Devrim evde başlar

Şu açık bir şey ki, güçlü bir hareket inşa etmedeki en büyük engelimiz polis ya da sermaye değil, kendi sinikliğimiz ve ümitsizliğimizdir

DÜNYA
Çarşamba, 5 Ekim 2011 (15 yıl 3 hafta önce)

Protestolar Amerika'nın değişik kentlerine sıçrayarak yayılırken, Wall Street İşgalcileri bir dergi çıkarttı. Derginin adı: Occupied Wall Street (İşgal Altındaki Wall Street). Dergi özellikle New York City'de elden ele dolaşıyor. Arun Gupta'nın dergide yayınlanan yazısı.

Devrim evde başlar


Wall Street protestoları üçüncü haftasına giriyor
Arun Gupta

Şu anda Wall Street’te olanlar gerçekten önemli. Mülksüzler, 10 gün boyunca küresel kapitalizmin kutsal katedralinde bölgeyi finansal derebeyler ve onların polis ordusundan kurtardı.

Onlar; 1930’larda işçilerin gerçekleştirdiği oturma grevlerinden 1960’ların büfe oturma eylemlerine ve bugün Arap dünyasını ve Avrupa’yı saran demokratik ayaklanmalara uzanan farklı barışçı işgal eylemleri gelenekleri dahilinde, tarihi değiştirmeye dönük benzersiz bir fırsat yarattı.

Wall Street’i işgal eylemi büyürken, Tahrir Meydanı’ndaki Mısırlı’ları alkışlayan, “Hepimiz Wisconsinli'yiz” diyen, Yunanlılar ve İspanyollarla dayanışan herkesten tam desteğe ihtiyaç duyuyor. Bu, işi, evi, sağlık güvencesi olmayan ve geleceksiz olduğunu düşünen herkes için bir harekettir.

Sistemimiz her düzeyde parçalanıyor. Bugün 25 milyonu aşkın Amerikalı işsizdir. 50 milyondan fazlasının sağlık sigortası yok. Gerçekçi bir tahminle, muhtemelen 100 milyon Amerikalı yoksulluk batağına gömülü bir halde yaşıyor. Oysa politikacılar hepimize kemer sıkma politikalarını dayatmak için yarışırken, kodamanlar vergi kaçırmaya, milyar dolarları kaldırmaya devam ediyor.

Wall Street’i işgal eden insanların sayısı -ister 5 bin, ister 10 ya da 50 bin olsun- belli bir noktada iktidarı taviz vermeye zorlayacaktır. Hiç kimse bunu ne kadar insanın başaracağını ya da durumun tam olarak nasıl değişebileceğini söyleyemez; fakat yozlaşmış politik süreci aşmak ve Hedge fonlarıyla sağlanan kazanca değil, insan ihtiyaçlarına dayalı bir toplum kurmak için gerçek bir potansiyel var. Sonuç olarak bir sene önce Tunus ve Mısır halklarının kendi diktatörlerini devireceklerini kim hayal ederdi ki?

İşgal’in ana merkezi olan Özgürlük Parkı’nda 500’ü aşkın kişi, tepedeki 400 en zengin Amerikalı’nın toplumun en alt kesimindeki 180 milyon Amerikalı’dan daha fazla servet yığmasına izin veren iflas etmiş bir sistemde ne yapacaklarını tartışmak, görüşmek ve örgütlenmek amacıyla toplanıyor.

Evrenin sahipleri olan ve gerek siyasal partilerin gerek medyanın kulluk/kölelik ettiği bu adamların sahasında filizlenen bu kendi kendini örgütleyici demokrasi festivali çarpıcıdır. Protestocuları korkutmak ve kuşatmak için yüzlerce polis memuru kullanan New York Polis Departmanı bir anda herkesi tutuklayabilir ve Özgürlük Plazası’nı dakikalar içinde temizleyebilirdi. Ama yapmadılar ve aslında bu da çarpıcı bir şey.

Bunun nedeni, kamusal bir alanda gerçek demokrasi -sadece siyasal değil, aynı zamanda ekonomik bir demokrasi- talep eden barışçı bir kalabalığa saldırmanın, Arap Baharı'yla yıkılmadan önce adalet talep eden halklarına gaddarca zulüm yapan gevrek diktatörlerin dünyasını hatırlatacağı gerçeğidir. Ve devlet şiddeti geri tepti. Cumartesi günü öğleden sonra Özgürlük Parkı’nda başlayan yürüyüşe yapılan polis saldırısını takiben, kalabalık daha da büyüdü ve medya ilgisi arttı.

Wall Street işgali, egemen güçlerin -ekonomik ve politik güçler, medya ve güvenlik güçleri- iflasını da açığa vurmayı başardı. Bu güçlerin insanlığa sunacak olumlu bir şeyleri yok ve Küresel Güney'i hiç düşünmediler; fakat kâr arayışları binbir kemer sıkma tedbiriyle sefaletin giderek derinleşmesi anlamına geliyor.

Sundukları çözümler bile zalim birer şaka adeta. Bizlere “Buffet Kuralı”nın, bir kutu havyarı gözden çıkarmak için bir çatı katı takımı talep etme yoluyla ıstırabı yayacağını anlatıyorlar ve önerilen vergi artışları tam da bununla eşanlamlı. Bu esnadaysa bizler, sermayenin zalim iştahını tatmin etmek için sağlığı, gıdayı, eğitimi, konutları, işlerimizi ve belki de hayatlarımızı feda edeceğiz.



