Kadına şiddet uygulamayın!' demeye çalışırken bile, erkek egemen ideolojinin dilini bir kez daha pekiştiriyor
Kadına şiddet uygulayan erkek değil (miş!!!)
2011 yılının 8 Mart Emekçi Kadınlar gününü geride bırakırken hafızalarımıza şöyle bir göz gezdirince akılda bu yıla dair neler kaldığına bakmak dehşet verici oluyor. Adım başı öldürülen, tecavüz edilen, dövülen yüzlerce kadın… Her akşam haberleri dinlerken ya da her sabah gazetelere göz atarken bir kadın cinayetiyle daha karşılaşmamak artık anormal oluyor… O kadar çok ki bu haberler neredeyse katliam boyutunda! Evet, kadınlar katlediliyor; kocaları, babaları, abileri, sevgilileri ve bazen de yabancı erkekler tarafından göz göre göre katlediliyor! Ama bu katliamın bir ortağı daha var bunu da es geçmemek gerekiyor; yoksulluk, sefalet, cahillik, saçmasapan töreler, gelenekler ve akılalmaz mantıksızlığıyla bir babayı, kardeşi, kocayı ya da sevgiliyi bir katile dönüştüren bu düzen: Kapitalizm!
Bu katliam öyle bir düzeye ulaştı ki, toplumun hemen her kesiminin de bir şekilde gündemine girdi. Bunlardan biri de -neredeyse her bilboardda gördüğümüz- Hürriyet gazetesinin akılalmaz bir erkek egemen düşünceyle ördüğü “Ali içi şiddete son!” kampanyasının hit sloganı: “Kadına şiddet uygulayan erkek değildir!”
Kadın cinayetlerini salt bir erkek ve erkeklik sorunu olarak gören -ya da böyle görmek işine gelen- bir eğilimden sağlıklı bir slogan beklemek abes olur zaten! En başta bir kadın ve devrimci bir kadın olarak, bu sloganı görünce ilk olarak mide bulantısı hissedip dehşete kapılıyor insan… Yarattığı etki bu! 'Kadına şiddet uygulamayın!' demeye çalışırken bile, yücelttiği erkek kavramıyla erkek egemen ideolojinin erkek egemen dilini bir kez daha pekiştiriyor. “Kadına şiddet uygulayan erkek değildir!” Peki ya nedir, kimdir?! Demek sloganı gören erkekler, “Aa eğer karıma şiddet uygularsam erkekliğime halel gelir” deyip şiddetten vazgeçecek? Amaçlanan bu mu? Akıllara zarar!
Zaten son raddede kadına şiddeti, öldürmeyi, katletmeyi toplumsal algıda ve hatta hukukta bu kadar meşrulaştıran ve kolaylaştıran da, erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı bu kadın ve erkek imgeleri değil midir? Kadın namuslu olmak zorundadır, kadın; eşini, babasını, abisini yani evde erkek olarak kim varsa onu dinlemek ona tabi olmak zorundadır. Kadın yaparsa namussuzluk erkek yaparsa erkeklik olur. “Karı gibisin...”, “Delikanlı ol!”, “Karı gibi dedikodu yapma!” “Eksik etek”, “Saçı uzun aklı kısa...” deyimleri dilimize bu egemen ideolojinin hakimiyetiyle yerleşmemiş midir! “Erkek gibi, delikanlı gibi kız..” deyince iltifat olur da bir kadın benzetmesi bir erkek için en aşağılayıcı hakarettir! Ne yazık ki bunlar o kadar yerleşiktir ki kadınların bile dilindedir. Ve artık kapitalizmde yaşayan sağlıksız, ruhsal olarak yozlaşmış bir toplumda kadının geldiği son nokta kölelik, hatta kölelikten de beterdir. Katledilmesi de işte bu yüzden aynı derecede meşru ve kolay hale gelmiştir zaten.
İnsan emeğinin sömürüsü üzerinden ayakta kalan kapitalist sistem ise durumdan asla rahatsız değildir! Aksine bu erkek egemen algı sistemin o kadar çok işine gelir ki sürekli olarak toplum bu sakat ideolojiyle beslenir. Kadının köleleşmesi toplumun ve emekçilerin prangalarını her adımda biraz daha sıkar. Devrimci sınıf bilincinden yoksun emekçi yığınlar bu köleliğin kendileri için ne anlama geldiğinin farkında değillerdir. Vahşice sömürülmenin, sefaletle ve yoksullukla boğuşmanın, insanlıkdışı şartlarda çalışma ve yaşamanın acısını eşlerinden, kızlarından sevgililerinden çıkarırlar. Psikolojisi bozulmuş ve paranoyaklaşmış bir toplumda katliamlar o kadar da anormal değildir artık. Bu algılayış sürekli olarak dinle, törelerle, batıl inançlarla, yozlaşmış popüler kültürle beslenir. En modern gözüken ailelerde bile, kadın ve erkeğin aile içi pozisyonları baştan bellidir ve bunun dışına çıkmak olağan şartlarda neredeyse imkansızdır.
İşte tam da bu yüzden lütfedermiş gibi bir kampanya düzenleyen bu gazete müsveddesinin bulduğu ve her yeri donattığı bu slogan daha da mide bulandırıcıdır. Çünkü rica ettiği şeyin altında kadınların katledilmesinin temel zemini olan sistemin ideolojisini beslemekte ve erkeklere göz kırpmaktadır.
Gerçi bir şeyin bir kez daha açıkça gözükmesi ve altının kalınca çizilmesi açısından da ibret verici bir örnektir. Sistemin kadının aşağılanması, katledilmesi karşısında bulabileceği “çözüm” işte ancak bu kadar olur!.. Kadının gerçek kurtuluşu başka bir yerdedir, başka bir dünyadadır. Ama en başta verili kadın ve erkek imgelerini üreten burjuva ideolojiye karşı savaştadır. Emekçi kadın ve erkekler, sınıf kimlikleri noktasında birdir, aynıdır, emekçi insanlardır. Bu algı, ortak kavga alanlarında omuz omuza dövüşerek parçalanıp yıkılır. Kadının köleliğine karşı savaşıp zafer kazanmadan emekçilerin köleliği de yıkılamaz.
[Alınteri'nin Mart 2011 tarihli 13. sayısından alınmıştır]