Salı, 19 Ekim 2010 (16 yıl 1 hafta önce)
7 Eylül'de iki milyon yediyüz bindiler. 23 Eylül'de üç milyon oldular. 2 Ekim'de yine üç milyondular. 12 Ekim'de üç buçuk milyona çıktılar. 16 Ekim yürüyüşünde üç milyondular. Ve 19 Ekim'de bir kez daha üç buçuk milyon yürek olup, tarihi sokakta yazmaya devam ettiler...
Bugün Fransa bir kez daha bir ucundan diğerine direnişe kesti. 277 ayrı noktada yapılan eylemlerde işçi, emekçi ve öğrenciler emeklilik yaşının yükseltilmesi saldırısına karşı yeni rekorlara imza atarak, yasaların sokakta yapılacağını haykırdı. Birçok şehirde ulaşım tam anlamıyla felç oldu, tren ve metroların büyük kısmı çalışmadı, otoyollarda kilometrelerce kuyruk oluştu. Hastaneler acil servisleri dışında hizmet vermedi. Limanlar, postaneler, elektrik kurumu kapalı kaldı. Postanelerde greve katılım oranı yüzde 30'un üzerinde gerçekleşti. CGT Sendikası'nın açıklamasına göre demiryollarında yüzde 42,68 ile rekor kırıldı. FSU Sendikası öğretmenler arasında greve katılım oranını açıkladı: “Yüzde 31'in üzerinde”. Paris-Orly Havaalanı'nda uçuşların yüzde 50'sinden fazlası iptal edildi. Diğer havaalanlarında oran yüzde 30 ile 50 arası. Orly'de yarın yapılacak uçuşların da yüzde 30'u şimdiden iptal. Fransız Elektrik Kurumu'nda (EDF) yapılan grev, Fransız Hükümeti'ni yıllar sonra elektrik ithal etmek zorunda bıraktı. Pazartesi ve Salı günleri komşu ülkelerden elektrik ithal edildi.
Oranlar da rekorlar da saymakla bitmez... Bugün için “rekorlar günü” denilebilir kısaca. İşçi, emekçi ve öğrenciler bugüne kadar “rekor” olarak nitelenen neredeyse bütün sayıları tarihe gömdüler. Paris ve Marsilya gibi eylemlere en kitlesel katılım sağlayan şehirler başta olmak üzere hemen bütün şehirlerde sayılar korunurken, Toulouse 155 binlik katılımla rekor kırdı. Bir diğer rekor da Bordeaux'da yaşandı, 140 bin!
Öğrenciler de rekor üstüne rekor kırdı bugün. İlk rekor bin 200 blokajla liselilerin. Direnişin başından beri kaydedilen en yüksek rakam! İkincisiyse üniversite ve lise öğrencilerinin ülke genelinde yapılan eylemlere 190 binlik katılımı. Bugüne kadar kaydedilen en yüksek bir diğer rakam!
Gün direniş günüydü. Öğrenciler de günün adına layık başladılar güne. Sabah 09:00'da yüzlerce öğrenci Paris'in en işlek merkezlerinden olan Republique Meydanı'nı işgal etti. Çöp konteynerleri, taşlar, demirler... Ellerine geçen her şeyi yükselttikleri barikata taşıdılar. Meydan felç oldu. Meydana bağlanan tüm cadde ve sokaklar da. Henüz sabahın erken saatlerinde Paris trafiği keşmekeş oldu. İki saatlik eylemlerine, meydanın sadece 100 metre uzağında bulunan en büyük emniyet müdürlüklerinden birinden müdahale edilemedi. Yürüyüş saatinin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerin yürüyüş alanına hareket etmek üzere meydanı boşaltmalarından sonra intikal edebilen polisin yapacağı tek şey kalmıştı; barikatı kaldırmak...
Dün polisle sert çatışmaların yaşandığı Nanterre, bugün de barikatlarla uyandı güne. Joliot Curie lisesi öğrencileri sabah saat 09:30'da dün eylem yaptıkları cadde üzerinde toplanarak yürüyüş yaptı. Polisin yürüyüşe müdahale etmesi üzerine çatışma çıktı. Araçları yakarak barikat kuran öğrencilere polis gaz bombalarıyla müdahale etmeye çalıştı. Barikatı taşlarla savunan öğrencilerle polis arasındaki çatışma saatlerce sürdü. Çatışmanın sona ermesinden sonra öğrenciler yürüyüşe katılmak üzere Paris'in merkezine doğru harekete geçti.

