İşsizlik eksenli hareket, Avrupa’yı sarmaya, barışçıl biçimleri aşıp militan ve kapitalizme karşıt biçimlere bürünmeye adaydır
İşsizlik, 'kapitalist zamanlar'ın en tipik göstergelerinden biridir.
Kapitalizm, yedek sanayi ordusunu oluşturmadan ve onu belli periyotlarda büyütmeden yaşayamaz. Bu işçi sınıfını kendine bağımlı kılmanın araçlarından birisi olduğu kadar, kar oranının düşmesini frenleyici bir etkide bulunması yönüyle önem kazanır.
Artı-değer sıkışması yaşadığı ya da kriz dönemlerinde varoluşunu, işçi sayısını azaltarak -daha az işçiyle- aynı ya da daha fazla üretimi gerçekleştirerek sürdürebilir. Üretimde kullanılan sermayeye oranla artı-değer yeteri kadar büyütülemediği vakit kapitalistlerin ilk yaptığı şey işgücü maliyetlerini azaltmak olmaktadır. Böylece sermayenin işgücüne harcanan kısmı azalmakta, harcanan toplam sermayenin hacmini küçültmekte ve basit bir matematik hesabıyla toplam artı-değer miktarının harcanan toplam sermayeye oranı demek olan kar oranı arttırılmaya çalışılmaktadır. Fakat bütün bunlar, kapitalistleri ironik bir şekilde daha derin açmazlara sürüklemektedir.
Çünkü artı-değerin büyütülmesi iki şeye bağlıdır: Bir, tek bir işçinin yarattığı artı-değerin miktarına, iki, işçi sayısına! Yapılan her işçi azaltımı artı-değerin hacmini belirleyen çarpanlardan biri olan işçi sayısını azalttığı için ilerleyen safhalarda bu, kar oranını düşürücü yönde etki etmektedir.
Gene de kapitalistler her seferinde toplam işçi sayısını azaltmadan edemez! Toplam artı-değer karşısında toplam sermayenin bileşenlerinden biri olarak işgücüne harcanan sermayenin küçültülmesi çabası, kar oranının düşmesini engelleyici faktör olmaya devam eder. Toplu işten atmalar, işsizliğin süreklilik kazanması “kapitalist zamanlar”ın tipik göstergelerinden birisi olarak kalıcılığını sürdürür. Yedek sanayi ordusunun büyütülmesi hem kar oranının düşmesini frenleyen hem işçilerin sermayeye olan bağımlılığını arttıran hem de ortalama ücret seviyesini aşağıya çeken bir faktör olmaya devam eder.
Evet! İş bulduğu ölçüde, kapitalistlere çalıştığı koşulda yaşamını sürdürebilen işçiler bu yönden sermayeye bağımlıdır. Üstelik işsizliğin arttırıldığı koşullarda bu, etkisini katlanılmaz boyutlarda göstermektedir. Gene de bunun kader olmadığını, işçi sınıfının mücadele tarihinden olduğu kadar günümüzdeki sınıf kavgalarından da biliyoruz! Son İspanya örneği kapitalizmin temel çelişkilerinin dışavurumu olarak işsizliğin sürekli büyütüldüğü koşullarda bunun işçiler açısından ne denli katlanılmaz olduğunu ve bu durumun artık daha fazla devam edemeyeceğini bir kez daha hatırlatmaktadır.
İspanya’da başlayan işsizlik eksenli hareket, dalga dalga tüm Avrupa’yı sarmaya ve şu andaki barışçıl biçimleri aşıp militan ve giderek kapitalizme karşıt içeriğe sahip biçimler almaya adaydır. Daha şimdiden belli başlı Avrupa başkentlerinde destek eylemlerinin örgütlenmesi girişimlerine yol açmıştır.
Yaygınlık ve derinlik kazanmaya aday bu hareketin, Avrupa proletaryasının doğrudan destek ve katılımıyla giderek çok başka boyutlar alabileceği görülmelidir. İspanya meydanlarındaki eylemcilere desteğini şimdilik sadece işe giderken ya da iş dönüşünde gösteren İspanya proletaryasının, harekete olan desteğini daha doğrudan ve içeriden sunacağı günler çok uzak değil!
Tüm enerjimiz işçi sınıfıyla işsiz işçiler hareketini buluşturmaya yöneltilmelidir!