Cumartesi, 22 Ocak 2011 (15 yıl 9 ay önce)
Yaşanacak Dünya
Junge Welt'in 20 Ocak 2011 tarihli sayısından çevirdiğimiz “Savaşa karşı savaş” yazısını kısaltarak sunuyoruz.
Yazıda, Alman emperyalizminin askeri gücünün sınırlarını, emperyalist rekabet savaşında Kongo'dan Afganistan'a kadar nasıl at oynattığı, emperyalist çıkarlar söz konusu olduğunda NATO ve AB'nin nasıl kenetlenip ortak hedeflere yüklendikleri, bunun karşısında antifaşist, antimilitarist hareketin taşıdığı potansiyellere işaret ediliyor.
Savaşa karşı savaş!..
Emperyalist çıkarlar için askeri uygulamalar, Afganistan’dan Kongo’ya kadar olağan hale gelmiştir. /Antifaşist Antimilitarist Eylem Birliği
Öfkeden direniş doğuyor
2010 başında değişik sol gruplar, Almanya çapında antimilitarist antifaşist eylem birliğini kurdular. Antimilitarizm bu ittifakın ağırlık verdiği ilk konuydu. 2011 başında parlamentoda Afganistan’daki askerlerin görev süresinin 22 Ocak‘ta uzatılmasına karşı eylemlere çağırdılar. 5 Şubat‘ta Güvenlik Konferansı denilen savaş çığırtkanlığının Münih‘te buluşmasına karşı da eylemlere çağırdılar. Aşağıda, bu ittifağın çıkardığı broşürün özetini veriyoruz:
1999‘dan beri, Alman Ordusu dünya çapında birçok savaş bölgesine asker gönderdi. Bu metinde, kapitalizmin çıkarlarının savaş ve işgalle ne kadar bağlantılı olduğu, Afganistan ve Kongo örnekleriyle gösterilecek. Uzun yıllardır AB hızla militaristleşiyor. Bosna, Kongo ya da Çad‘a AB orduları gittikçe daha sık aralıklarla gönderiliyor.
O dönemdeki Savunma Bakanı Peter Struck‘un (SPD): “Bizim güvenliğimiz Hindikuş’ta savunuluyor” sözü artık çok ünlü oldu. 47 ülkeden gelen, 119 bin asker, Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) adı altında “Güvenlik Savunma Planı”nı hayata geçiriyor. Geçen yıl Şubat'ta sayının artmasından sonra, artık 5 bin 350 Alman askeri Afganistan’da. Afganistan’ın kuzeyinde bulunan NATO askerleri arasında, Almanya 3. sırada yer alıyor.
Almanya savaşta kendisini haklı çıkarmak için “güvenlik” kelimesini kullandı. Bu ne demek, 2006 belgelerinde bu şöyle gerekçelendiriliyor: “Almanya’nın yeraltı kaynakları yok, bu yüzden ihracat oranı büyük olduğundan, ihracat yol ve araçlarının güvenliği konusunda hassas” Alman Ordusu oradaki insanlar için gitmedi, bilakis Alman sermayesinin güvenliği için gidiyor.
Jeostratejik önem
Afganistan’ın öncelikle jeostratejik bir önemi var. Eski Savunma Bakanı Peter Struck Alman Hükümeti’nin yaptığını şöyle savunuyordu: “Bundan 25 sene sonra Almanya sınırındaki Kuzey Denizi'nde gaz kalmayacak, fakat Afganistan ve Kafkasya‘da her şey var. O bölgenin güvenliği, o bölgelerden -gelecekte- enerji almak isteyen herkesi ilgilendirir”! Afganistan önemli petrol ve gaz kaynağı olan Hazar Denizi‘nin kenarındadır. Yanında bulunan Türkmenistan, Azerbaycan, Kazakistan‘da önemli gaz ve petrol kaynakları bulunmaktadır.Petrol ve gaz kaynaklarının kapitalist devletler için daima merkezi bir önemi var. Global kavga bu kaynakların elde edilmesi ve taşınması içindir.
