Çarşamba, 12 Ekim 2011 (15 yıl 2 hafta önce)
Kadın cinayetlerini dahi magazinleştirip kanıksatan gündeme yine ibretlik bir haber düştü: İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Kadın Danışma Merkezi uzmanları, şiddet kıskacında çaresizlik içinde sıkışmış kadınlar için bir kılavuz hazırlamışlardı. Bu sözde kılavuzda, her gün en az bir kadın cinayetinin işlendiği Türkiye'de kadınlara bir saldırıyla karşılaştıkları zaman neler yapmaları gerektiği sıralanıyor. Saldırı kaçınılmazdı, öyleyse “en az zararla atlatmak” için kadınlar 'dayaktan ölmemek için cenin pozisyonu almalıydı'lar!
- Evde şiddet sırasında saklanabileceğiniz güvenli bir yer belirleyip oraya kaçabilirsiniz.
- Şiddet esnasında çıkışı olmayan banyo, tuvalet ve tehlikeli alet bulunan mutfak gibi yerlerden kaçınmalısınız.
- Dayak anında cenin pozisyonu alıp başınızı darbelerden korumaya çalışmalısınız
- Evden aniden ayrılmanız gerektiğinde kime sığınabileceğinizi önceden belirlemeli ve bu kişilerle önceden konuşup, önlem almalısınız.
- Komşularınızla anlaşıp, şiddet anında seslerinizi duyduklarında emniyet güçlerine ihbarda bulunmalarını sağlamalısınız. İsimsiz ihbarlar da kabul edilmektedir.
- Daha önceden belirlediğiniz ihtiyaçlarınızı ve belgelerinizi bir çanta içinde saklamalı ve çıkışa yakın kolayca ulaşılabilecek bir yerde tutmalısınız. Az da olsa bir miktar paranın da çantanızda bulunması iyi olur.
- Mümkün olduğu ilk anda; 183, 155 ve/veya 156 no'lu telefonları arayarak yardım istemelisiniz.- Kimliklerinizin ve önemli belgelerinizin birer fotokopisini önceden bir yakınınıza vermelisiniz.
Sokak ortasında, işkence seansından sonra, “gel barışalım” vaadiyle insanın kanını donduracak kadar vahşice işlenen kadın cinayetlerindeki artış görülen o ki, kadınların kimliğine, kişiliğine ve bedenine daha fazla sahip çıkarak daha net bir duruş içinde olduğu durumlarda artıyor.
Kadınların yaşadıkları ezici koşulları ve eziyetleri artık sineye çekmeyip seslerini çıkarmaya başlamaları, kendi yollarını seçme cesaretini göstermeleri, kadınlara bu zulmü reva gören erkeklerin daha fazla hayvanlaşmalarını beraberinde getiriyor. Kadına yönelik şiddet ve saldırılardaki artış, bu konudaki toplumsal duyarlılık ve tepkileri de ivmelendiriyor. Kadının korunması, kadın haklarının savunulması konularında etkili çözüm arayışlarını tetikliyor, yaygınlaştırıyor.

Bu bağlamda atılan her iyiniyetli adım kuşkusuz önemli ve değerlidir. Ne var ki, şiddete hedef olan kadınların sorunlarına çözüm arayışı gerekçesiyle tutup da kadınlara dayağı nasıl yemeleri gerektiği konusunda akıl verip öneriler üretmeye soyunmak yapılacak iş mi?.. Dikkatlerin buralara çekilip aklın, imkanların, mesainin buralara harcanması olacak şey mi?..
İzmir Belediyesi'nin 'sosyal danışmanlık hizmeti' bağlamında önerdikleri ise sözde onları bilgilendirme amacı taşıyor. Fakat daha dikkatli bakacak olursak, bu satırlar bize, kadınların “
köle” ve “
kurban” rollerinin örtük bir kabulünün şart olduğunu söylüyor. Bu “nasihatlerde”, “
Dayak yiyeceğiz, bari az acı çekelim...”, “
Dayak kaçınılmaz, bari ölmeyelim...” kaygısının öne çıkarıldığını görüyoruz.
Kısacası bu nasihatler dizisi kadınlara dövüşmeyi değil durumu en az zararla atlatarak sıvışmayı öneriyor. Kadınlara sosyal danışmanlık hizmeti veren bir kurumun kadınlara önerdikleri bunlar mı olmalıdır?..
Böyle bir çıkış yolu olamaz. Kadınlara bu önerilemez! Çünkü kapitalist sistemin ezip posasını çıkardığı kimse bundan bir ömür kaçamaz. Kimliği ve kişiliği unufak edilerek hayatının her gününü hiçleştirilerek geçiren hiçbir kadın bunu bütün bir ömür yaşamaz/yaşamamalıdır!..