“Kadın, anne, işçi, direnişçi Aynur Çamalan” etkinliklerinin ikincisi 10 Ekim'de Paris'te yapıldı
Avrupa'nın farklı kentlerinde gerçekleştirilen “Kadın, anne, işçi, direnişçi Aynur Çamalan” etkinliklerinin ikincisi 10 Ekim'de Paris'te yapıldı.
Etkinlik işçi sınıfının geleceğini kazanma mücadelesinde şehit düşenler için yapılan 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı.
Yaşanacak Dünya temsilcisinin sınıf hareketinin yapısına ve öncü işçilerin çıkışının anlamına dair yaptığı kısa girişle başlayan panel, Aynur Çamalan'ın sunumuyla devam etti. Sözüne, işsizliğin devasa boyutlarda olduğu bir zaman diliminde TÜBİTAK gibi bir yerde işe başlamış olmayı bir “bir düğün hediyesi” olarak tanımlamasıyla başlayan Çamalan, işe başlar başlamaz TÜBİTAK yöneticileri tarafından sendikaya üye yapıldığını ifade etti. Sendikal faaliyette bulunan, sendikalı olduğu için işten atılan işçilerin olduğu bir ülkede bu durumun kendisini şaşırttığını belirtti.
Tez-Koop-İş'in sınıfın değil de TÜBİTAK yöneticilerinin bir örgütü gibi hareket ettiğine tanıklık ettiğini verdiği birçok örnekle anlattı. Sendikanın aldığı karar doğrultusunda “AKP'ye dur diyelim!” miting duyurusunu işçilere taşımaktan dolayı, üç sendikacı ve üç patron temsilcisi tarafından oluşturulan disiplin kuruluna verildiğini ve savunma istendiğini ifade etti. Savunmanın ardından oy birliğiyle verilen ihtar cezasının iptali için dava açmaya hazırlanan ve Bilgi Edinme Yasası'na göre hakkındaki cezanın metnini isteyerek dava dosyası oluşturduğu anlışılıncağı disiplin kurulu tekrar toplanıp verilen ihtar cezasının geri alındığını belirtti. Bundan sonraki süreçlerde de birçok nedenle disiplin kuruluna sevkedilerek savunmasının istendiğini fakat bir ceza verilmediğini anlattı.
Daha önce yarı özerk bir kurum olan TÜBİTAK yönetiminin AKP iktidarı tarafından değiştirildiğini, Başbakanlığa bağlı bir kurum haline geldiğini ve işinin bilim üretmesi gereken bir yer olması yerine kadrolaşmaya dayalı bir yapılanmayla yoluna devam ettiği vurgusunu yaptı. Sezgileriyle yürüttüğü sendikal mücadelede edindiği bilinç doğrultusunda, hakların genişletilmesine dönük bir mücadeleye girişmiş olmasının hem sendikal bürokrasi de hem TÜBİTAK yöneticilerinde bir huzursuzluk yarattığına işaret etti.
TEKEL Direnişin'in başlamasıyla, çocuklarıyla birlikte her iş çıkışında çadırlara gittiğini, sınıf dayanışması ve kaynaşmasıyla yaşadığı coşkuyu ifade etti. O direniş çadırlarında olan herkesin yaşadığı coşkunun TEKEL ateşini körüklediğini vurguladı.
Bu yönüyle işten atılmasının nedeninin sadece 4 Şubat genel grevine katılmak olmadığını, aslolarak 4 Şubat'ın sendikal bürokrasiye ve TÜBİTAK patronlarına karşı yürütülen bir mücadelenin toplanma noktası olarak bardağı taşıran son damla olması boyutuyla öne çıktığını ifade etti. 4 Mart'ta kendisine tebliğ edilen işten çıkarılma kararından sonra, hukuksal olanla sokak mücadelesini birleştirdiğini ve mücadelesine TEKEL'in kaldığı yerden devam ettiğini söyledi.
Dostlarıyla işbirliği içerisinde TÜBİTAK'ın önüne sıkışıp kalmayan direnişini canlı bir biçimde özetledi.
Panelin ikinci bölümünde daha çok örgütlü mücadele, TEKEL Direnişi şahsında devrimci hareketin sınıfla ilişkilenişi üzerine sorulan surular doğrultusunda sohbet edildi. Çamalan olumlu örnekler yanında gösterilen acemilikleri kendi gözlemleri üzerinden aktardı. Etkinlikte 9. Mücadeleci Kadınlar Toplantısına Türkiye'den katılan konuklarda yeraldı.
Etkinlik, Yaşanacak Dünya temsilcisinin sınıfla ilişkilenişde dar grup çıkarlarının üzerine çıkan, sınıfın ve sosyalizm mücadelesinin çıkarlarını herşeyin üstünde tutan bir yaklaşımla ele alanların geleceği kazanma şansının olduğu vurgusuyla son buldu...