Paris: Direniş şehri
“
Aşkın şehri” olarak bilinir ya Paris, bu şehir için yapılan en eksik ve haksız tanımlardan biri bu olsa gerek. Direnişin şehridir o aynı zamanda. Zira, tarihi de bir tarafa, son 6 haftada ortalama 310 bin kişilik 6 eylem yapan şehre başka bir şey denemez! İşçisi, emekçisi, öğrencisi, ev kadını, emeklisi bugün bir kez daha Paris sokaklarını insan seline çevirdi. Yürüyüşün başlangıç saati olarak 13:30 duyurulmuştu ama çok öncesinden
Place d'Italie Meydanı dolmuştu. 13:30'da deyim yerindeyse meydanda adım atacak yer yoktu. Aslında yürüyüş alanına giden metroların hıncahınç dolu olmasından kitlesellik, metroyu sallayan işçi ve öğrencilerin coşkulu slogan ve marşlarından da eylemin içeriği belli olmuştu. Saat 14:00'de başlayan yürüyüş, 20:30'da bitti.
Şehrine göre eylemleri beşte bir ile onda bir oranında az açıklayan hükümeti ciddiye alan yok artık Fransa'da, ama kortejin başı yürüyüşün bittiği alan olan
Invalides'e çoktan ulaştığında sonu daha başlangıç alanı Place d'Italie'de olan bir kitleselliği (iki meydanın arası 5,3 km.) “
60 bin” olarak açıklamak, tüm öfkesi ve sınıf kinine rağmen asgari sınırlarda işleyen bir zekanın bile söyleyebileceği bir şey olmasa gerek!
Yürüyüşe
CGT,
CFDT,
CFE-CGC,
CFTC,
FO,
FSU,
UNSA,
Solidaires sendikaları oldukça kitlesel katıldılar. CGT korteji her zaman olduğu gibiydi, ucu bucağı yoktu.
Air France,
Peugeot-Citroen, metal işçileri ve banka çalışanları kendi pankartlarıyla CGT kortejinde yürüdüler. Diğer eylemlere göre FO korteji de kalabalıktı. Tüm kortejler oldukça canlı ve öfkeliydiler. Önceki yürüyüşlere göre sloganlar çok daha canlı ve sürekli atıldı. En çok atılan sloganlardan bazıları “
hep birlikte genel greve”, “
sonuna kadar direniş”, “
saatlerinize bakın, isyan zamanı”ydı. İstisnasız tüm kortejlerden atılan slogansa “
direniş”ti. FO ve CGT kortejlerinde sık sık Enternasyonal söylendi. Yürüyüşün en coşkulu korteji her zaman olduğu gibi yine demiryolu işçileriydi. 5 kilometrelik güzergahı neredeyse tek bir saniye susmadan yürüdüler. Yürüyüş boyunca dağıtılan bildirilerin ortak kesenini ekonominin bloke edilmesi oluşturuyordu. Hemen her bildiri süresiz genel greve çağrı yaparken, rafinerilerdeki grev ve blokajların sürmesinin önemine dikkat çekiyordu.
Sosyalist Parti (PS),
Fransız Komünist Partisi (PCF),
Yeni Antikapitalist Parti (NPA),
Lutte Ouvrier ve
Yeşiller gibi partilerin başkanları ve yönetici kadrolarının ezici çoğunluğu eyleme tam kadro katıldılar.
Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri Pierre Laurent yürüyüş sırasında yaptığı açıklamada “
Bugün ülke bir kilitlenme yaşıyor. Bu kilitlenmenin devam etmesi veya bitmesi tamamen hükümetin sorumluluğundadır” diyerek hükümete uzlaşma çağrısı yaptı.
Sol Parti Başkanı Jean-Luc Melenchon, “
Hükümet emekçileri bu gösterileri yapmaya itiyor. Bu, çözüm bulmak için iyi bir yol değil. Aksine boğucu bir atmosfer yaratıyor” derken,
Yeşiller Ulusal Sekreteri Cécile DUFLOT, hükümetin bilinçli bir gerilim stratejisi izlediğini belirterek “
bunu kınıyorum” şeklinde konuştu.
