Libya'daki gelişmeler, birbirlerine esin kaynağı olan isyanlar dalgasında hedeflenen sonuçlara her zaman kolay ulaşılamayacağını hatırlatan bir örnek olmaya da aday görünüyor.
Libya'daki isyan içsavaş yönünde evriliyor.
Son 3 gündür yaşanan çatışmalarda, özellikle de Bingazi ve Trablus'ta göstericilerin üzerine uçaklardan ateş açılıyor, kitlelere karşı uçaksavarlar kullanılıyor, ordu birlikleri ve paralı askerlerle isyancılar arasında sokak savaşları yaşanıyor. Tunus ve Mısır diktatörlüklerinin çözülüşünden farklı olarak Kaddafi despotunun iktidarını yitirmemek için elinden geleni yapacağı anlaşılıyor.
Kaddafi dün (22 Şubat 2011) yaptığı konuşmada, bu yönde güçlü sinyaller verdi. Yaptığı konuşma, 42 yıl önce yaptığı darbeye ve bir zamanlar göz boyama amacıyla başvurduğu 'halkçılık' ve antiemperyalizm demagojilerine atıfta bulunarak kendisini hala 'devrimci' olarak pazarlamaya çalışan bir şarlatanın histerik sahne şovuydu.
Libya'daki isyan, Tunus'la başlayıp Mısır'la devam eden Arap dünyasındaki halk isyanları dalgasıyla aynı temel neden ve dinamiklerden kaynaklı. Libya'da patlayan öfkenin kaynağında da muazzam petrol gelirlerine karşın korkunç boyutlar kazanan toplumsal eşitsizlik, yüzde 30'ları aşan işsizlik, hiçbir gelecek umudunun olmayışı ve kitlelerin yaşamını boğucu hale getiren despotizm yatıyor.
Libya'da da bu öfke patlamasının kıvılcımını tutuşturan güç, işsiz ve geleceksiz genç kitleler oldu. İsyanın nedenleri kadar hedefleri konusunda da yanılgı yaratmayı amaçlayan dezenformasyon ihtimali gözönünde tutulmak kaydıyla işin içine aşiretler arası rekabetin girdiği de anlaşılıyor.
Özellikle bazı Batılı emperyalist kaynakların yanı sıra, Kaddafi'nin büyük oğlu Seyfilislam Kaddafi de, 3 gün önceki konuşmasında, meseleyi 'kabileler arası iktidar savaşı' olarak göstermeye çalıştı. Libya'nın toplumsal gerçekliği düşünülecek olursa, bu bir olasılıktır. Ayrıca Libya gibi bir ülkede yaygın bir kitle hareketi söz konusuysa, işin içine kabilelerin girmemesi düşünülemez. Fakat bu iddia bugünkü gerçekliği ne kadar yansıtmaktadır, ne kadarı isyanın toplumsal tabanının genişliğini ve gerçek nedenlerini saklayıp perdelemeye yönelik bir demagojidir... bu konuda şu an için kesin bir yargıya varma olanağı yoktur.
Birbirlerini tetikleyip birbirlerinin üzerine eklenen yeni deneyimler ve derslerle yayılmayı sürdüren Arap dünyasındaki halk isyanları dalgasında görülen o ki, şimdi Libya'da işler farklı bir seyir izleyecek. Ne kadar yıpranıp kan kaybederse etsin, Kaddafi diktatörlüğü belki bu vartayı da atlatacak. Fakat her halükarda, iktidarı kolay kolay bırakmamakta kararlı bir diktatörle hala kolay kolay pes etmeyecek gibi görünen isyancı halk kitleleri arasındaki çatışmanın büyük olasılıkla çok kanlı geçecek. Kaddafi'nin tırmandıracağı anlaşılan gözüdönmüş terörüne rağmen isyancı güçler erken bir çözülmeye uğramayıp direnmeyi sürdürürlerse, Libya'nın değişik bölgelerinin fiilen birbirinden kopması da dahil bu sürecin kendine özgü bir yoldan Kaddafi diktatörlüğünün yıkılmasıyla sonuçlanması da olasılıklardan biri.
Bu olasılığı güçlendiren iki temel etkenden biri, Libya´da da bıçağın kemiğe dayanmış olmasıysa, diğeri, bir geri çekilme durumunda dahi Kaddafi terörünün katlanarak büyümesinin önünün alınamayacağının isyan eden kitlelerin ve kabilelerin de biliyor olmaları. Zaten Kaddafi son konuşmasında bunun sinyalini de verdi: Rejime ve orduya karşı çıkan herkesi ölümle cezalandırmakla kalmayıp isyanı bastırdıktan sonra Amerikalıların Felluce'de yaptıkları gibi Libya'yı ev ev arayarak suçluları cezalandıracağını ilan etti.
Bu özellikleri yönüyle Libya'daki gelişmeler birbirlerine esin kaynağı olan isyanlar dalgasında hedeflenen sonuçlara her zaman kolay ulaşılamayacağını, dolayısıyla çok daha şiddetli ve kanlı çatışma ve iç savaşlara, ileri atılmalar ve kanlı kırımlara hazır olmak gerektiğini hatırlatan bir örnek olmaya da aday görünüyor.
Zaten emperyalist dünya burjuvazisi, Libya özelinde böyle bir örnek yaratmanın peşinde. Neoliberalizm pazarlamacısı ahmakların yutturmaya çalıştıklarının tam tersi yönde, 'demokratikleşmeyi' değil Kaddafi'yi ayakta tutabilmenin yol ve yöntemlerini arıyorlar. ABD'nin gözünde 1986'da -Reagan'ın sözleriyle- "Ortadoğu'nun kudurmuş köpeği" olan Kaddafi, bundan 22 yıl sonra "kişilikli ve deneyimli insan" payesiyle anılır oldu. Arada geçen sürede 'Ortadoğu'nun kudurmuş köpeği' emperyalistlerin kıçını yalayan uysal bir fino köpeğine dönmüştü.
" Demokrasinin kalesi" AB'nin Dışişleri Bakanı konumundaki Catherine Asthon, Kaddafi'ye dil ucuyla dahi bir eleştiri yöneltmeksizin 'Libya'daki gelişmelerden kaygı duyduklarını' açıklıyor. İtalya açıkça askeri müdahale ve destek önerisinde bulunabiliyor. Kaddafi, göstericileri, ABD ve İngiliz hükümetlerinden, General Dynamics'ten son 2-3 yılda satın aldığı uçaklar, helikopterler ve özel suikast silahlarıyla biçiyor, bu neoliberal demokratların hala gıkı bile çıkmıyor.