Afganistan’ın komşusu Türkmenistan, dünyanın en büyük gaz rezervlerine sahip olan ülkelerindendir. Taşıma işinde, Rus bağlantısını bırakıp, Afganistan, Pakistan, Umman Denizi üzerinden yapmak en kısa yoldur. Bu, boru hattı planları 1990‘lardan beri varolmasına karşın, Afganistan ve Pakistan’ın bazı bölgelerindeki savaştan dolayı yakın bir gelecekte hayata geçirilmesi zor görünüyor. 1995‘te Amerikan şirketi UNOCAL, Taliban‘la bir anlaşma planlıyordu; bu anlaşma bozuldu. 2002 yılında Türkmenistan, Afganistan ve Pakistan’la bir boru hattı anlaşması imzaladılar. Bu anlaşmayı da henüz hayata geçiremediler.

Afganistan, sadece petrol boru hattı koridoru açısından enteresan değildir. Büyük gaz ve petrol rezervlerine sahip olan İran ile de komşudur. İran şu anda hem Batılı devletler ve onların rakipleri Çin ve Rusya'yla işbirliği yapmaktadır. Tahran, “Güney Pers”i gaz alanında geliştirmek için Çin ile anlaşmalar imzalamıştır ve Rusya ile yapacağı Asya Boru Hattı planıyla, Çin ve Hindistan’a gaz ve petrol yollayacaktır. Afganistan kuzey sınırıyla Rusya, doğusundan Çin’e ve Hindistan’a yakındır. Afganistan, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan en kalabalık bölgelerine yakındır. Afganistan, Amerika, Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan için merkezi bir role sahiptir, çünkü bu önemli bölgenin tam ortasındadır.
Bu jeostratejik önemin yanında önemli bir pazar olduğunu da söylemek gerekiyor. İşgal güçleri ülkeleri artık uluslararası pazarlara göre şekillendiriyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), Afganistan’a sermayenin akışını sağlayacak bir program talimatı verdi. Somut olarak bu, tüm yatırımcılar için düşük kurumlar vergisi getirilmesi, ticari kısıtlamalarının kaldırılması ve gümrük vergilerinin azaltılması uygulamalarına dahil olmak demektir.
Bu örnek de Almanya’nın ne yapmak istediğini açıkça gösterir. Bu, hammadde, pazar ve sözleşmeler üzerinden Alman sermayesinin güvenliği ve çıkarlarıyla ilgilidir. Savaş, Alman sermayesinin dünya çapındaki ekonomik çıkarlarını uygulamak için bir araç haline gelmiştir.
İnsan hakları, kadının kurtuluşu ve demokrasi söylemleri, Afganistan’daki savaşı haklı göstermek içindir. Gerçek nedenler, hükümetlerin nüfuz bölgelerinin genişlemesi, stratejik pozisyonların korunmasıdır.
Orta Afrika’ya müdahale
Kongo Demokratik Cumhuriyeti örneği ise, hammadde kaynakları ve askeri operasyonlar ilişkisini göstermektedir.
Ekranda, Avrupa Birliği’nin kendi askeri yetenekleri var. Bunu ARTEMİS misyonuyla 2003 yılında tanıttılar. Savaş için resmi neden, ülkenin “demokratikleşmesi”ydi. Tabii ki bu, ülkeye istikrar değil tam tersini getirdi.
Şu anda yarım milyon insan, kaçak milislerin katliam ve tecavüzünden korkuyor. Kongo dünyanın en fakir ülkelerden biridir. Nüfusun yüzde 80‘i, aylık ortalama 1 dolarla mutlak yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve ayda yaklaşık 30 bin kişi yoksulluk ve savaşın sonuçları yüzünden ölmektedir.
Bunun yanında, Kongo doğal kaynaklar açısından zengindir. Dünya çapında Coltan maden cevherlerinin (niyobyum ve tantal içeren metalik maden -nba) yüzde 80‘i Kongo’da çıkarılmaktadır. Coltan, birçok ticari mal, cep telefonları, uydu veya uçak motorları için gerekli bir maden.
