Bir nokta giderek belirginleşmektedir “Biz” ve “Onlar” ayrışması keskinleşmektedir
Yunanistan’da işçiler emekçiler gençler hemen her gün sokakları meydanları dolduruyor. Parlamento binası önlerinde öfkelerini haykırıyor, Ekonomi Bakanlığını işgal ediyor, 1 günlük grevlerden genel grevlere uzanan bir dizi mücadele biçimine başvuruyor ve militan kitle eylemlerinin örneklerini yaratmaya devam ediyorlar.
En son 9 Haziran’da, hükümetin 50 milyarlık özelleştirmeleri de içeren ekonomik-sosyal hakları budama programını onaylaması karşısında buna yanıt olarak kamu emekçileri 1 günlük grev gerçekleştirdiler. Ve 15 Haziran’da gerçekleştirilmek üzere genel grev çağrısı yaptılar. Parlemento binasının dışındaki Sintagma alanında her gün 200 bin kişi toplanmakta. Aralarında orta yaşlılarda bulunmakla birlikte, çoğunluğunu 18-30 yaş gurubu insanlar oluşturmakta. Ayrıca faşistinden solcusuna, anarşistine kadar her kesimden ideolojiden insanlar bulunmakta. Fakat kitlenin çoğunluğunu örgütsüz durumda olanlar oluşturmakta. “Sintagma Alan Hareketi” nde ağır basan politik duruş “Doğrudan demokrasi” denilen apolitiklik. Hem burjuva politikacıları kabul görmemekte hem de politik herhangi bir organizasyondan uzak durulmakta. Göstericilerden sıkça işitilen söz “Bu harekete katılmak istiyorsan politik kimliğini dışarda bırakmak zorundasın” olmaktadır. Daha vahim olanı ise, başka halklarla irtibat kurup dayanışma yollarını aramak şöyle dursun, alanda Yunan bayrağı dışında herhangi bir bayrağa ya da flamaya rastlanmamasıdır.
Alanda isteyen herkese üç dakikalık konuşma hakkı verilmekte, öneriler alınmakta ve bunlar oylamaya sunularak bir sonraki günde yapılacaklar karara bağlanmakta. Sol kesimler içersinde bu harekete katılıp katılmama konusunda tartışmalar başladı. Örneğin KOE alanda varlık göstermemeyi, Yunan Komünist Partisi hareketten uzak durmayı savunmaktadır. Bu konudaki tartışmalar halen sürmektedir.
Kitledeki baskın olan düşünce ne yazık ki “Artık hiç bir hükümet bizi temsil edip haklarımızı koruyamaz, yüce mesih bizi koruyabilir ancak” şeklinde mistifiye edilmiş biçimler almakta.
Görüldüğü gibi hareket baştan aşağı çelişkilerle dolu bir durum arzetmekte. Yunan proletaryası varolan bilinç düzeyine uygun çelişkili bir ruh ve düşünce haline sahip.
Yine de harekette bir nokta giderek belirginleşmektedir “Biz” ve “Onlar” ayrışması keskinleşmektedir. Nitekim sokakta karşılaşan insanların birbirlerine en çok sordukları soru “Hangi taraftansın” olmaktadır. Parlemento düşmanların ini olarak görülmekte, burjuva politikacılar rahatça girip çıkamamakta, her görüldükleri yerde aşağılayıcı sataşmalarda bulunulmaktadır. Zincirlerinden başka kaybedecek şeylerinin olmadığını her an yeniden hissetmekteler ve farklı bir çıkış yolu bulmak gerektiği yönünde bir düşünce farklılaşmasını içten içe yaşamaktalar.
Sınıf çatışmasının karşı kutbunda ise yeni saldırı paketini uygulamakla görevlendirilmiş Yunan hükümetine, başta AB şefleri olmak üzere emperyalistler 110 milyarlık “yardım” paketini içeren ödemeleri dondurarak ”Kredinin yeni dilimlerini alabilmen için istediğimiz reformları gerçekleştirmek zorundasın” tehdidini savurmaktalar. Gene de Yunan işçi ve emekçilerinin militan gösterileri karşısında korkmaktalar. Öyleki Atina’nın bir zamanların Lübnan’ına benzemesi tehlikesinden bahsedilmekte, CIA raporlarında Yunanistan’da “sosyal patlama” tehlikesinden sözedilmekte, bundan dolayı orduyu uyarıcı sözler edilmektedir.
