… göçmen ve mülteciler açısından giderek ‘’rutinleşiyor’’! Sadece 1990 ve 2004 yılları arasında Almanya’da 11 göçmen polis gözetimi altında ‘’öldü’’, 12 göçmense sokakta gerçekleşen ırkçı saldırılarda katledildi!

Son sözü Jalloh’un ailesinin yürüyüşçülere gönderdiği mesaj söylüyordu… ‘’Martin Luther King ‘bir rüyam var’ diyerek başlar o ünlü konuşmasına. Bizimse bir kabusumuz var; Almanya!’’ diyordu aile. Ve tüm antifaşist güçleri birlikte hareket etmeye çağırarak, ırkçılığa karşı mücadelenin yükseltilmesine davet ediyorlardı.