Filipinler'in gecekonduları

Her gün 4 bini aşkın kişi ülkesini terk ederek asgari geçim ücreti umuduyla 150 ülkeye göç ediyor

DÜNYA
Pazartesi, 19 Eylül 2011 (15 yıl 1 ay önce)

Aşağıdaki makale, Monica Moorehead’ın, 6 Ağustos 2011 tarihinde New York City’de düzenlenen Dünya İşçileri Forumu’ndaki “Tanık: Filipinler’de Bir Dayanışma İnşa Etmek” başlıklı konuşmasına dayalıdır. Moorehead, 5-6 Temmuz günleri Quezon City’de düzenlenen Uluslararası Kadın İttifakı Birinci Genel Toplantısı’nda antiemperyalist bir koalisyon olan Women’s Fightback Network’u (WFC) temsil etti. (Kaynak: workers.org)

Filipinler 1898’de ABD’nin yeni sömürgesi haline gelmeden önce, yüzlerce yıl İspanya’nın bir sömürgesi olarak kaldı. II. Dünya Savaşı döneminde kısa bir süre Japonya tarafından işgal edildi. Yaklaşık 94 milyon nüfusu olan bir ülke.

2010 sonu itibarıyla borçları 60 milyar dolara ulaşan Filipinler ekonomisi, bu borcu bahane eden Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası tarafından yönetiliyor. Kamunun paraları; iş, tarım arazisi, eğitim, sağlık hizmeti ya da konut sağlamak yerine, bu bitmez tükenmez borçların faizlerini ödemeye gidiyor.

Nüfusun yüzde 80’i -69 milyon kişi- günlük 2 doların altında bir gelirle yaşamını sürdürme savaşı veriyor. 46 milyon kişi ise tam anlamıyla aç. Yerli ekonominin temelleri, ABD merkezli küresel holdinglerce yıkılıyor.

Filipinler’de asgari saat başı çalışma ücreti 43 peso ya da 10 saatlik günlük çalışma ücreti 10 dolar civarındadır. Fabrika işçileri saat başı çalışma ücreti olarak ortalama 25 peso ya da 50 cent alıyor. Fabrika işçilerinin büyük bir bölümü, yabancı sermayenin kurduğu “özel ekonomik bölgeler”de yoğunlaşmış giysi ve elektronik sanayilerinde çalışan kadın işçilerdir. Özellikle ABD’li çokuluslu şirketler sendikalara muazzam ölçüde düşman; 2009 yılı itibariyle Filipinli işçilerin sadece yüzde 5’i sendikalıydı.

Filipinler’de ulusal bir ekonomi yok. Ekonomiye insan ya da göçmen ihracatı hükmediyor. İşçi göçü oranı en yüksek ülke olan Filipinler’de, her gün 4 bini aşkın kişi ülkesini terk ederek, asgari geçim ücreti bulma umuduyla 150 ülkeye göç ediyor. Bu muazzam ölçekli bir zorunlu yer değiştirmedir.

Filipinli işçiler -sağlık kolu çalışanları ve hizmetçiler- ailelerinin geçinmesine yardımcı olmak için yurt dışına gitmeye mahkûm. Bu işçilerin herhangi bir güvencesi yok. Köle ücretleriyle çalışmak mecburiyetindeler; patronların cinsel tacizleri dahil ev içi şiddete maruz kalıyorlar; çocuk bakımından, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerden yoksunlar. Bu durum, Filipinler için önemli sorun olan Amerikan insan kaçakçılığının ve özellikle seks ticaretinin kurbanı olan kadın göçmen işçileri ve çocukları da kapsıyor.

Haklar ve Güçlenme Kurumuna göre, Asyalılar arasındaki en yüksek intihar ve depresyon oranına sahip olanlar Filipinliler.

Eğitim yok, iş yok


Her 10 Filipinli’den 6’sı 24 yaşın altındadır. Kamu eğitimi her aşamasında paralıdır. İlköğretimde her yıl için ödenmesi gereken öğretim ücreti 300 Filipinler pezosu; kitap, resmi okul kıyafeti, sıcak hava ve nem dolayısıyla kullanılan vantilatör ücretleri bu rakama dahil değil.

Lise öğrencileri ise yıllık öğretim ücreti olarak 400 pezo ödüyor. Sınıflarda ortalama öğrenci mevcudu 42 ile 60 öğrenci arasında değişmekte. Bir üniversite diploması olmaksızın çağrı merkezlerinde bile iş bulamazsınız -Filipinler'dekiler dahil düşük ücretli milyonlarca işçiye ilişkin küresel bir olgu. Filipinler’deki dehşetli yoksulluktan dolayı, büyük halk gruplarının, özellikle gençlerin ve işçilerin toplu olduğu her yere silahlı devlet güçleri konuşlandırılıyor.

Hükümet; ölüm mangaları, ihtiyâtî tutuklama, adam kaçırma ve işkence gibi yollarla örgütlü ve birleşik kitle hareketini yıldırmaya çalışıyor. Filipinler hükümeti, küresel krizin daha da ağırlaştırdığı insanlıkdışı koşullara karşı haklı bir isyanın ortaya çıkmasından korkuyor.

Bu yazının yazarı 7 Temmuz’da, birkaç bina etrafında kümelenmiş ve 4 bin insanın ikamet ettiği kentsel bir gecekondu mahallesinde gezinti yaptı. Geziyi düzenleyenler yoksul halk arasında yaşayan ve onları örgütleyen Gabriela Kadınları’ydı. Gabriela Kadınları bu bölgenin halkına sağlık hizmeti, temizlik ve beslenme gibi konularda yardımcı oluyor. Yerleşimcilerden biri bana şöyle dedi: “Kendi ülkemizde gecekonducu olduk”.

Bu kentsel bölge -Kaingin Bukid- için hükümet bir yıkım programı başlattı, ama halkın direnişi sayesinde bölge güçlükle de olsa hâlâ ayakta duruyor. Yerleşimciler tonlarca ev ve sanayi atığı içeren Pasig Nehri’nin hemen yanında yaşıyor. Bu suda yüzmek bölgedeki çocuklar arasında ciddi bir ishal salgınına neden oldu.

Muson mevsiminde sel suları taşarak evleri su basıyor. Su basmanları yok (*). Kirli su çökerek her şey kuruyuncaya kadar insanlar ya yüksek bir yere çıkmak ya da üçüncü kata kaçmak zorunda.



Sağlık hizmetinin yokluğu önemli bir sorun. Yoksullar için devlet hastaneleri olsa da ilaç yok. Çoğu 13-19 yaşları arasında olan çok sayıda genç hamile kadının üreme sağlığı, doğum kontrolü, doğum öncesi ve neonatal bakım hizmetlerine ulaşma imkânı yok. Tahammül edilmez gündelik koşullarda yaşayan kadınların gösterdikleri direnç ise ilham verici.

(*) Su basmanı: Sağlam bir taban oluşturmak için temel ile birlikte belli bir yüksekliğe ulaşmış yapının oturduğu bölüm -çn.

Kaynak: sol küre, 17 Eylül 2011