Kürt kimliği tanınsın!

Kürtlerin iradesini kırmak istiyorlar. Bilmeleri gereken şudur; Kürtlerin artık iradesin kıramayacaklardır.

DÜNYA
Pazartesi, 8 Ağustos 2011 (15 yıl 2 ay önce)

Yaşanacak Dünya

Geçtiğimiz günlerde Almanya'nın Köln şehrinde Yek-Kom, Kürt kimliğinin Almanya’da tanınması, Demokratik özerkliği selamlamak, İran ve Türk Deveti'nin PKK'ye yönelik saldırganlığını kınamak amacıyla bir basın açıklaması düzenledi. Eylem alanında Yek-Kom Başkanı Yüksel Koç ile eylemin içeriği ve son sürece ilişkin yaptığımız röportajı veriyoruz.

Yek-Kom bu son süreci nasıl değerlendiriyor?
Bugün Almanya’nın üç şehrinde aynı temelde eylem yapılıyor. Berlin, Hamburg ve Köln şehirlerinde. Üç temel nedenden dolayı yapıyoruz. Birincisi:Kürt kimliğinin tanınması. Bu kampanyayı daha önceden belirlemiştik fakat Türkiye'de ki sıcak gelişmeler gündemimizi de etkiledi. Bu nedenle hem Kürt kimliğinin tanınması hem Demokratik Özerkliği selamlamak hem de, İran devletinin bir uluslararası komplo biçiminde Kürt halkına ve Kürt mücadelesine karşı siyasi ve askeri saldırganlığına karşı bir protesto mitingi şeklinde eylem yapıyoruz.

Kürt kimliğinin tanınması için neden eylem yapıyoruz?
Başta Almanya’da Kürt kimliğinin tanınması için planlanmıştı. Bu kampanyamızın birinci nedeni: Almanya’da 1 milyona yakın Kürt yaşıyor ve ikinci büyük göçmen gurubudur. Lüksemburg‘un nüfusu 400 bindir. Avrupa ülkesinde söz ve yetki sahibidir. Biz devlet düzeyinde söz ve yetki de istemiyoruz. Biz Almanya’da yaşayan 1 milyon Kürt olarak, diğer göçmenlerin sahip oldukları anayasal haklar neyse bizde onlardan yaralanmak istiyoruz.

Nedir bunlar?
Bir İleri bir halk grubu olarak tanınmak istiyoruz. Almanya Anayasası'nın 1. maddesi diyor ki; insanoğlu kutsaldır. Hiçbir ülkede buna dokunamaz. Çok saygılı bir anayasa maddesi ve devlet bunu korumak zorunda. Biz Kürtler özellikle büyük bir kısmı siyasi sığınmacı olarak buraya gelmişiz. İran’dan, Türkiye’den, Suriye’den ve Irak’tan siyasi sığınmacı olarak buraya gelmişiz.

Niçin? Yaşadıkları ülkeden, köyden, toprakdan kopmalarının nedeni nedir? O ülkeler demiş sen Türksün kabul etmemiş, Arapsın kabul etmemiş, Farssın kabul etmemiş, bu bir onursuzluktur demişiz. Devletin bu baskılarını onursuzluk olarak kabul etmiş ve ben Kürdüm ve Kürt olarak yaşamak istiyorum diyerek siyasi başvuru yapmak için gelmişlerdir buraya. Almanya'da siyasi başvurularını kabul etmiş ve evet ülkelerinizdeki sömürgeciler size baskı yapıyor ve size dayattıkları onursuzluklar doğru değildir ve sizin sığınma başvurunuzu kabul ediyoruz demiş. Ama arkasında da aynı onursuzluğu Almanya devleti bize dayatıyor. Diyor ki sen Türksün, Arapsın ya da Farssın. Biz diyoruz ki Almanya anayasasının 1. maddesini ihlal etmemelidir. İnsanoğlu kutsalsa bizimkide kutsal olmalıdır. Biz Türklüğe, Araplığa karşı değiliz. Ama bizimde bir kimliğimiz var. Biz diyoruz ki bu kimliksizlik bize onursuzluk olarak geliyor ve bu kampanya ile onursuzluğa karşı burada da haykırıyoruz.

