İşçi, emekçi hareketlerinin çoğalan buluşma dinamiklerine göre davranmanın önemli olduğu günlerdeyiz şimdi!
Genelde emperyalist-kapitalizmin, özelde Avrupa'nın kapitalist krizi, gerçek derinliğini daha fazla göstermekle kalmıyor, krizi değişik düzeylerde yaşayan her bir emperyalist-kapitalist ülkede olup bitenler arasında senkronize etkileşimler yoluyla boyutlanarak ilerliyor.
Yunanistan, İspanya, İtalya gibi Avrupa ülkelerinin yaşadığı borç çevirememe sorunları bunların en büyük alacaklıları durumunda olan Alman ve Fransız bankalarının konumu dolayısıyla "Euro krizi"ni ağırlaştırmakta, borç yükü altında debelenen aynı devletlerin "kemer sıkma" ekonomi politikaları ise dönüp örneğin Avrupa’nın en büyük ihracatçısı Almanya ekonomisinin sıfır büyüme noktasına gelmesindeki etkenlerden biri olmakta (Bu noktada Almanya için önemli bir pazar olan Çin ekonomisinin büyüme oranının düşme trendine girmesi de bir etken olarak devreye girmiştir ve bu özellikle Alman otomotiv sektöründeki üretim açısından öldürücü sonuçlar doğurabilecektir).
Keza, Çin'in en büyük borçlusu durumunda olan ABD'nin krizden bir türlü çıkamayışı dönüp Çin'deki büyümeyi aşağıya çeken faktörlerden biri olmakta, bu ise Çin’e ihracaat yapan Avrupalı emperyalist tekellerin yaşadığı pazar sıkışmasını derinleştirmekte vs. vs.
2011'de Amerikan devletinin yıllık harcaması içindeki mali açık bütçenin yüzde 43'üydü. Yani 2011 yılında devlet harcamalarının yüzde 43′ü ABD Hükümeti'nin aldığı borç ya da Merkez Bankası'nın bastığı parayla karşılandı. Daha önceden görülmemiş mali ve parasal genişlemeye rağmen, ekonomi toparlanmadı. Ülkedeki işsizliğin yüzde 20’lerin üzerine fırlamasında önemli bir faktör işlevi gören Amerikan tekellerinin 1980'lerden bu yana üretim hacimlerinin bir kısmını yurtdışına kaydırması olgusu, aynı tekellerin P-M-P döngüsünü uluslararası pazarlardaki tıkanmadan dolayı gerçekleştirmede giderek daha fazla zorlanmasıyla birleşince, bu içteki yüksek işsizliğin ve yüksek enflasyonun daha da artması ve borç döngüsünün sürdürülemez hale gelmesi biçiminde yansıyor. Doların hala dünya ekonomisinde önemli bir yer tutuyor olmasının sunduğu olanakla faizin düşük seviyelerde tutulması bile para etmedi! Üretimi arttırıcı yatırımlar yapılamıyor. ABD borç içinde yaşamaya devam etmek zorunda! Bunun daha ne kadar sürdürülebileceği (sınıf mücadelesinin genel ve özel koşullarını bir an için soyutlayarak konuşursak) senkronize biçimde derinleşen "genel kriz"in diğer unsurlarındaki gelişmelere de bağlı olacak.
Kapitalist kriz koşullarında mutlak olarak düşen karları oransal olarak kabul edilebilir düzeye çekmenin yöntemlerinden biri olmakla kalmayıp krizi fırsata çevirmenin yollarından biri olarak da görülen toplu işten atmalar yaygınlaşarak sürmekte. Amerikan bankası Barcley Ocak ayından bu yana 2 bin 600 çalışanını işten attı bile. Kriz karşısında sözümona ön kesme yapmaya çalışan bankalar kervanına Avrupa bankaları da eklendi. İngiliz büyük bankası HSBC önümüzdeki 2 yıl içinde çalışanlarının yüzde 10’nunu işten atacağını duyurdu. İsviçre Bankası UBS, 5 bin çalışanını kapıya koymaya hazırlanıyor.
Diğer taraftan, Borders Group’un iflasını ilan etmesiyle yaklaşık 10 bin çalışanı işsiz kalırken, Cisco Systems’da işgücünün yüzde 9’unu oluşturan 6 bin 500 kişiyi işten çıkaracağını duyurmuştu. ABD’nin en büyük mağaza zincirlerinden Sears Holding 700 kişiyi işten çıkardı. Lockheed Martin Corporation da, yıl sonuna kadar bin 500 kişiyi işten çıkarmaya hazırlanıyor. Blackberry akıllı telefonlarının üreticisi Research in Motion da 2 bin elemanının işine son verdi. Goldman Sachs Group ise yaptığı açıklamada işten çıkarılacak çalışan sayısının bini bulabileceğini belirtmişti.Krizi bahane ederek "yeniden yapılandıklarını" söyleyip işten çıkarmaları arttıran bankaların ve tekelci firmaların sayısı daha da çoğalacaktır.