Yürüyüş sırasında grup halinde kalabalığın içine karışan sivil polislere gençler bir ders verdiler. Yirmi kişilik bir sivil polisi duvar dibine sıkıştıran aynı sayıda genç, polisin sopalara davranmasıyla geri çekildiler. Sonra gençler de ellerine geçirdikleri sopalarla daha kalabalık biçimde polisin etrafını sardılar. Bu kez polis gaz tüpüne sarıldı. Bir polisin elindeki gaz tüpünü tekmeyle yere savuran bir genç, gazı alıp polisin suratına sıktı. Polis viyak viyak bağırıyordu. Kimi sendikacılar gençlere müdahale etmeye kalktıysa da polis temiz bir dayak yedi gençlerden. Öyle ellerini kollarını sallayarak kalabalığın içinde dolaşmanın bedelini ağır ödediler.
Öğrencilerden yeni eylem çağrıları
Eyleme lise sendikaları
UNL ve
FIDL ile üniversite sendikası
UNEF de kitlesel olarak katıldılar. UNEF yürüyüşten sonra yaptığı açıklamada Paris yürüyüşüne 35 bin öğrencinin katıldığını bildirdi. Öğrenciler sendika kortejleri dışında, öğretmenlerinin kortejlerinde ve okul isimlerinin yazılı olduğu pankartların arkasında da yürüdüler. Her zamanki gibi oldukça coşkulu ve kararlıydılar. Sürekli “
direniş” ve “
yorulmadık” sloganını attılar.
Cumhurbaşkanı Sarkozy ve
Başbakan Fillon değişmeyen slogan argümanları olarak yine dillerindeydi. “
Sarko reformun da senin gibi çürük” ve Sarkozy ile hükümete meydan okudukları “
Sarko Sarko öğrenciler de reform istiyor” gibi sloganları sık sık attılar.
Dün sokakları tutuşturan bugün de "
İşçiler çatışamıyor, biz onların askeriyiz!" sloganıyla işçilerle omuz omuza alanları zapteden öğrenciler, eylemlere ara vermeden yarın kaldıkları yerden devam edecekler. Liselilerin en büyük sendikası UNL ile üniversite sendikası UNEF yarın saat 11:00'de senato önünde eylem çağrısı yaptı. Liselilerin diğer sendikası FIDL de tüm öğrencileri Perşembe günü ülke genelinde bir kez daha sokaklara çıkmaya çağırdı. UNL de eyleme tam destek vereceğini açıkladı. Öğrenciler aynı 4 yıl önceki
CPE Direnişi'nde olduğu gibi yine Perşembe günlerini sokakta, merkezi yürüyüşlerle geçirmeye hazırlanıyorlar.
Hükümetin sopası...
Hükümet cephesi sendikalarla müzakereye yanaşmazken, ülke ekonomisini götüren rafineri grev ve blokajlarına da saldırı sinyali verdi. Yürüyüşlerden sonra hükümet adına yapılan bütün açıklamalarda sendikalarla masaya oturulmayacağı, tasarının müzakereye açılmayacağı ve bu haliyle geçirileceği belirtildi. Rafineri blokajlarınınsa “
kaldırılmak zorunda” olduğu açıklandı.
Özellikle petrol rafinerilerinde süren grev, ülkeyi tam bir cendereye almış durumda. Dün 1500 olan kapalı benzin istasyonu sayısı bugün 2600'e yükseldi. Rakamın hafta sonuna kadar 4 bini aşması bekleniyor. Havaalanları yakıt sıkıntısı nedeniyle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Açık olan benzin istasyonları önünde kilometrelerce uzunluktaki kuyruklar oluşmuşken, grevin sürmesi halinde ısınma ve üretimin de ciddi şekilde sekteye uğrayacağı belirtiliyor. Grevlerin bu haliyle sürmesi durumunda özellikle hafta sonu ve ondan sonraki günlerin oldukça zor geçeceği bildiriliyor.
Diğer taraftan dün kurulan kriz merkezi bugün akşam saatlerinde
Elysée Sarayı'nda toplandı. Başbakan François Fillon,
İçişleri Bakanı Brice Hertefeux,
Çalışma Bakanı Eric Woerth,
Enerji Bakanı Louis Borloo ve
Eğitim Bakanı Luc Chatel'in katıldığı toplantıdan sınıfa tehdit çıktı. Birçok bakanın dün rafineri grev ve blokajlarını “
illegal” olarak nitelemesinden, Başbakan Fillon'un da “
Fransız ekonomisinin yakıt tıkanıklığı nedeniyle boğulmasına izin vermeyeceğim“ demesinden sonra, bugün de rafinerilerdeki grev ve blokajların “
demokratik” olmadığı belirtilerek kaldırılacağı sopası sallandı.