İkincisi diyoruz ki:1 milyona yakın Kürt, burda hayatın her alanında kimliklerinin tanınmamasından dolayı bir çok haklardan faydalanamıyorlar. Örneğin 1. ve 2. nesil Kürtler Almanca bilmemelerinden kaynaklı, buradaki eğitimden iş alanına, sağlıktan iş piyasasına kadar bütün alanlarda bilinç sahibi değiller. Oysa ki, biz biliyoruz ki, eğitim bakanlığının, göçmen bakanlığının ve çalışma bakanlığının çıkartığı İspanyolca, Türkçe, Yunanca, Arapça bir çok dilere çevrilmiş Almanya’nın yasalarını anlatan broşürler var. Ama Kürtçe yok. Bizde bu konularda yararlanmak istiyoruz. İş konusunda bilgilenmek istiyoruz. Ama Kürtçe bu bilgilere ulaşamıyorsun çünkü Kürtçe yoktur. Mesela Türk Hasan ile Kürt Roj karşılaştırdığımızda, Hasan bu danışma hizmetinde yararlanıyor, Roj yararlanamıyor ve dolayısıyla Hasan Roj’a göre hayat karşısında daha avantajlı yaşamını sürdürüyor. Bu adaletsizliktir haksızlıktır. Almanya’nın anayasasının 3. maddesi diyorki "Almanya’da renkleri cinsleri dilleri ne olursa olsun eşit hakka sahiptirler" Biz diyoruz ki Almanya kendi anayasasını ihlal ediyor. Biraz önce örnek verdim Hasan ile Roj’ın arasındaki dengesizliği gidermesi gerekir. Şu anda bizim taleplerimiz oniki maddedir. Bu maddelerin hiç biride Alman anayasasına aykırı şeyler değildir. Almanya Körfez Savaşı döneminde 1991 yılında aldığı bir karar vardı; Almanya’da büyük bir göçmen Kürt halkı yaşıyor ve Kürtlerin kültürel hakları ayrı bir hak olarak verilmelidir diyordu. Bizde diyoruz ki, Almanya 1991 yılında almış olduğu bu kararını yerine getirmelidir. Evet biz ayrı bir halk gurubuyuz ve bu halktan kaynaklı taleblerimizi yerine getirilmesi gerekir. 1993‘te PKK’nin yasaklanmasıyla Almanya’daki Kürtler her alandan dışlanıyor. Kürtleri kriminalize ediyor ve Kürt kurumlarını kriminalize ediyor. Biz diyoruz ki, 1993 yasağı kalkmalıdır. En son olarak Almanya Türkiye ile ilgili ekonomik ilişkilerini kullanarak, Kürt sorununu demokratik barışçı çözümü yerine, Kürtleri, Kürt mücadelesini kriminalize etmektedir. Kürt sorununu demokratik çözümü, eşitlikçi demokratik bir ülke olması için, Kürt ve Türk halkının kardeşliğini sağlaması için, Almanya o zaman rolünü böyle kullansın, kötüye kulanmasın. Bizim bu kampanyamızın amacı budur.



Önümüzdeki dönemde hangi eylemleri yapacaksınız?
1 Eylül'de Berlin’de Federal Parlemento'ya dilekçe komisyonu dedikleri bölüme verilmek üzere oniki talebimizin olduğu 100 bin kart bastırdık ve bizim hedefimiz 1-15 Eylül arasında parlamentonun bu ilgili komisyonuna bu kartları hazırlayıp vermek istiyoruz. Arkasından 16 Eylül’de başlayıp 25 Kasım'a kadar eyaletler bazında imza kampanyalarını başlatacağız. Toplanan bu imzaları 26 Kasım’da ilgili Eyalet parlamentolarına sunacağız. Arkasından Eyalet parlamentosu ve Federal parlamentonun göçmen sözcülerine görüşme talebinde bulunacağız ve taleplerimizi içeren dosyalar vereceğiz kendilerine.

