Makineye programlanmış bir robot değil o; bir işçi, bir kadın, bir anne. Yaşamın her anında ücretli bir köle
Bizimle özlemlerinizi, öfkelerinizi, hayallerinizi paylaşabilirsiniz dedik. Ve yine içimizden birine sözü veriyoruz. Kendi durumunu şöyle tanımlıyor: “Sadece makinede iş dikmeye programlanmış bir robot”. O hem bir tekstil işçisi, hem bir kadın, hem de bir anne... Her birinin zorluklarını ayrı ayrı yaşıyor. Ücretli köleliğin baskısı tüm hayatını etkiliyor. 23 yıllık işçilik hayatında ne kazandın diye sorun ona, cevabı kendi yaşamınıza ayna tutacak: “Çok şey kaybettim”. Hizmet işçisi dün “Sosyal hayat mı? Zaten sıfır” diyordu, kadın tekstil işçisi ise “sosyal hayatımız hiç yok” diyor “zaten zaman yok” ve insanı makinenin basit bir uzantısına indirgeyen kapitalizmde hepimiz adına konuşuyor yine: “Ellerim ürettikçe beynim köreldi”.
Artık sözü ona bırakırken bir kez daha bizimle yaşamınızı paylaşın diyoruz. Çünkü bunu yaptıkça öfkemizin, özlemlerimizin, bastırılmış ihtiyaçlarımızın, hayallerimizin ortak olduğunu daha net göreceğiz ve tabi ki kurtuluşumuzun da:
GÜN BAŞLIYOR:
Sabah 06:15’de kalkıyorum. Sobayı yakıp çocukların kahvaltısını hazırlıyorum, zaman bulursam ben de yapıyorum. Ama çoğu zaman kahvaltı etmeden 06:45’de evden çıkıyorum. 07:15’de servise biniyorum. 08:00’de iş başı. 18:30’da paydos. Günde on bucuk, on bir saat çalışıyorum. Mesai hariç. 23 senedir konfeksiyonda çalışıyorum. Asgari ücretle çalışıyorum. Sigortalıyız. Ama çoğumuzun sigortası yarım yamalak yatırılıyor. Çalıştığımız yer çok rahat bir çalışma ortamı değil, sen zaten nefes almadan verilen sayıyı çıkarmak için uğraşırsın. Yani arada bir lavaboya gitme iznin vardır. O bile çıkaracağın sayıyı etkiler.
FABRİKADA...
İşçiler arasında rekabet fazlasıyla var. Genellikle göçmenler çok hırslı. Yugoslav, Bulgar göçmenleri özellikle çok hırslılar. “Ben daha çok yapayım, ben daha çok göze gireyim” mantığı vardır onlarda. Halbuki ücret aynı. Sırf yalakalık. İyi yaptıklarını sanıyorlar. Ama diğer işçi arkadaşlarını ne kadar zor duruma düşürdüklerinin farkında değiller. Aslında biraz da farkındalar ama bile bile yapıyorlar.
ÖFKE İÇİMİZE GÖMÜLÜYOR
İşçiler tepkileri sadece kendi aralarında konuşurlar. Yani bir tanesi çıkıp toparlamıyor insanları. Herkes şikayet ve rahatsızlıklarını kendi aralarında dile getiriyor o kadar. İnsanlar direk tepkilerini koymuyor, korkuyorlar. “Göze batarım, işten atılırım” korkusu yaşıyorlar. Herkesin karnını doyurmak gibi bir derdi var, hepimizin belini büken bu.