AB’nın büyük abileri Yunanistan üzerindeki sömürü boyunduruğunu son kerteye kadar sıkılama konusunda çok hevesli görünüyorlar. Nitekim “yardım kredisi” nin taksitlerini vermeyi “kaynak yaratma” şartına bağlıyorlar. Bir de şu Yunan proletaryasının ve gençlerinin süreklileşmiş gösterileri olmasaydı ne güzel olurdu! Tatlı tatlı kar-faiz transferleri kolayca yapılabilirdi! Ne yazık ki sınıf savaşımının çetin koşulları buna öyle kolay izin vereceğe benzemiyor! Nitekim son haberlere göre Yunanistan’ın en büyük alacaklılarından olan Fransız bankaları yapılması gereken ödemelerin vadesini uzatma kararı almışlardır! Almanya’dan ise Yunanistan’a verilecek kredi dilimlerinin serbest bırakılması konusunda yumuşama sinyalleri gelmektedir. 12 milyarlık dilimin verilmesine yeşil ışık yakmıştır! Berlin bu miktarın Temmuz ayında ödeneceğini söylemektedir.
Yunanistan’ın içine yuvarlandığı borç krizi Avrupa’nın geri kalanından yalıtık tek başına bir olgu olmadığı gibi, sınıf savaşımını üst boyuta sıçratacak dinamikleri hızla açığa çıkarmaya aday bir krizdir. Yunanistan’da toplumsal-sınıfsal ortamda halihazırda müthiş bir gerginlik hissedilmekte ve kabaca söylersek “buradan her şey çıkar” dedirtecek bir politik atmosfer bulunmaktadır. Her gün yapılan eylemler… Sık sık başvurulan grevler… Genel grevler…
Yunanistan’daki işçi sınıfının en büyük handikapı devrimci politik öznelerin kitleleri politikleştirecek organizasyonlardan yoksun oluşlarıdır. Şurada burada ML’ye yakın ondan etkilenmiş küçük gruplar hem dar kalmaktalar hem de gerek ulusalcı-reformist “KP” gerekse büyük ölçüde onun politik etki alanı içindeki sendikal bürokrasisi engelini aşmanın yol ve yöntemlerini bulmada zorlanmaktalar. Üstelik bir başka önemli problem olarak ülkede yükseltilmeye çalışılan milliyetçilik belasıyla uğraşmak zorunda kalıyorlar, kalacaklar. Krizin çok yönlü boyutlar kazanıp militan kitlesel mücadele dinamiklerini açığa çıkarması karşısında Yunan burjuvazisi son yıllarda milliyetçiliği körüklemeye uğraşmaktadır. Reformist “KP” son dönemlerde milliyetçi vurguları ağır basan söylemler geliştirmektedir. Bu varolan gergin politik atmosferi dönüp sınıf hareketini vuracakbir sürece evriltme çabasıdır.
Proletaryanın ML militan öncü partisinin olmayışı, varolan haliyle genel grevlerin de zayıf kalmasına yol açmakta, genel grev silahının etkili kullanılabilmesi için çok elverişli koşullar bulunmasına karşın bunun yapılamamasına sebep olmaktadır. Sık aralıklarla gerçekleştirilen genel grevler bu halleriyle bile burjuvaziyi ürkütmekle birlikte, zafer kazandıracak içerik ve biçimden şimdilik uzak bulunmaktadır. Söylediğimiz gibi temel eksiklik devrimci politik öncünün henüz ortaya çıkmamasıolmasının yanında, genel grevlerin tek güne sıkıştırılması da önemli bir problemdir. Grevlerde gösterilerde belli bir süreklilik görülse de ayrıca tek bir gün veya bir iki günle sınırlanan genel grevlerde tüm ülkedeki tüm hayatı durduracak denli başarılı oluyorsa da, aralarında kesintiler yaşanıyor oluşu Yunan devletine kesin geri adımlar attırmada başarı kazandıramamaktadır. Genel grev silahının varolan kitleselliği korunup haftalarca sürdürülerek kullanılması halinde işlerin bambaşka boyutlar alacağı o kadar açık ki oysa!
Yunan hükümeti özelleştirmeleri de içeren son saldırı paketini kabinede onaylatmıştır. Ve bunu parlamentoya taşıyacaktır. Yunan proletaryası o gün muhtemelen parlamento önünde buna olan öfkesini haykıracaktır. Sosyal-ekonomik yıkım programı karşısındaki bu duruş uzun süreye yayılmış genel grev ve direnişlerle birleştirilebildiği ölçüde hükümete kesin geri adım attırmak mümkündür. Bu geliştirilmeye çalışılan milliyetçiliğe karşı panzehir olacağı gibi Yunan burjuvazisinin ve emperyalistlerin tarihsel-siyasal korkularını da büyütecektir.
Yunanistanın işçileri ve emekçilerinde bu potansiyeli vardır. Şu an itibariyle “kemer sıkma” programının kesinlikle uygulanmasını dayatan emperyalistlere ve bunu yapmada ısrarlı gözüken Yunan hükümetine okkalı bir şamar atmak Yunan proletaryasının yapamayacağı bir iş değildir! Onunla enternasyonal dayanışma içerisine girmek, çeşitli eylem biçimlerinden tutalım en basit dayanışma mesajları göndermeye kadar her türlü aracı kullanarak onun yalnız olmadığını haykırmak bizlerin görevidir!