Kirletilen yaşamlarımızda, yüreklerine dokunamadığımız Zelal'lerden bir yudum su...
Heyecanla, şehre inen babasının dönmesini bekliyordu. Hava çok soğuk, köy yolu ulaşıma kapalıydı. Belli bir noktadan sonra araçtan inip yürümek zorunda insanlar.. babasının ne zaman geleceğini bilmiyordu, çünkü böyle şeyler sorulmazdı; hele ki kız çocuğu gerekmedikçe konuşamazdı bile. Evin işleri bitti, ahır temizlendi, hayvanlardan süt sağıldı, yemek hazırlandı, erkek kardeşlerin karnı doyuruldu...
Sesler geliyordu, karları yaran ayak sesleri... galiba misafir de vardı. Yabancı bir erkek sesi. Tok bir yumrukla kapı çalındı. Genç kız başı eğik bir şekilde babasını karşıladı ve elindeki torbaları aldı. Köyün imamı, saygın adamı olan baba ve misafir, kadınların olmadığı sobalı odaya geçtiler.. Hemen sofra kuruldu ve sofranın başında ayakta, başı eğik bir şekilde beklemeye başladı genç kız.. O evin en büyüyüydü artık, çünkü kendinden bir yaş büyük olan ablası 14 yaşında evlendirilmişti. Aradan üç yıl geçti. Genç kız, üç kız ve iki erkek kardeşine bakmak, evin işlerini yapmak zorunda..
Yemek yenildi, baba ve misafirin karnı doydu. Eve sessizlik hakim. Misafir ve baba fısıltılarla konuşmakta. Misafir komşu köyden gelmiş. Komşu köyün ağasıymış ve çok varlıklıymış. Oğlunun evlenme çağı gelmiş, geçmiş bile. O zamanlarda 14'ünü aşıp da evlenmediysen hal yamanmış, sonra ne dermiş elalem... Yana yakıla oğluna kız arayan adam, orada sabahladı o gün. Ağa sabahın seherinde yola çıktı..
Aradan bir hafta bile geçmez. Genç kız (ben ona Zelal demek istiyorum, çünkü Zelal-el değmemiş, dokunulmamış berrak su anlamına geliyor.. aynı bu gerçek öykünün sahibi genç kız gibi) Zelal tuhaf bir rüyayla uyanır güne. Babasına rüyasını anlatır:
- Bawo, ez hun hura dé tayin tı wecéyb. (Baba rüyamda gördüm tayinin çıkmıştı.)
Baba güler bir süre..
- Keynaym, tayin mı né, tayin tı weca. (Kızım benim değil, senin tayinin çıktı)
Ve Zelal hiçbir şey anlamaz. O gün evde bir hareketlilik vardır. Akşamüzeri kız kardeşleri ağlayarak Zelal'ın yanına gelirler, ellerinde kara çarşaf vardır. Zelal' e giymesi gerektiğini söylerler. Zelal hiçbir anlam vermez. Çok geçmeden evin önüne süslenmiş bir at ve davul zurna eşliğinde bir grup gelir. İşte o zaman her şey anlaşılır... Zelal gelin olmuş, o kara çarşafı üzerine değil; hayatına giydirmişler. Gözü yaşlı kardeşlerine sarılır, sarılması çok uzun sürmez, çünkü yasaktır, ayıptır, isteksizliğin göstergesidir. Anne ve babasının elini öper, köyünden ayrılır.
Kendi düğününde tanışır, yüzünü hiç görmediği kocasıyla...
İşte, göz göre göre tecavüzün öyküsü... İşte imam nikahıyla kıyılan tertemiz Zelal...