Rafineriye polis saldırısı
Fransız Haber Ajansı (AFP) bugün
Ambès Bassens bölgesindeki akaryakıt deposunda yapılan blokajın polis müdahalesiyle sonlandırıldığı haberini geçti. Öğrencilerden sonra işçilere de yönelen polis terörünü kutsayan Çalışma Bakanı Eric Woerth “
Bu çok normal ve hatta çok da demokratik. Kimsenin depolardan yapılan sevkiyatı engelleme hakkı yok” dedi.
Hükümetin önümüzdeki günlerde özellikle büyük akaryakıt depolarına operasyon düzenlemesi olasılık dahilinde. Emeklilik tasarısının senatoda kabul edilmesi halinde nihai oylama için parlamentoya 26 veya 27 Ekim'de getirecek olmasındaki gibi -Hükümet partisi UMP'nin parlamento grup sözcüsü
Jean-François Copé bugün “
Tasarının parlamentoda oylanmasının muhtemelen 26 veya 27 Ekim'de olacağını düşünüyorum” dedi- rafinerilere saldırıyı da önümüzdeki Cuma günü başlayacak tatile denk getirmesi de bir başka olasılık. Bir taraftan “
Ne pahasına olursa olsun tasarıyı böyle geçireceğiz” ve “
Rafineri blokajlarına izin vermeyeceğiz” derken, diğer taraftan her ikisi için de tatil zamanını hesaplaması hükümetin strateji dehasına değil, hareketin gücünden korktuğuna işarettir.
)
Haksız da sayılmaz. Zira, neoliberal saldırıya karşı sınıf ile emekçi kitlelerde ve de ötesinde genel olarak halkta oluşan duyarlılık birleşik, kitlesel ve militan eylem hattı korkularını büyütmek için yeterli nedenler. 6 haftadır ülkenin tek gündem maddesi olan direnişin geldiği boyut, öyle birkaç polis operasyonuna pabuç bırakacak veya sendikal ihanetin boğuntusuna gelecek düzlemi aştı. Polisin rafineri işçilerine geniş kapsamlı operasyon düzenlemesi, hem işçi ve emekçilerde, hem öğrenciler de hem de genel olarak halkta büyük bir infiale yol açar. Bu da bumerang misali dönüp yine kendisini vurur, direniş büyür. 4 yıl önce geçirmeye çalıştığı CPE tasarısı karşısında gelişen eylemlere -ki, bu eylemlerden daha küçüktü ve saldırı da Fransız burjuvazisinin emek piyasasını liberalize etme kapsamında azımsanmayacak bir yekün oluşturuyordu- onca sopa sallamasına rağmen, sadece iki buçuk ay dayanabilen o zamanın eğitim bakanı, şimdinin başbakanı Fillon'un, şefi Sarkozy'nin veya bilcümle bakanlar şürekasının şarlamaları, sınıfı geriletmeye yetmez. Fakat buna rağmen, şu ana kadar kendisini sokakta tutup yormaya ve gücünü sınamaya programlı olan stratejiden alnının akıyla çıkan sınıfın gücünü ve vereceği tepkiyi bir de devlet terörüne maruz kaldığı anda ölçmek-sınamak isteyecektir. Bunu hem sınıfsal çıkarları gereği geçirmek zorunda olduğu neoliberal saldırıyı yasalaştırmak, hem hızla durma noktasına sürüklenen ekonomiyi darboğazdan kurtarmak ama hem de sınıflar arası güç dengesinin ne kadar aleyhine döndüğünü görmek için yapacaktır.
İşçi sınıfı ve emekçilerin en birincil görevi şu ana kadar olağanüstü bir çaba ve direngenlikle getirdikleri birleşik, kitlesel ve militan eylem örgüsünü sürdürerek süresiz genel greve taşımaksa, ikincisi de rafinerilere düzenlenecek olası saldırılara karşı, sınıfın onuruyla eşdeğer olan direniş mevzilerini sonuna kadar savunmaktır.
Fransa'da sınıf hareketi kuşak bütünleşmesi, birleşik, kitlesel ve militan eylem gücünün kafalarda somutlanması, ötesinde de ülke topraklarını aşarak tüm dünya işçi ve emekçilerine oluşturduğu örnek ve esinlemeyle pekçok kazanımı şimdiden kendi hanesine yazdı. Şüphesiz asıl kazanım neoliberal saldırıyı burjuvazinin kafasına vura vura geri çektirmek olacak. Onun için yürüyor Fransız işçi ve emekçileri. Tüm dünya işçi ve emekçilerinin bükülmez bileği, berrak iradesi ve onurlu duruşu olarak...