Aynur Çamalan'la Avrupa söyleşilerinin üçüncüsü, Almanya'nın Dortmund kentinde yapıldı.
Komünya gençliğinin organize ettiği söyleşide kısaca gençlik çalışmasına değinildi. Gençlik çalışması yürüten arkadaşlarımızdan biri, durumun bir tablosunu çizdi:
1,5 seneyi aşkın bir süredir Avrupa’da farklı bir gençlik çalışması yürütüyoruz. Gençliğin amaçsızlaştırılması ve yozlaştırılmasına; eroin, uyuşturucu vb.bataklığına sürüklenmesine alternatif olarak böylesi bir gençlik örgütünü -Komünya- varetmeyi hedefledik. Gençlik çalışmamızı sınıf hareketinden soyutlamamak gerekir düşüncesiyle, Aynur ÇAMALAN’ın vermiş olduğu direnişi uluslararası boyuta taşımak önemli; bu sorumlulukla hareket ederek böylesi bir paneli Dortmund’da örgütledik. Sözü Aynur’a bırakarak vermiş olduğu direnişi bizlerle paylaşmasını istiyoruz.Aynur ÇAMALAN ise konuşmasında şunları söyledi:
“13 yıldır TÜBİTAK’ta çalışıyorum. 78 gün süren TEKEL Direnişi'ne katıldım. Sürekli çadır ziyaretleri yaptım ve eylemlerine destekte bulundum. 4 Şubat’ta sendika konfederasyonlarının almış olduğu kararda bir günlük grev kararı vardı. Bu eyleme katıldığım için işten atıldım.Konuklardan biri söz alarak kendi deneyimlerinden söz etti: “Bizler de buralarda bürokratlaşmış sendikalara karşı mücadele veriyoruz. Örneğin, bundan 4 yıl önce sendika, çok kötü bir TİS'e imza attı. Bizler de işyeri temsilcilerini seçerken sınıf eksenli düşünen ve işçilerin hakkını arayan işçilerden seçtik ve bunlar TİS'i iptal ettirme yetkisine sahipler. Yani sendika içinde bürokratizme karşı, burjuva eksenli çalışmalarına karşı mücadele ediyoruz”.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde TÜBİTAK önünde eyleme başladım, eylemim 125 gün sürdü. Önce kızımın ameliyatı nedeniyle eylemime ara vermek zorunda kaldım. Ardından, Mücadeleci Kadınlar Konferansı'na Türkiye delegesi olarak katılmak üzere Avrupa'ya geldim.
Çalıştığım sürece aynı zamanda sendikal mücadele de verdim. Sözgelimi, 'AKP’ye dur diyelim!' mitingi yapılacaktı. Bunun hazırlıklarına ilişkin olarak sendikaya ne yapmamız gerektiğini sorduğumda, tanıdıklarımıza haber veriyoruz' denildi. Ben de hazırlanan çağrıları internet üzerinden dolaştırarak üçyüz kişiye haber verdim. Bundan dolayı bana, sendika ve patronların olduğu bir toplantıda disiplin cezası verdiler. Yine farklı bir konuda -banka bizim fazladan paramızı kesiyordu- arkadaşlardan imza topladım diye bir ihtar aldım. Bürokrat sendika içinde de mücadele vermek zorunda kaldım. Haksız olarak verdikleri ihtar cezalarını benim mücadelem sonucunda disiplin kurulunu toplayarak iptal ettiler.
TÜBİTAK yönetimi, işten atma gerekçesi olarak 4 Şubat 2010 günü mazeretsiz olarak işe gitmediğimi yazmış olmasına rağmen bunun yanlışlıkla yazıldığını açıklayan bir açıklama yapmıştı. Evet aslında asıl gerekçe bu değildi. Daha doğrusu sadece bu değildi. Onları buna yönelten gerçek neden, işyerinde sendikal bürokrasiye karşı mücadele etmem ve taşeron işçilerle ilgili çalışma yapmamdı
“Farklı bir alternatif deneyimi olarak İstanbul’da Direnişteki İşçiler Platformu diye bir oluşumdan başka, Taşeron İşçileri Derneği kuruldu ve yaklaşık yedi yüz üyesi var. Bunun bir şubesini de Ankara’da kurma girişimimiz var.diye yanıtladı.
21 Ekim’de işe geri alınma davam var. Büyük olasılıkla davayı kazanırım. İşe başlarım ama hangi şubesinde ve nasıl bir şeyle karşılaşırım... bilmiyorum ama bunlara da hazırlıklıyım
Türkiye’de TEKEL işçileri tekrar direnişe başladı, UPS işçileri, ben, Türkan Albayrak… döndüğümde bu mücadelelerin birleştirilmesine dair platformların oluşturulması için de çaba göstereceğim. Buradan döndükten sonra 20 Ekim’de TÜBİTAK önündeki eylemimi kaldığım yerden yeniden başlatacağım”diye bitirdi.