Haklı ve yerinde talepler. Peki diğer göçmenlerin sorunlarıyla birleştirilemezmiydi?
Almanya’nın elbeteki göçmen politikası eleştirilmesi gereken bir durumdur. Şunu özellikle belirtmek gerekir. Göçmenler homojendir. Fakat sorunlarınıda homojen olarak ele almak yanlıştır. Evet bütün göçmenlerin sorunları var. Türk göçmeninde, İtalyanlarında, Arabın da sorunları var. Bütün sorunları dıştalamıyoruz. Ama bazı göçmen gruplar var özellikle, Kürtler, Tamiller, Filistinliler ve Romenler bu dört grubu ayrı kategoride ele almak gerekir. Diğer göçmen grupların devletleri var, resmi kurumları var bir biçimde de olsa belli hakları var, yani bir adım daha ilerdeler. Bu şu anlama gelmiyor; yani diğer göçmenleri sorunları yoktur anlamına gelmiyor. Evet ortak sorunlarımız var, yabancı düşmanlığı, işsizlik, dışlanmışlık evet bunlar ortak sorunlarımız. Fakat bunların dışında da örneğin Almanya’da "Arbeiten Wolfrat" denilen mesela. Türkler için "Türk Danış"a gidip kendi dilinde danışmanlık hizmeti alabiliyor. Ama bir Kürtler için böyle bi danışmanlık hizmeti yoktur. Bir Türk, eğitimde, araba sorununda, iş konusunda, sigorta konusunda buralara gidip bilgi alabilir. Ama Kürtçe dışında dil bilmeyen biri bu konuda nereden bilgi alacak? Dolayısıyla bilgi alamıyor. Bir diğer sorun ise bütün eyaletlerde farklı dillerde yayınlar yapılıyor. Almanya’da birçok konuda yeni yasalar çıktı, iyi ya da kötüsüyle bir çok yasa çıktı. Bu yasaları çeşitli göçmen guruplarına kendi anadilinde bilgilendirme yapıyor. Yani Almanca bilmeden bu yasaları öğrenme şansları oluyor. Almanca bilmeyen bir Kürt Türkçe’de bilmiyorsa Arapça’da bilmiyorsa bu bilgilere sahip olamıyor. Biz şu hakkı savunuyoruz Almanlar diyor ki “Herkes eşit haklara sahiptir” ama biz de diyoruz ki önce diğer göçmenlerin sahip oldukları haklara gelelim, sonra herkese eşit dedikleri haklar için mücadele edelim. Biz daha diğer göçmenlerin bir adım gerideyiz. Diğer göçmenlerin kötüde olsa, azda olsa bir takım hakları var. Ama biz o haklarada sahip değiliz ve onlar için bugün burdayız.

Demokratik Özerkliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demokratik özerkliği bu eylemimizle de selamlıyoruz. Kürtler en makul en kabul edilir çözümü ortaya koydular. Bu sadece Kürt halkı için değil aynı zamanda Türkiye’de yaşayan herkes için bir çözümdür. Bu çözüme herkesin katkı ve destek vermesi gerekir. Ayrıştırmayı değil bütünleştirmeyi getiren bir projedir.



