Kadın olmadan...

İzmir'de akşam saatlerinde meşaleli yürüyüş yapan ikiyüz kişilik kitle, sık sık, "Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!" sloganının yanı sıra "Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!" sloganını haykırdı

KADIN
Salı, 8 Mart 2011 (15 yıl 7 ay önce)

Alınteri, BDSP, Devrimci Hareket, Demokratik Kadın Hareketi, Halk Cepheli Kadınlar, Yeni Demokrat Kadın'ın örgütleyicisi olduğu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü İzmir'de kutlandı.

Etkinliğe Konak Belediyesi'nde taşerona karşı mücadele veren işçiler de etkinliğe katıldı. Gümrük Telekom binası önünde toplanan kitle saat 18:00'de Eski Sümerbank önüne meşaleli yürüyüş yaptı.

Yaklaşık ikiyüz kişilik kitle yürüyüş sırasında sık sık "Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!", "Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!", "Eşit işe eşit ücret!", "Devrimci kadın tutsaklar onurumuzdur!", "Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye karşı kadın-erkek birlikte mücadeleye!", "Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!" sloganlarıyla coşkulu bir yürüyüş yapıldı.



Sümerbank önüne gelindiğinde devrimci kadın hareketi üzerine bir konuşma yapıldı. Konuşmada kadın hareketinin tarihçesine değinildi:

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi insanca yaşamak için, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve düşük ücretli uzun çalışma saatlerinin kaldırılması için iş bırakıp genel grev kararı aldılar. Fabrika patronu grevin sonlandırılmasını istedi ama işçiler kararlıydı. Devlet, işçilerin kararlılığını kırmak için kolluk güçleriyle saldırdı. Fabrika kapılarının arkasında çoğu kadın 129 tekstil işçisi diri diri yakılarak katledildi. Yıllarca süren bu mücadele sonucu, 1910 yılında "2. Enternasyonel Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart "Dünya Emekçi Kadınlar günü" ilan edildi.

8 Mart, sınıflı toplumun, kadını ikinci sınıf gören, emeğini ucuza alan, meta olarak gören, ulusal kimliğini yok sayan anlayışı yerle bir eden günün adıdır. 101. yılında bu mücadele bugün bizlerin omuzlarındadır ve şüphesiz ki bu mücadele, kadınların toplumda yok sayılamadığı, meta olarak görülmediği, tacize-tecavüze-infaza uğramadığı sınıfsız bir topluma kadar sürecektir.

Tüm bu baskı ve saldırılara karşı biz emekçi kadınlara düşen, işçi direnişlerinden öğrenerek, sömürüye ve zulme karşı 8 Mart'larda, 21 Mart'larda, 1 Mayıs'larda sesimizi isyan zılgıtlarına dönüştürmektir. Mısır'da, Tunus'ta 30 yıllık diktatörlükleri temellerinden sarsabiliyorsa; bizler de ancak sömürü ve zulme karşı alanları doldurarak, devrim için mücadele ederek özgürlüğümüzü fethedebiliriz.
Açılış konuşmasının ardından devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunun ardından basın metni Türkçe ve Kürtçe olarak okundu. Basın metninde şunlar yer alıyordu:

Sınıfsal, cinsel, ulusal sömürüye karşı kadın-erkek birlikte örgütlü mücadeleye!

Kadına yönelik çifte baskı, sömürü ve eşitsizliğe karşı mücadelenin günü olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününün bugün 101.yılını kutluyoruz ve yine alanlardayız.

8 Mart 1857'de Amerika'nın New York şehrinde eşit işe eşit ücret, çalışma koşullarının düzeltilmesi, sendikalaşma ve oy hakkı talebiyle 40 bin dokuma işçisi kadın alanlara çıktı. İşçi Kadınlara saldıran polis, 129 kadın işçiyi katletti. Tam da bu mücadeleler nedeniyle, 8 Mart tarihi, 1910 yılında Kopenhag’da toplanan II. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar 2. Konferansı’nda, Alman işçi hareketi önderlerinden Clara Zetkin’in önerisiyle “Dünya Emekçi Kadınlar günü” olarak kabul edildi. O günden bugüne 8 Martlar, tarihsel misyonuna uygun olarak her yıl kutlanmaktadır.

Sömürü, eşitsizlik ve baskı üzerine kurulu olan egemen sistem işçi ve emekçileri açlığa ve yoksulluğa boğmaktadır. Ancak tüm işçilerin ortak sorunu olan kölece çalışma koşulları, düşük ücretler, sigortasız çalışma ve esnek üretim uygulamaları kadın işçileri daha fazla etkilemektedir. Kadınlar çalışma yaşamından arta kalan zamanlarını ev işlerine ve çocuk bakımına ayırmaktadır. Kadınları ev hapsine mahkûm ederken onu çalışma yaşamının dışında ve örgütsüz bırakmaktadır. Başta anayasa, medeni kanun, ceza kanunları ve hukuk alanında olmak üzere kadın aleyhine pek çok yasa maddesi bulunmaktadır.

Egemenler “torba yasa” adı altında başlattığı kapsamlı saldırı da faturayı emekçilere ödetme aracından başka bir şey değildir. Emekçileri onursuz bir yaşama mahkûm eden “torba yasa”, özelde emekçi kadınları da çalışma ve toplumsal yaşamın dışına itmeyi hedeflemektedir.

