Simge Şamel, UPS Direnişi'nin tek kadın işçisi, aynı zaman da işçi sınıfının yeni kuşak işçilerinden
Simge Şamel'le hem direnişi hem de çalışan bir kadın olmanın sorunları üzerine röportaj yaptık.
Alınteri: İsminizi ve soyisminizi öğrenebilir miyim?
Simge: Simge Şamel.
A: Kaç yıldır UPS de çalışıyorsunuz?
S: Kısa bir dönem çalıştım. Beş ay oldu.
A: İşten atılalı kaç gün oldu?
S: 55 gündür. 30 Temmuz son çalıştığımız gündü.
A: Sizi de mi aynı gerekçelerden attılar? İş yasasında ki 25/A ,25/B maddelerine göre mi?
S: Evet.
A: Kadın işçi olarak sizce kadınların çalışma hayatında yaşadıkları zorluklar neler?
S: Özellikle kargoculuk sektöründe kadınların işi çok zor. Kadınlara göre daha zor daha ağır bir meslek. Ama ben yine de işimi seviyordum. Çok geç saatlere kadar çalışmamıza rağmen ve bu yüzden zorluk çekmemize rağmen yine de severek yapıyordum işimi.
A:İşten atılır atılmaz mı direnişe katıldınız?
S: Şöyle; ben çalışırken üye olmuştum sendikaya. Ama benden önce işten atılan arkadaşlarımın yanına destek için gelememiştim. Çünkü çalışma saatlerimiz çok uzundu. Sabah 8 akşam 9:30-10:00'a kadar çalıştığımız için işten atılmadan önce gelebilme gibi bir ihtimalim yoktu. Ama üyeydim sendikaya. İşten çıkarıldıktan sonra katılmaya başladım direnişe.
A: Aileniz ve çevrenizdeki insanlardan direnişe katıldığınız için nasıl tepkiler aldınız?
S: Ailemden bununla ilgili köstek anlamında hiçbir tepki almadım. Tam tersi tam olarak destek alıyorum. Zaten böyle olmasaydı burda olamazdım da belki. Ama benim babam da sendikalıydı zaten. Sendikanın ne olduğunu küçük yaştan beri iyi kötü anlabiliyordum. O yüzden onlarla ilgili bir sorunum olmadı. Ama çevremde farklı düşünenler var. Arkadaşlarım, UPS de çalışan arkadaşlarım arasında farklı düşünenler var.
A: Onlar sizin direnişte olmanıza nasıl yaklaşıyorlar?
S: Onlara göre daha farklı. Nasıl söyleyim. Belki çekindiklerinden ya da atılmaktan korktuklarındandır. İşlerinden çıkarılmalarıyla ilgili korkuları var. Bazen bana serzenişte bulunuyorlar. İşte “Sen gidiyorsun, orada ne yapıyorsun, ne gerek var, sen evde otur bekle” gibisinden şeyler söylüyorlar. Korkuyorlar. Acentada çalışan arkadaşlarımın kendi işverenleriyle kötü bir diyalogları yok. İyi bir diyalogları var. O yüzden doğal olarak da ortada kalıyorlar. “Neyi seçsek nasıl yapsak ayıp olur mu patronuma” gibi şeyler. Ama bunların dışında büyük tepkiler almadım.
A: Direnişle ilgili düşünceleriniz nedir?
S: İyi gittiğini düşünüyorum. Zaten günden güne farklı gelişmeler oluyor. Dünya çapında her yerden destek alıyoruz. Çevremdeki bütün herkesin desteğini aldığımı söyleyebilirim. Hatta bazen kendimi çok iyi hissediyorum. Bayan olarak böyle bir şeye devam ettiğim için. Evimde de, ailemde de, akrabalarım arasında, çevremden, dostlarımdan herkesten çok iyi tepkiler alıyorum. Her şeyin iyi olacağına inanıyorum. Dediğim gibi günden güne iyiye gidiyor. Arkadaşlarla da aynı şekilde.
A: Peki işten atarken ne gerekçe gösterdiler? Sendikalı olduğunuzu öğrenmişler miydi?
S: Tabi ki öğrenmişlerdi. Atılmadan bir gün öncesinden öğrenmişler sendikalı olduğumuzu. Bir gün önce aşırı baskı şeklinde, tehditlerle, tehditvari konuşmalarla özellilkle de bana karşı böyle tavırlar segilediler. Bana patronlarımızdan bir tanesi “Sen zaten hiç konuşma senden elindeki her şeyi yasal olarak alacağım” gibi bir ibare kullandı. Ama ben zaten yasal hakkımı kullanıyorum. O benden yasal olarak ne alabilir ki! Bu şekilde konuştular ve o günün ortasında merkeze gelip burada görüşme yaptılar. Ama ne görüştüklerini bilmiyoruz. Akşam geldiklerinde de tam tersi bir şekilde tepki gösterdiler. Bize çok karşıyken birden “Olabilir, tamam işte biz kabul ediyoruz madem öyle. Ama bunu işinize yansıtmayacaksınız. İşinize yansıtmadığınız sürece bizim için sorun yok” gibi konuştular. Ertesi gün sabah işe geldiğimizde yine tehditvari konuştular.” Madem öyle hepinize asgari ücretten bir kuruş fazla vermem, yemek parası vermem, yol parası vermiyorum, sabah 8 de gelirsiniz akşam işiniz ne zaman biterse -isterse 10-11 olsun- çıkarsınız.” diyerek tehditlerde bulundu. Ondan sonrasında da öğlene kadar çalıştık. 12′de de arkadaşlarımızdan bir tanesini işten çıkardılar. Direkt muhasebeciye gönderip, parasını verip, üzerindeki her şeyi -telefonu, teslim detaylarını- alıp arkadaşımızı gönderdiler. Vedalaşmamıza bile izin vermediler. Şubeye tekrar geri dönemediği için.