O nedenle giderek daha fazla insan Wall Street işgal eylemine katılıyor. Bu insanlar size haczedilmiş evlerini, işsiz ya da gelip geçici işlerin ezici çarkında öğütülerek geçen ayları, büyük miktarlara ulaşmış öğrenci borçlarını ya da doğru dürüst bir sağlık hizmeti olmaksızın yaşamaya çalıştıklarını anlatabilir. Bu, gelecek beklentileri kalmamış bütün bir Amerikalılar kuşağıdır; ama onlara yalnızca “Yıldızlarla dans etmek”i ve biber gazını öneren bir sisteme inanmaları söyleniyor.

Yine de 'narsist', 'duyarsız' ve 'ümitsiz' olarak alay edilen bir kuşakla ilgili herbir tasvire karşı bu insanlar, hepimiz için daha iyi bir gelecek talebinde bulunuyor.

Burada büyük bir potansiyel var.Elbette Tahrir Meydanı ve Wisconsin ile bir alakası yok. Fakat isyanlarla altüst edilen Arap dünyası gibi, Amerikan iktidar sistemini de sallayacak bir isyan çekirdeği var.

Bu nedenle katılıma ihtiyacımız var. Sadece Facebook üzerinde beğenerek, Change.org’da bir dilekçe imzalayarak ya protesto fotoğraflarını yeniden tivitleyerek değil, bizzat sokağa inerek işgale ortak olmak gerekiyor.

Amerikalı’lar sokaklarda ölürken, finansal krizden ve kurtarma operasyonlarından yağmalanmış paralarla bin dolarlık şampanya şişeleri patlatan ve Bentley’lerinde direksiyon sallayan kodamanları protesto edecek binlere değil, onbinlere ihtiyaç var.

Doğruyu söylemek gerekirse, Özgürlük Plazası’ndaki manzara karman çorman ve karmaşık görünüyor. Fakat bu aynı zamanda bir olanaklar laboratuvarı ve de demokrasinin güzelliği. Politik hayatın her dört senede bir manivela çevirdiği, sosyal yaşamın tüketici ve ekonomik hayatın tutuk olduğu tek tip kültüre karşıt biçimde, Wall Street işgali, bir fikir, ifade ve sanat çoğulluğu yaratıyor.

Fakat birçok kişi işgali desteklese de, eyleme tam olarak katılmakta tereddüt ediyor ve onu eleştirmeye hemen hazırlar. Şu açık bir şey ki, güçlü bir hareket inşa etmekteki en büyük engelimiz polis ya da sermaye değil, kendi sinikliğimiz ve ümitsizliğimizdir.

Muhtemelen onların görüşleri, protestocuları “pamdomim bir ilericilik” yapma ve “yanlış bir amaçla Wall Street’ten intikam alma” arzuları nedeniyle alaya alan New York Times makalesinin etkisi altında. Protestoculara yönelik eleştirilerin birçoğu, özetle “açık bir mesaj yokluğu” vurgusunda toplanıyor.



Peki ama bunda yanlış olan ne? Bütün yönleriyle şekillenmiş bir hareket yerden fışkırmayacak. Onun yaratılması gerekiyor. Tam olarak ne yapılması gerektiğini kim söyleyebilir ki? Bir diktatörü devirmekten söz etmiyoruz; fakat bazıları sermayenin diktatörlüğünü yıkmak istediğimizi söylüyor.

Orada karmaşık bir fikirler çokluğu var: Kurumsal bireyliğe son vermek; hisse senedi alımları ve döviz ticareti üzerine bir “Tobin vergisi” koymak; bankaları ulusallaştırmak; tıbbı toplumsallaştırmak; kamu işlerini bütünüyle fonlamak ve gerçek bir Keynezyen teşvik; emeğin örgütlenmesi üzerindeki sınırlamaların kaldırılması; haczedilmiş evlerin sosyal konutlara dönüştürülmesi için mahalli idarelere izin vermek; yeşil bir altyapı inşa etmek.

Peki ama bunların herhangi biri üzerinde kapsamlı uzlaşmaya varabilir miyiz? Eğer protestocular önceden belirlenmiş bir talepler dizisiyle alana gelseler, sadece sınırlı potansiyelleri olurdu.

Bu durumda ya -toplumsallaştırılmış tıp veya bankaları ulusallaştırmak gibi- boş vaatlerden dolayı reddedilirlerdi -ya da eğer Buffet Kuralı gibi zayıf talepler için gayret etseler, bütün çabaları iflastaki bir sistem tarafından derhal özümsenir ve böylece hareketi baltalardı.

Bu nedenle hareketin inşası ortak bir mücadele, tartışma ve radikal demokrasi ile beraber gitmek zorundadır. Bu tam da meşruluğu olan gerçek çözümleri yaratacağımız yöntemdir. Ve Wall Street’te aşağıda ortaya çıkan şey budur.

Şimdi yapılabilen bitmez tükenmez itirazlar var. Fakat eğer imkânlar üzerinde yoğunlaşır, ümitsizliğimizi, tereddütlerimizi, sinikliğimizi üzerimizden atar ve Wall Street’e eleştirel düşünce, fikirler ve dayanışma ile varırsak, dünyayı değiştirebiliriz.

Hayatınızda kaç defa tarihin gelişmesini izleme, daha iyi bir toplumun kurulmasına etkin biçimde katılma, sahici demokrasinin bir hayal değil gerçek olduğu bir yerde binlerce insanla bir araya gelme fırsatı elinize geçer ki?

Çok uzunca bir süredir zihinlerimiz korku, bölünmüşlük ve güçsüzlükle zincire vurulmuş durumda. Seçkinlerin en çok korktuğu tek şey büyük uyanıştır. O gün buradadır. Birlikte onu zaptedebiliriz.

Kaynak: sol küre, 5 Ekim 2011