Genelde işçi sınıfı ve emekçileri, özelde emekçi kadınları vuracak olan egemen sistemin saldırıları mücadele daveti kabul edilmeli, 8 Mart’ın ruhuyla sistemin bu pervasızlığına tok bir yanıt verilmelidir. Tıpkı Emine Arslan’ın, Gülistan Kobaltan’ın, Türkan Albayrak’ın, Aynur Çamalan’ın yaptığı gibi direniş ateşi büyütülmelidir.

Emekçi kadın sadece iş yaşamında eşitsizlikle karşılaşmıyor. Birçok kadın taciz, tecavüz gibi şiddetin çok yönlerine maruz kalıyor. Ocak 2011 ayında 16 kadın cinayeti,8 kadın intiharı,450 şiddet olayının yaşanması olayın vehametini gösteriyor. Medya eliyle desteklenen tecavüz olayları devlet tarafından da korunma altına alınıyor. Son on gün içerisinde sonuncusu Şehri Filiz olmak üzere on kadın, sokak ortasında herkesin gözü önünde katledildi.

Cinsel ve sınıfsal ayrımcılıkların üzerine ayrıca Kürt kadını da ulusal kimliğinden kaynaklı ayrı bir baskıya ve sömürüye maruz kalıyor. Buna rağmen kimliklerinden ve özgürlüklerinden vazgeçmiyor, Zilanların özgürlük mücadelesi yeni serhıldanlar yaratıyor.

Emperyalizmin ve emperyalist savaşların en yıkıcı etkilerini yine kadınlar yaşıyor, kitlesel olarak katlediliyor, taciz ve tecavüzlere uğruyor. Ama bugün ezilen ve sömürülen kadınlar bu mücadelenin de en ön saflarında yerlerini alıyorlar. Irak’ta, Afganistan’da ve bugün Tunus’ta, Mısır’da kadınlar direnmeye devam ediyor.

Ezilen ve sömürülen kadınlar


Bugün 8 Mart sınıfsal özünden kopartarak genel bir kadınlar gününe çevrilmeye çalışılıyor. Bir taraftan burjuva medya tarafından “kadın”ın sadece cinsel kimliği öne çıkarılarak meta haline getiriliyor, diğer yandan da sadece erkeği hedef alan bir anlayış olan feministler de günü sınıfsal içeriğinden uzaklaştırıyor. New York`lu kadın dokuma işçilerinin mücadelesi ve direnişidir asıl olarak 8 Martı var eden. Yani 8 Martta burjuva kadınları değil, emekçi kadınlar direnmiş, katliama uğramış, bu gelenek, kadın mücadelesine yön vermiştir.

Bu gelenekle mücadeleyi büyüten devrimci kadınlar, kırda, şehirde, hapishanelerde, gecekondularda suren savaşların ayrılmaz bir parçası olmuş, “bu kavgada biz de varız” demişlerdir. Ve bu kavga uğruna ağır bedeller ödemişlerdir.

Bugün tecrit koşullarının ve hak gasplarının hala devam ettiği hapishanelerde devrimci tutsaklara yönelik saldırılarda kadınlar ön saflarda yer almaktadır. Hapishanelerdeki kadın tutsaklar özellikle F tipi hapishanelerde ki siyasi olan kadınlar, ziyarete giden tutsak yakınları ve gözaltı merkezlerine alınanlar da bu saldırıları yaşıyor.

Kadına yönelik fiziksel şiddete, cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye karşı durmanın yolu mücadele etmekten geçmektedir. Mücadeleleriyle ismini tarihe kazıyan kadınlarımız, Enternasyonal devrimci Barbra Anna Kistler, ölüm orucu şehitleri Ayçe İdil Erkmen, Hatice Yürekli, Lale Çolak Kürt halkının özgürlük mücadelesinde destanlaşan Zilan, 12 Eylül’e karşı direnmeyi seçerek şehit düşen Mine Bademci, F tipi cezaevini protesto ederken ölümsüzleşen Aysun Bozdoğan, Dersim dağlarında şehit düşen Berna Ünsal ve daha nicelerinin yol göstericiliği devrim yürüyüşünü daha anlamlı ve aydınlık kılıyor.

Onların bize öğrettiği gibi milyonlarca kadını özgürleştirecek olan mücadeledir. Mücadele devrim mücadelesidir ve kadının gerçek kurtuluşu ve özgürlüğü ancak devrim mücadelesiyle mümkündür.

8 Mart, mücadelede katledilen kadın işçiler şahsında işçi sınıfının egemen sistemden hesap sorma günüdür.

8 Mart kadın-erkek tüm işçi ve emekçilerin ortak talepler etrafında kenetlenerek mücadeleyi yükseltme günüdür.

Yaşasın 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü!

* Sınıfsal, cinsel, ulusal sömürüye son!
* Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!
* Kadın-erkek el ele örgütlü mücadeleye!


Metnin okunmasının ardından Gün Işığı Müzik Grubu kısa bir müzik dinletisi yaptı. Ardından pandomim gösterisiyle etkinliğin sonunda Alınteri ve Devrimci Hareket Konak Belediyesi'nde taşerona karşı mücadele eden işçilere destek ziyaretinde bulundu.