ABD ve bölge devletlerinin Kürtlere saldırıda birlikte hareket etme politikalarına yönelik düşünceleriniz nedir?
Şu an İran’nın yaptığ uluslararası bir konseptir. İran’ın tek başına yaptığı bir saldırı değildir. Bu saldırının arkasında ABD var, bu saldırının arkasında Türkiye var. Biz biliyoruz ki emperyalist ülkeler baştada Amerika olmak üzere Ortadoğu’yu kendisine göre dizayn etmeye çalışırken bunun taşlarını iyi yerine oturtmaya çalışıyor. Bu taşlara uymayan ya da onların planına uymayan çıban başı dedikleri ülke İran’dır. Oysa stratejik olarak Türkiye, İran, Amerika bir birine çatışma halindeler. Ama söz konusu Kürtler olunca Kürt özgürlük mücadelesi olunca bir birine düşman olan ülkeleri aynı konsept içerisinde Kürt özgürlük mücadelesine karşı birleştirebiliyor. İran saldırısı kesin Amerika’nın onayı dışında değildir. Emperyalist AB ülkelerinin denetimi dışında da değildir. Türkiye zaten bire bir bu işi koordine ediyor. Bir çok Kürt askeri Güney Kürdistan‘da Türk askerleriyle birlikte operasyon yapıyorlar. Suriye bu işin içindedir. Irak devleti bu işin içindedir. Nedeni şu; Ortadoğu’da, Batılı emperyalist güçer, egemenler kendilerine göre yeniden dünya düzenini yaparken bazı ülkeleri çıban başı olarak görüyorlar. Özellikle Kürt özgürlük hareketini ideolojik ve felsefik olarak kendisine düşman olarak görüyor. Kürt olduğu için değil. Altını çizerek söylemek istiyorum, Kürt özgürlük hareketi, o ideolojik perpektifi benimsemedikleri için. Emperyalizmin şiarı nedir?! Halklar arasında çatışma ve çelikiler yaratarak onları birbirine kırdırarak bunun üzerinde egemenliğini sürdürmeye çalışıyor.

Kürt özgürlük hareketi 1. ve 2. Körfez savaşında da bugünde diyor ki; evet bizim İran’la sorunumuz var. Bizim Türkiye ile, Suriye ile, Irak’la sorunumuz var. Ama bu sorunlarımızın hiç birini ne Washington, ne Brüksel’de çözeriz. Bu sorunu biz Tahran’da çözeriz. Ankara’da çözeriz, bu sorunu biz Şam’da çözeriz. Yani biz bunu Arap halkıyla Türk halkıyla çözeriz. Bunu egemenler değil. Özellikle mesela şu, emperyalist ülkelerin Suriye’de Kürtlere düşmanlık yapmasının nedeni; İran ve Suriye'de derli toplu muhalif oan Kürtlerdir. Bu ideolojik hareketi bilinen PYD’dir Suriye’de diğeride PJAK İran’da dır. Bu iki harekette Kürt özgürlük hareketinin kardeş partileridir. Yani aynı çizgi ve ideolojik yapıdadır. Emperyalistler bu iki hareket eğer Suriye ve İran’da kendilerine destek verecek ve kendisinin güdümü haline gelecekse bu iki hareketi sonuna kadar desteklerlerdi. Belki bu iki harekete zaman zaman bu mesajı veriyorlardır. Ama onlar da çözümü Arap halkları Fars halkları ile çözüleceğini biliyorlar.

Sonuç olarak Kürtler son otuz yılık mücadele sürecinde bir çok şey elde ettiler. Bir çok yerde ikili iktidarı yaşıyorlar. Özellikle Kuzey Kürdistan’da Hakkari’de gördük özellikle korucular dahil Hakkari’de yüzde 90'nı Kürt kimliğini savunuyor. Seçim sürecinde bu net ortaya çıktı. Doğu Kürdistan’da, Suriye’de bu net ortaya çıktı. Güney Kürdistan’da bu anlamda yeni gelişmeler var. Bu Kürtler arasında hem bir birlik yaratıyor hem de bir değer yaratıyor. Emperyalist ülkeler, Suriye’de, İran’da, Irak’ta ve Türkiye’de otuz yıllık vermiş oldukları mücadele sonucunda elde ettiklerini geri almak istiyorlar. Ayrıca Kürtler arasında kardeş kavgası yaratmak istiyorlar. Kürtleri bir birine kırdırmak istiyorlar. Bu son operasyonda da bunu yaratmaya çalıştılar. Kürtler şunun farkına vardı bu çatışmalarla birbirine kırdıramayacaklarını gördüler. En önemliside Kürtlerin iradesini kırmak istiyorlar. Fakat bilmeleri gereken şudur; bunu başaramıyacaklar. Kürtlerin artık iradesin kıramayacaklardır.