Bir çocuğum ben, geriye dönülmeyen bir rüyanın yolcusu

Amed‘li bir çocuğum ben. Hayallerim ve yüreğimdeki kurşunla uzun bir rüyaya dalıyorum, hesabımı size bırakarak

GÜNCEL
Pazartesi, 1 Mayıs 2006 (20 yıl 5 ay önce)

Bize ait olmayan bir binanın beşinci katındaki balkondan, yere uzanmış, gökyüzünü izliyorum. Masmavi gökyüzünün nasıl da heybetli bir duruşu var.

Bedenimin sağ yanında bir sızı var sanki. Beni delip geçen; bir bıçak, bir ok bir hançer yarası gibi. Elimle hafifçe dokunuyorum acıyan yarama. Elime sıcak bir sıvı ilişti. Kanmış. Usulca damarlarımdan akıp gelen kanmış. Yaralanmışım, hiç bilmeden anlamadan. Bir kurşun almışım sağ yanımdan, yüreğimin tam derininden. Nefesim kesiliyor, her bir yanım ateşlere tutulmuş, gözlerim ağarıyor. Sanki bu son bakışım, sanki bu son nefesim, sanki….

Amed‘liyim ben. Amed’in soklarında, çılgınca delice yaşıyan altı yaşındaki bir çocuğum. Adı üstünde; toy, temiz, ama yüce, ama heyecan, ama direniş dolu bir çocuğum ben. Şu medeniyetin doğduğu güzelim ülkemin bir evladıyım. Ben bir Kürdüm. Sürgünde kirlenmeden yaşamaya çalışan bir ailenin oğluyum. Direniş dolu, isyan dolu, onurlu halkın bir evladıyım. Okula yeni başladım. Okumayı öğreniyorudum her çocuk gibi ben de. İmkan oldukça gülen, oynayan, gezen. Bazen deli dolu, bazen ise sakin bir çocuğum.

Evimizin balkonundan; bir yerlerden koşup gelenleri, panzerlere taş atanları, isyan diye bağıranları, gençleri, çocukları izliyordum. Bunların ardından nefretle koşan, ellerinde silahları, jopları olanları yüksekten izliyordum. Kocamaan korkunç panzerlerin, insanların üstü üstüne gidişlerini.

Çocukların vahşice dövüldüklerini, kadınların saçlarından sürüklenişlerini, erkeklerin dipçiklerle dövüldüklerini izliyordum. Bir yandan; durup geri dönenleri, dönmeyip direnenleri.. Bir yandan; onların karşısında, gözlerinde ölümü - nefreti - kini - horlamayı besleyen, insan karikatürüne bürünmüş soğuk ruhları izliyordum.

Polis ve asker, jandarma derler. Onları sevmeyiz, çünkü onlar bizi hiç sevmediler. Onlar; en doğal hakkımız olan sesimizi bile kısmaya çalışanlar. Başkalarının maşaları ve ölüm komandolarıdır. Onlar, insanı sevmezler, hele bir Kürt çocuğunu hiç sevmezler. Analık babalık duyguları yoktur. Aşağıdan sesler yükseliyor, silah sesleri yaklaşıyor. Ortalık toz duman içinde. Ağlamalar, ağıtlar, sloganlar, edepsizce küfürleri duyuyorum.

Birden, son silah sesinde sağ yanım acıdı, halsizleştim, yere düştüm. Her yanım acıyor, her yanım yanıyor, ağlamak gelmiyor içimden. Sesim bile çıkmıyor. Bağırmak istiyorum "Neden?" diye. "Ne oldu bana böyle?" diye. "Neden bizler?" diye. Hani ben okuyup hakim olacaktım? Hani ben uçurtmalar uçuracaktım? Hani ben de bir aile, bir umut kuracaktım? Rüyalarımı gerçekleştirecektim. Hani resimler çizecektim, şiirler okuyacaktım, futbol oynayacaktım Diyarbakırspor'da? Hani ben de bir gün bu dağlarda bir şahin gibi hürce uçacaktım?

Ben şimdi uzun bir rüyaya dalıyorum. Usulca sizlere veda ediyorum. Ama şunu unutmayın; ben neden size veda ettiğimin hesabını sormadan gidiyorum. Sizler benim adıma bunu soracaksınız! Sizlere olan mirasımdır! Hatıramdır! yükümlülüğümdür bu! Sorun yüreğimizdeki kurşunların hesabını. Sorun gizlice yok oluşlarımızı. Sorun parçalanmış cesetlerimizin hesabını. Sorun intiharlarımızın, açlığımızın sürgünlerimizin, göz yaşlarımızın sebebini! Sorun hayallerimizin tükenişe zorlanışını! Sorun tüm çocukların dünyasındaki umudu, nuru, güzeliği. Sorun bana kim olduğumu ve neden bugün bu balkonda olduğumu? Ve neden habersiz sizden ayrıldığı mı? Sorun ki gözlerimi uzun yolculuğuma kapatmadan önce, son kez çocukça duygularımla ve umudumla yaşamı izliyeyim ve yaşamı içime çekeyim.


Muş ovasının asi kızı
( Yaşanacak Dünya gazetesi konuk yazarı)