Halihazırda yüksek olan işsizlik oranlarının yukarıya doğru hareketi devam edecektir. İflas eden neoliberal ekonomi politikalarının yerine küresel krizden çıkışı ve mutlak büyümeyi sağlayıcı, Keynesyen yöntemlerin uygulandığı bir döneme geçilemeyecektir! Dünya kapitalist ekonomisinde varolan mutlak aşırı üretimin boyutları o derece ki, buradan yeni bir temelde "istihdam arttırıcı" hatırı sayılır bir büyümeye geçiş yapmak ancak çok çok büyük bir "fiziksel sermaye" yıkımının gerçekleştirilmesi yoluyla imkan dahilinde olabilecektir. Bunun nasıl olabileceğini örneğin 2. Paylaşım Savaşı'ndan biliyoruz! Varolan bölgesel savaşlar bu noktada "yetersiz" kalmaktadır. Öbür taraftan, krizin derinliğinin de etkisiyle keskinleşmiş olan emperyalistlerarası rekabet ve pazar kavgaları dünya ölçüsünde bir yeniden paylaşım savaşına dönüşmesi düzeyinde kendini ekonomik-askeri-politik vb. çelişkiler bütünlüğü olarak ortaya koymaktan henüz uzaktır.
"Yaratıcı ve genişletici yıkım"ın gerçekleşmesi ise değerli kağıtlar gibi itibari/sanal sermaye-değerlerle (bu zaten devasa hacimlerde yaşanmaktadır) sınırlı bir yıkımla olabilecek bir şey değildir. Karlardaki mutlak düşüşleri göreli olarak yeniden arttırmak için şu anda başvurulan işten atmalar, "tasarruf" paketleri gibi uygulamalar çare olmak şöyle dursun "talepte" keskin düşüşlere yol açtığı için metaların pazarlardan para olarak dönmesini daha da imkansız kılan bir faktör olmaktadır.
Gerek Avrupa’daki kredi-borç çarkının dönmesi için gerekse dünya ekonomisi açısından önemli bir role sahip Alman ekonomisi tehlike çanları çalmaya başladı. 2008 krizi öncesi düzey gözönüne alındığında mutlak büyümeyi sağlamak şurada dursun, geçen yılın ve 2011'in ilk çeyreğindeki büyüme oranının bile çok altında kaldığı açığa çıktı. Almanya’nın ekonomik büyüme hızı yılın ikinci çeyreğinde bir önceki üç aylık döneme göre binde 1'le sıfır noktasına geldi. Almanya'nın yurtiçi mal ve hizmet talebinin öncelikle tüketim harcamalarının kısılması yüzünden gerilemesi ve enflasyonun görece yüksek olması bunda önemli bir rol oynadı. Almanya’da emekli olduktan sonra geçimini sağlayabilmek için çalışmaya devam etmek zorunda kalanların sayısı giderek artıyor. Alman hükümeti, 65 yaşın üzerinde olup ek iş arayanların sayısının 2000 yılında 417 bin iken, 2010 yılında 661 bine yükseldiğini açıkladı. Bunların üzerine ABD’den gelen kötü haberler tuz biber ekti! Almanya’nın büyümede sıfırı tüketmesi, Euro Bölgesi’nin zaten düşük olan büyüme hızına darbe indirecek. 17 Euro ülkesinin ortalama büyüme hızı yılın ikinci çeyreğinde binde 2’de kaldı. Fransa ve Portekiz sıfır büyüme kaydederken, İtalyan ekonomisi binde 3 oranında büyüdü. Fransa ve Almanya gibi büyük ekonomilerin de durgunluğa sürüklenmesi Avrupa'yı saran borç krizini tahammül edilemez duruma sokacak. Benzer şekilde, Avrupa’nın kreditörlerinden Fransa’nın bizzat kendisinin borçlanma düzeyinin kabul edilebilir sınırları aşmak üzere olduğu anlaşıldı. Fransa GSYH’sinin yüzde 85’i oranında borçlu durumunda. Keza Hollanda’nın da durgunluk sürecine girdiği duyuruldu.
Giderek ağırlaşan krizden sözümona çıkış için Almanya va Fransa son bir hamle yapmış ve "Avrupa ekonomi hükümeti" kurma önerisi getirmişlerdi. Aslında bu son aylarda tartışılan "Euro tahvili" çıkarma önerisinin reddi temelinde ortaya atıldı. Çünkü Euro tahvili önerisi borçlarını çeviremez duruma gelen Avrupa ülkelerinin ödeyeceği faturaya Almanya ve Fransa'nın da ortak olması anlamına geliyor ve bu iki büyük abi bunu hiç istememekte. Kuşkusuz bu iki ülke de bedel ödeyecek ve bundan kaçışları mümkün olmayacak ama bu iki büyük kupon kesici emperyalist aynı zamanda, borç krizine girmiş ülkelerden daha fazla haraç koparmanın da hesaplarını yapıyorlar. Avrupa emperyalistleri arasındaki çekişmeler krizin derinleşmesi ölçüsünde daha da alevlenecektir.
Diğer taraftan krizin diyalektiği, karşıt kutupta da yansımalarını buluyor. İtalyan işçi sınıfı genel greve hazırlanıyor, İngiltere’de First Trans Penine Express (FTPE) adlı demiryolu şirketinde işçiler, ücretlere yapılacak zamlarda anlaşma sağlanamaması üzerine iki günlük grev kararını alıyor, meydanları isyan duygusuyla zaptetme ve kitlesel çadır kurma kervanına ABD’deki hoşnutsuz kitleler de katılıyor (“demokrasi ve özgürlük” talebiyle 17 Eylül’de Wall Street’te binlerce kişi çadır kuracak), göçmenler Avrupa’nın birçok yerindeki eylemliliklerini sürdürüyorlar, Berlin'de geceleri araba yakma eylemlerinde somutlanan bir öfkenin açığa çıkışı yaşanıyor vb. Bütün bu işçi ve emekçi hareketlerinin buluşma dinamikleri her geçen gün daha da çoğaldığı bilinciyle ve bunun gerektirdiği dinamizmle davranmanın son derece önemli olduğu günlerdeyiz şimdi!