Peki nedir şu yaşam denilen şey? Her sabah umarsızca güne bakıp sonra da çekip gitmek midir işe?
Bir gün daha geçiyor sorgusuzca ve nedensizce. Koskoca 24 saat. Dile kolay. Oysaki neler oluyor bu süre içerisinde. Gidenler, gelenler, ölenler, yeni bir hayata merhaba diyenler...
“Yaşamak,
Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine...”
Peki nedir şu yaşam denilen şey? Her sabah kalkıp umarsızca güne bakıp sonra da çekip gitmek midir işe? İçtiğimiz su mudur yaşamak, duyduğumuz sesler, yürüdüğümüz yollar, baktığımız yüzler...
Nedir şu yaşamak denilen şey bana söyler misiniz? Bir ideal mi, uğruna bedel ödenen bir hedef mi, sömürülen emek mi?.. Bir amaç uğruna yaşıyoruz ama bilerek, ama bilmeyerek. Çoğu kişinin bir hedefi vardır. Bunlara biraz göz atalım. Çocukken hep sorarlar bize. “Büyüyünce ne olacaksın?” Zaten bizim için belirlenen bir meslek vardır. Seçme hakkımız çoktan elimizden alınmıştır. Çocuğum doktor, mühendis, hemşire… olacak. “Büyük adam” olacak. Kurtaracak bizi bu dertlerden.
Bir kere empoze edilmiştir o fikirler beynimize. Önce okul biter; tabii kendimizi birçok şeyden soyutlamak şartıyla. “Okulu bitireyim mesleğimi elime alayım o zaman çok şey yapacağım. Bütün haksızlıkların karşısında duracağım. Ama şimdi okul var ailem benden çok şey bekliyor...” denir. Şimdi mesleğe atılma zamanıdır. “Aman ha dikkat edeyim. Sakın siyasete bulaşmayayım yoksa memuriyet hayatım sona erer” endişesi baskın gelir. Hani okuldan sonra bütün haksızlıkların karşısında olunacaktı? “Hiç olur mu canım, kariyerimin doruk noktasındayım” gerekçesi dillendirilir. Sonra güzel bir düğünle evlilik başlar. İş, ev, çocuk derken koşuşturmaca başlar ve böyle devam eder. Evimiz, arabamız, güzel bir iş ve mutlu bir evliliğimiz var. Peki bu kadar mıydı hayallerimiz. Düşünce dünyamız bunlarla mı sınırlı?
Sizce nedir yaşamak? Töre diye evlendirilip ardından her gün tecavüze uğramak mı? Evin bir metre dışında neler yaşandığını bilmeden kocanın işten gelmesini beklemek midir yaşamak? Ya da sırf birilerinin hayvani zevkleri uğruna doğurabildiğimiz kadar çocuk yapmak mıdır yaşamak? Bir lokma ekmek karşılığında birilerinin kölesi olmak mı? Bırakalım bunları birde başka bir açıdan bakalım. “Boşver be dostum boş şeyler bunlar hadi içmeye gidelim. Bugün bendensin. Hadi o bar senin bu bar benim. Bizsiz eğlence olur mu hiç” diyen bir avuç insanın yapmakta olduğu mudur yaşamak? Uyuşturulmayı tek çare olarak görmek midir yaşamak?
Kapitalizmin sana, bana, annemize, babamıza, bütün insanlığa sunduğu yaşamlar ne kadar güzel değil mi (!) isterseniz biraz daha göz atalım bu güzelliklere.
“Aman… bana ne canım bir başkasından. Neymiş parası olan olmayanla paylaşacak. Karınca ile cırcır böceği misali; ben çalışırken onlar yatıyordu. Onlarda çalışıp para kazansalardı. Benim param değil mi istediğim gibi harcarım. Kime ne benim elmas gerdanlığımdan. Ay ipek geceliğimi, dantelli iç çamaşırımı işlerken kadınların gözleri mi kör olmuş bana ne. Hem zaten bunlar boşuna yapılmadı ki. Ya boş verin şimdi Irak’ı, Filistin’i… iyi oldu. Zaten şeriatla yönetiliyordu. Ne o öyle kadınlar karafatma gibi dolaşıyordu. Ay vallahi göz zevkimiz bozuluyordu. En azından bizim gibi çağdaş (!) bir ülke olurlar”diyebilirsiniz tabii; eğer onurunuzu kaybettiyseniz. Çünkü kapitalizm de sizden bunları duymak istiyor. “Ben kendimi düşünmezsem kim düşünür beni. Bir başkası beni ilgilendirmiyor, bana dokunmasınlar da başka bir şey ilgilendirmiyor beni” demektir kapitalizmi keyiflendiren.