Sendikamız da yok. Diğer bölümlerde olmuş. Diğer bölümde erkekler ağırlıktaymış, onlar daha konuşkan, girişken oluyor. Böyle bir şeye girişilmiş, duyulunca bitirmişler. Hemen işçileri çıkarttılar. Çünkü dışarıda işsiz çok. Hakikaten bir sürü kişi form doldurup dışarıda bekliyor. Biri işten çıkarıldı mı 1 saat sonra yeri dolduruluyor. Patronun işine geliyor, çünkü gelen işçi düşük ücretle başlıyor. Sendika olsaydı çok daha iyi olurdu. Ama kimse cesaret edemiyor. Diyelim biri işten çıkarıldı veya bir işçiyi patron çok kötü aşağıladı, o gün küçük küçük kulisler yapılır. Herkes kendi arasında “Sendika olsaydı böyle olmazdı. Şöyle yapardık, böyle yapardık, arkamızda birileri olurdu”.
AH BİR BİRLİK OLSAK
Bir birlik olsa veya sendikamız olsa böyle olmazdı. Koşullarımızın değişmesi için örgütlü bir şekilde olmamız gerekiyor. Ama herkeste, bende dahil işsiz kalma korkusu var.
ÇOCUKLARA YORGUNLUK KALIYOR
Çocuklarıma yeterinceyi bırakın, vakit bile ayıramıyorum maalesef. Zaten işten çok yorgun geliyorum. İşyerinde dakikalarla, saniyelerle yarışıyorum. Eve geldiğimde ise çok yorgun oluyorum. Bırakın ilgilenmeyi, çok kötü davranıyorum. Onları da yıpratıyorum. Çünkü on buçuk saat çalışıyorum. 10.5 saat makine sesleri, aptal müzikler sinirlerimi, doğallığında beni yıpratıyor, agresifleştiriyor. Çocukları üzüyorum. Akşam başımı yastığa koyduğumda böyle davrandığım için vicdanım sızlıyor ama ertesi gün yine aynı şeyi yapıyorum. Beni çok dengesizleştiriyor iş hayatım. Akşamları bile çok az zaman ayırabiliyorum. 19:30’da işten geliyorum. Yemek yapıp bulaşıkları yıkayıncaya kadar akşam dokuz buçuk, on oluyor. Yani çocukların dersleriyle ilgilenmek, oturup konuşmak çok nadir oluyor.
İŞÇİLİK HAYATIM BANA NELER Mİ KATTI?
Çok şey kaybettirdi. 23 senedir aynı tarzda oturmaktan çok ciddi sağlık problemleri gelişti. Boyun düzleşmesi, bel fıtığı, sürekli baş ağrısı. Şimdi de bacağımda kas çekilmesi başladı. Geçen gece acile kaldırdılar. Bacağımı hareket ettiremiyordum. 3 gün dayanılmaz acılar çektim. Tek başıma tuvalete dahi gidemiyordum. Şu aralar da pek iyi sayılmaz. Sonra sosyal hayatımız hiç yok. Dedim ya geliyorum, yemek yapıyorum, bulaşık yıkıyorum, uyuyorum. Mesai olunca hafta sonu işteyim. Bir pazarımız var o da ev işleriyle zaman bitiyor. Herhangi bir gezme, bir arkadaşımla görüşme, sosyal yaşantı kesinlikle yok. Bazen insanların içine giriyorum. İnanır mısın konuşmayı unutmuşum. İnsanlarla herhangi bir konuşmam, tartışmam olamaz, unuttum. Ha bu aralar bir sosyal faaliyetim var. Karşımda öğrenciler oturuyor. Çok güzel insanlar. Onlarla her gece bir saat görüşüp çay içiyoruz, bu beni çok mutlu ediyor. İnanın kendimi robot gibi hissediyorum. Sadece makinede iş dikmeye programlanmış bir robot. Beynim başka bir şeye çalışmıyor artık. Konuşacak bir şey bulamıyorum insanlarla. Dedim ya konuşmayı, düşünmeyi unutalı bir 23 yıl oldu. Maddi olarak da: Kiradayım, iki çocuk okutuyorum, tek birikimim bu evin içindekiler. Karnımızı ancak doyurabiliyoruz.
