"Toprak araklayıcılar"

Dev bir çam ve okaliptüs plantasyonuna yer açmak için 22 bin 500 kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış

DÜNYA
Çarşamba, 19 Ekim 2011 (15 yıl 1 hafta önce)

İngilizce’de “land grabbing” diyorlar. “Toprak koparma” veya “toprak araklama” anlamlarına geliyor!

Deutsche Welle’nin haberine göre “Çin, Güney Kore, Körfez ülkeleri ya da Hindistan gibi ülkelerden kamu yatırımcıları ya da özel şirketler, gelişmekte olan ülkelerde satın alma ya da kira anlaşmalarıyla dev tarım arazilerini kendine bağlıyor. Buralarda üretilen gıda maddeleri, sadece yatırımı yapan ülkeye ihraç ediliyor. Dev arazilerde yerli halk yerlerinden sürülüyor, en büyük zararı kalkınmakta olan ülkelerdeki halk görüyor”.

Özellikle '80'lerden sonra, tarımda sanayileşmenin teknolojik altyapısının oluşturulmuş olmasına da dayanarak, emperyalist sermaye ciddi hacimlerde toprağa yöneldi ve tarıma dayalı sanayi sektörleriyle içiçe geçmiş dev tarım ve gıda tekelleri dünyanın birçok bölgesinde geniş tarım arazilerini ele geçirdiler. Uluslararası tekellerin bu şekilde toprağa yönelişlerinde sermayenin mutlak aşırı üretimi ve düşen kar oranları karşısında göreli olarak daha yüksek kar oranları sağlayabilecek yeni alanlar bulma zorunluluğu temel etkendi. '70'lerin ortalarında patlayan kapitalist kriz aşırı sermaye birikiminin ne ölçülere vardığını göstermişti. Neoliberal ekonomi-politikalar eşliğinde para-sermayenin yeryüzünde rahatça dolaşabileceği koşullar yaratılarak yeni ve dev hacimlerde bir parasal genişlemeyle kriz ötelenmeye çalışıldı. Dünyanın her yerinde yapılan dev çaplı özelleştirmeler, kimileri irice olan tekel ve şirketlerin yutulması yoluyla gerçekleştirilen uluslararası şirket evlilikleri, varolan kamu kuruluşlarının tasfiyesiyle uluslararası tekellere alan/pazar açılması vb. uygulamalar tekelci karları göreli olarak yükseltti. Sadece emperyalist ülkelerde değil dünyanın geri kalanında da emperyalist tekellerin kök salması işte bu dönemde gerçekleşti. Tarım ürünlerinin, gıda mahsullerinin fiyatlarının giderek çok daha yükseklere çıkması da… Yarı-sömürge ve bağımlı ülkelerin giderek tarımsal ürünlerde ithalatçı konuma geriletilmesi de… Kırsal alanlardaki emekçilerin yığınlar halinde topraklarından sökülüp atılmaları ve mutlak yoksullaşma süreçlerine itilmeleri de…



Bugün ise aynı emperyalist kan emiciler ikiyüzlüce şunları söylüyorlar:

Yardım örgütü Oxfam’ın Almanya temsilciliğinden Marita Wiggerthale, kuşaklar boyu aynı aile tarafından ekilen, ancak tapuda kaydı olmayan bir arazinin günün birinde yabancı bir şirkete geçebildiğine dikkat çekiyor. Wiggerthale, ‘Bu vakalarda çoğunlukla toprakları kullanma hakkı çiğneniyor, tarım yapan aileler yerlerinden sürülüyor ve sonuçta tüm geçim kaynakları ellerinden gidiyor’ diyor.”

Böylelikle savaş ya da kıtlık olmamasına rağmen yoksulluk ve açlık da artıyor. Oxfam, Uganda’da bu tür bir vakayı belgelemiş. İngiliz bir yatırımcının Ugandalı yetkililer ile yaptığı anlaşma yüzünden, dev bir çam ve okaliptüs plantasyonuna yer açmak için 22 bin 500 kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış. Bu çiftçilere ne önceden sorulmuş ne haber verilmiş ne de tazminat ödenmiş. Alman Federal Tarım ve Tüketiciyi Koruma Bakanı Ilse Aigner, son yıllarda gelişmekte olan ülkelerde 50 ila 80 milyon hektar toprak satıldığını belirtiyor.

Bu arazilerin satışı çoğunlukla gizli yapıldığından boyutuyla ile ilgili kesin rakamlar verilemiyor. Oxfam yardım örgütünün tahminlerine göre, 2001 yılından bu yana sanayileşmiş ve kalkınmanın eşiğindeki ülkeler, kalkınmakta olan ülkelerde yaklaşık 227 milyon hektarlık arazi satın aldı. Bu neredeyse Batı Avrupa büyüklüğünde bir alana denk geliyor.

Oxfam yardım örgütünden Wiggerthale, 'Verilen istihdam sözü tutulmuyor. Ayrıca yatırımın hacmi de başta vaat edildiği oranda olmuyor. İçi boş sözler bunlar. Araziler, karşılığında pek bir şey yapılmasına gerek kalmadan ucuza satın alınıyor’ diyor.
Tekelci kapitalist sermaye bir üretim alanına girdi mi oradaki emekçilerin sayısını azaltmakla kalmaz işçinin profilini de değiştirir. Tarım sözkonusu olduğunda bu daha altüst edici şekilde yaşanır ve tarım emekçileri yerlerinden yığınsal olarak sürülür! “İstihdam sözü tutulmuyor” şikayeti emperyalistlere özgü tam bir ikiyüzlülüktür!



Emperyalist tekellerin öteden beri yaptıkları tarımsal sektörlerde de tekelci hakimiyetlerini kurma ve bu pazarları da ele geçirme faaliyetlerine şimdilerde Çin, Körfez ülkeleri, Hindistan gibi ülkeler de katılmış durumda. Bu süreç devam edecek, üstelik tekelci rekabet dinamiklerine yeni öğeler katarak ilerleyecek.

Sonuç, tarım ve gıda ürünlerinin fiyatlarında görülen astronomik yükselişlerin devam etmesi, gıda krizinin yaygınlaşması, açlığın dünya ölçüsünde yayılması, işsizliğin daha yukarılara fırlaması ve Çin gibi ülkelerde yıllardır varolan köylü isyanlarının başka coğrafyalarda da patlayacak olmasıdır!