A: O sırada acentada mı çalışıyordunuz?
S: Acentada evet. Şubeye geri dönemedi. Kısa kodlarla görüştüğümüz için şube içinde beni arayıp durumu anlattı. “Geleceğim ben oraya” dedi. Ama üzerinde işle ilgili ne varsa almışlardı sırf geri dönmesin diye. Bunun üzerine olaylar büyüdü. Aynı gün içerisinde hem şube devredildi. Hem de hepimizi işten attılar.
A: Arkadaşınızın işten çıkarılmasına tepki gösterdiniz mi? Bu yüzden mi çıkardılar sizleri de?
S: Tepkimizi iş yavaşlatarak gösterdik. O gün içerisinde hem şube merkeze devredildi hem de biz işten çıkarıldık. 2-3 saat içerisinde oldu her şey.
A: İşçi sınıfının nelere ihtiyacı var kölece koşullardan kurtulabilmesi için?
S: Bir kere insanca çalışılması gerek. İnsanca ortamlarda çalışılması gerekli. Özellikle bu sektör için bahsedecek olursak uzun zamandır işin içinde olmadığım için tam olarak bilmiyorum. Ama uzun zamandır bu işte çalışan arkadaşlarımdan biliyorum. Kötü yaa. Yani bütün gün 13 -14 saat sürekli sırtında bir şey taşıyorsun. Aslında çok iyi bir iş yapıyorsun. İnsanlara birçok şey ulaştırabiliyorsun. Kan mesela, test için gönderilmiş kan olabiliyor ya da acil gitmesi gereken bir ilaç. Ama sonuçta zor bir iş. Bir insanın 13-14 saat ayakta durması, oradan oraya koşuşturması çok zor. Yemek yemeye, dinlenmeye ya da çay içmeye bile vaktimiz olmuyor. Biz şubede olduğumuzdan yine daha rahattık. Tabii ki aynı stres, yoğunluk ve yorgunluk oluyor. Ama bedenen yorulmak var bir de işin içinde. İnsanın taşıyabileceği yük değil taşıdıklarımız. Bazı bölgelerde el arabasıyla taşımak zorunda kalıyorlar malları ağırlıklarından dolayı ama 4- 5 kat çıkarmak hiç de kolay olmuyor arkadaşlarımız için. Sabah 8′den akşam 6′ya kadar çalışmalıyız en geç; dinlenebilelim ki, işe daha azimli, daha istekli gidebilelim. Ama kölece koşullarda çalışıyor insanlar.
A: Kölece koşullardan bahsettiniz. İşçi sınıfı kölece koşulları değiştirmek için neler yapmalı?
S: Sendikalaşmalı. İnsanların korkmamaları gerekiyor. Doğal olarak korkuyorlar ama… Eşitsizlik had safhada olduğu için işsiz kalmaktan korkuyorlar. İşsiz kalma korkusundan, patronun sendikayı kabul etmeyip, işten kovulmaktan korkuyorlar. Ama sen, ben, o buna hayır demediğimiz sürece, bu böyle devam edecek. Köle gibi çalışacağız, köle gibi kullanılacağız.
A: Direniş alanında kadın işçi olmanın vermiş olduğu sıkıntılar var mı?
S: Yoo. Aslında çok daha güzel bir duygu. Arkadaşlarım her konuda bana daha çok destek oluyorlar. Ki tek bir bayan olmanın verdiği bir şans diyelim buna. Bir zorluk falan yaşamıyorum bu yüzden. Çünkü direnişteki arkadaşlarımla da problemler yaşamıyorum. Zaten çoğunu daha önceden tanıyordum. Bu yüzden bununla ilgili bir sıkıntı yaşamadım, iyiyim yani. Bu durumda olmaktan mutluyum.
A: Bir direnişçi kadın olarak sizin gibi emekçi kadınlara ne söylemek istersiniz?
S: Bence ilk önce herkesin inanması gerekiyor. Bir şeylerin değiştirilmesi gerekiyor. Korkuyla bastırıldıkça sinilmemesi gerekiyor. Onlar sindiriliyorlar. O yüzden dediğim gibi hep beraber mücadele etmeliyiz. Tek başına bir şey yapamıyorsun. İnanarak direnmemiz gerekiyor ve bu kölece koşullardan, bu baskılardan, bu çalışma şartlarından kurtulmamız gerekiyor.
A: Bu yol korkularını ve kaygılarınızı aşarak…
S: Evet korkulardan ve kaygılardan. Türkiye’de bunun en büyük sebebi işsizlik. Bunun sonunda tamamen işsiz kalmaktan korkuyorlar. Çünkü geçinmek, aileye, çoluk çocuğa bakmak o kadar ağır sorumluluklar ki. Ben bilmiyorum çünkü ailemle yaşıyorum. Ama çevremde çok insan var. Çalışmaya mecbur o insanlar, hayatlarını sürdürebilmeleri için. Bu konuda azınlıkta da olsa umursamaz, vurdumduymaz insanlar da var.
A: Peki teşekkür ederim.
S: Ben teşekkür ederim.