İŞÇİLİK YAPAN BİR ANNENİN EN BÜYÜK ÖZLEMİ
Her şeyden önce çocuklarımı çok küçük yaşta bırakıp işe başladım. Çocuklarıma annem baktı. Servisin 2 durağı bir ilkokulun önü; anneler çocuklarını okula götürüyor. En çok bu dokunuyor bana, çocuklarımı okula bırakamamamın özlemini duyuyorum. Bunu yapmayı çok isterdim. Tabi artık liseli oldular, bundan sonra yapmak istesem de onlar istemezler. Şu an çalışıyorum, zamanım olsa liseye bile götürüp getirmek isterdim.
HAYALLERİMİZ BİLE KÖLE
Açıkçası nasıl bir yaşam istediğimi unuttum. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Diyorum ya konuşmayı unuttum, ellerim üretiyor yıllardır, ellerim ürettikçe beynim köreldi. Yani ne yaşayabilirim ki bunları bile unuttum. Çünkü yaşamaya, konuşmaya, düşünmeye zamanım yok. Şunu yapmak isterdim diyeceğim bir şey kalmadı aklımda… Çocuklarımı evde beklemek, onlara kapıyı ben açmak isterdim. Gelir gelmez sıcak bir yemek önlerine koymak isterdim. Onlarla konuşmayı, onlara ders çalıştıklarında yardımcı olmak isterdim. Ama onlar bana bir şey sorduğunda sinirleniyorum. Çünkü çok yoruldum, yıprandım, almıyor artık, kafam almıyor, tahammülüm sıfır, çocuklarımı normal bir ailede yaşatmayı isterdim. Babalarını kaybedeli 10 yıl oldu, ben baba rolünü de üstlendim. Ancak bu kadar yapabiliyorum, biliyorum yetemiyorum onlara. Onlar hep kendi ayakları üzerinde durdular. Küçüklüklerinden beri, çünkü ben hep işteydim.
BAŞKA BİR DÜNYA...
...tabi ki mümkün. Birliktelikle mümkün, tek güç olmakla mümkün. Biraz da ekonomiyle alakalı. Mesela ben ekonomik yönden biraz güçlü olsaydım, iş yerinde olan haksızlıklara daha fazla karşı çıkabilirdim. Ama şu an çocuklarımı geçindirmek zorundayım, bir tek benim elime bakıyorlar. Ben de susuyorum, susmak zorundayım yoksa çocuklarım aç kalır, birçok insan bu durumdan rahatsız. Ama çoğunluğu bir araya getiremezsin. Bunun nedeni de herkesin çok zor şartlar altında yaşaması, ekonomik sebepler. Mesela devlet, ben işten çıkarıldığımda ikinci bir işi bulana kadar geçimimi sağlasa çocuklarım ortada kalmasa mücadeleni verirsin, bu arada farklı iş de bulursun. Eskişehir’de tekstil işi zaten çok. Ama bu koşullar Türkiye’de yok.
Eskişehir Sarar Tekstil'de çalışan bir kadın işçi
ÇOCUKLARI ANLATIYOR
M: Annem üniversiteyi yanında okumamızı istiyor. Ben onu anlıyorum. Bizimle bebekliğimizden beri vakit geçiremediği için, yanında olmamızı istiyor.
B: Sabah kalktığımızda annemizi yanımızda görmek istiyoruz. Okula giderken saçlarımızı ördürmek için yengeme gidiyoruz. Annemiz evde olsa o örerdi. Bu bizi üzüyor. Mesela okulda veli toplantısı oluyor. Annem bunca zamandır bir kere katılabildi. O da çok zor izin alabilmişti. Biz büyüyünce öğretmen olmak istiyoruz. Annem gibi olmak istemiyoruz. O yüzden okuyacağız. Bu yıl liseye başladık. Ama derslerimize çok çalışıyoruz, bizler işe başladıktan sonra annem çalışmayacak.