Ayrıca, Kongo 20 milyar dolarlık değeri olduğu tahmin edilen, dünyadaki 4. büyük elmas rezervleri ve altın yataklarına sahip. Buna ek olarak, Kongo’da germanyum, bakır, kobalt, petrol, kereste, uranyum, çinko, gümüş ve manganez bulunuyor. 2006 yılında, savaş yorgunu ülkeye, AB’nin ikinci müdahalesi geldi. Müdahale için resmi neden seçimlerin yapılmasıydı. Alman Ordusu'nun misyonu, 780 bin askerden oluşan RD Kongo EUFOR‘a (Avrupa Birliği İstikrar Gücü) askeri liderlik etmekti. Bu Potsdam Alman Operasyonlar Komutanlığı tarafından yürütüldü. Bu görev de, Federal Cumhuriyeti’n siyasi statükosunu sürdürerek, doğrudan ekonomik çıkarlarına yazıldı.

Almanya, iktidardaki Joseph Kabila Hükümeti'yle yakın ekonomik temaslarını sürdürüyor. Bir değişiklik için istekli de değil. Ülkede birçok tutarsızlık vardı, bunlardan biri de seçimler. Kabila cumhurbaşkanlığına aday oldu, aslında anayasaya göre çok gençti. Oysa Kongo'da, tüm kurumların desteklediği seçim koalisyonunun (AMP’nin) başarı kazanması için işte ancak böyle istisnalar olabilirdi. Kabila’nın galibiyeti baştan belliydi, çünkü en büyük muhalefet partisi Demokrasi ve Sosyal Gelişim Birliği (UDSP), seçimleri boykot etti.
Bütün bunlara rağmen Federal hükümet, resmi söylemlerinde Kongo’daki seçimi “demokratik” olarak niteledi ve bunu empoze etmeye çalıştı. Bu, TV kanalı Phoenix 7‘de bir yayında, eski Savunma Bakanı Walter Stütz‘le Kasım 2006‘da yapılan bir yayınla sabit: “Kongo konusunda Başbakan tarafından kamuoyuna nelerin söylenmemiş olduğunu sorun. Bunu çok açık bir şekilde Paris de duymuş olabilir. Paris duymalı; biz, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri, Afrika‘yı bir süre de olsa terkedemeyiz. Nokta!”
Gerilere, 2006′lara doğru giden herkesin aklına muhtemelen muhalefet protestolarının ezilmesi, şiddet görüntüleri gelir. Bütün bu gelişmeler kısmen Avrupa Birliği bağlamında görülmelidir. 2005‘teki seçim yılında, AB EUPOL KINSHASA ve EUSEC RD tarafından Kongo’ya gönderilen otuz polis eğitmeni, binlerce polisi eğitti. Kanlı protestoların ezilmesinde kullanılan bu polis gücü, diğerleri arasından seçilmişti. Tabii ki, AB Kalkınma Yardımı Fonu’ndan finanse ediliyordu.
(...)
Örgütlü direniş
Artan savaş ve militarizm, kapitalizmin kritik gelişimiyle bağlantılıdır. Kapitalist kar mantığının sonucunda, toplumun tüm kesimlerinin kapitalist sömürüye itaati için emperyalist savaşlar ve şiddete başvurulması vardır.
Bu mantığa karşı mücadele ediyoruz. Militarist savaşa karşı, kapitalist sistemi devirmek için mücadele ediyoruz. İşgalcilerin güç gösterilerine, reklam kampanyalarına karşı eylemler, Dresden‘de 2009‘da NATO‘ya karşı büyük gösteriler, ordu araçlarını, askeri teçhizatları doğrudan imha ve silahsızlanma eylemleri gibi çok sayıda antimilitarist direniş biçimi var.
Emperyalist savaşa karşı harekete geçmek için birçok fırsat mevcut. Okulda, üniversitede, işyerinde ya da kamuya açık yerlerde -her yerde- Alman emperyalizminin entrikalarına karşı somut ve yaratıcı eylemler organize etme ve direnme yolları vardır. Bugün bile, Karl Liebknecht‘in sözünün geçerliliği bilinir: “Başdüşman evde!”
Görev süresinin uzatılmasına karşı Berlin, Bonn, Duisburg, Essen, Hamburg, Köln ve Stuttgart‘ta Antimilitarist / Antifaşist eylem birlikleri düzenlenmektedir. Programları ve bilgi için 3a.blogsport.de/mandatsverlaengerung/ bakınız!
[20 Ocak 2011 tarihli
Junge Welt'ten çevrilmiştir]