Kadın gözüyle yargıda durum

Kaldırmalısınız ki kadınlar gördükleri şiddete boyun eğsin, erkekler ceza almasın, egemen sistem gücünü kaybetmesin

KADIN
Cuma, 18 Kasım 2011 (14 yıl 11 ay önce)

Yargı mensupları yaptıkları toplantılarla daha ‘adil’, daha hızlı bir yargı mekanizması için toplanıp tartışmış ve birtakım öneriler oluşturmuşlar. Neler neler yok ki bu öneriler arasında! Sayfalar dolusu öneri içinde ikisi eleştiriler eşliğinde medyada yer aldı. Biri eski TCK’da yeralan 434. Madde'nin yeniden yasalaşması diğeri de cinsel saldırı ve istismar dosyalarında mağdurun ruh sağlığının bozulması halinde verilecek cezayı artıran maddenin kanundan çıkarılması. HSYK resmi sitesinde yayınladığı bir basın metniyle 434. Madde'ye ilişkin herhangi bir önerinin olmadığını, diğer kısmın ise araştırılmadan yanlış yorumlandığını yazdı. Bununla kalmayıp “Haksızlığa uğruyoruz, biz böyle şeyler konuşmadık, nasıl bunu böyle yazarsınız” diye veryansın etti.

Pes doğrusu! İkiyüzlülüğün bu kadarı da olmaz. Peki resmi sitenizdeki bu önerileri de mi yanlış okuyoruz. HSYK’nın resmi internet sitesinden Ankara ve İstanbul illerinde görev yapan 149 adli ve idari yargı hâkim ve savcısının katılımıyla 28-29 Nisan 2011 tarihleri arasında Sapanca’da yapılan toplantıdaki önerilerinden bazılarını hiçbir değişiklik yapmadan aktarıyoruz:

26. öneri:

Resmi evli eşin kasten yaralaması nedeniyle TCK. 86/2 maddesi uyarınca ceza verildiğinde aynı yasanın 86/3-a maddesi uyarınca ceza arttırılmakta ve suç şikayete tabi olmaktan çıkmaktadır. Aile içi şiddetin önlenmesi bakımından bu gibi hallerde dava düşürülmeli TCK 86/3-a maddesi kaldırılmalıdır.
Bu öneri ne anlama geliyor: Eşini dövebilirsin, onu yaralayabilirsin, ama kadın şikayetçi olmazsa ya da bir sinir haliyle şikayetçi olup yargılama başlasa bile bu şikayetinden vazgeçer ya da vazgeçtirilirse ceza almazsın! Eşinden şiddet gören kadının polisler tarafından ‘yav eşindir, döver de sever de, aileyi yıkma’ tavsiyesiyle kocasının yanına gönderilen kadınlar bir tarafta, daha fazla şiddet görmemek için karakola gidemeyen kadınlar bir tarafta. Yine evde gördüğü şiddet nedeniyle şikayetçi olan kadınların aile içinde daha fazla şiddete uğradığı gerçeği karşısında evet ‘haklısınız’ kadının kocasından daha fazla dayak yememesi yani aile içi şiddetin engellenmesi için bu maddeyi kaldırmalısınız!!! Kaldırmalısınız ki kadınlar gördüğü şiddete boyun eğsin, kaldırmalısınız ki erkekler ceza almasın, kaldırmalısınız ki erkekler egemen sistem gücünü kaybetmesin.

76. öneri:
“15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli, 765 Sayılı TCK 434. maddesindeki uygulama yeniden hayata geçirilmelidir.” (Yürürlükten kaldırılan bu madde kaçırılan veya alıkonulan kadının evlenmesi halinde koca hakkındaki cezanın 5 yıl ertelenmesini öngörüyor. Ayrıca söz konusu madde mağdurun tecavüzcüsüyle evlenme maddesi olarak yoğun şekilde tartışılmıştı.)

Evet gerçekten böyle bir konuşma olmamış, siz hiç bu maddeye dair bir öneri de bulunmamışsınız. 15 yaşından küçük gelinlerimizin sayısı azmış gibi bir de bunu engellesin diye konulan yasalara mı gözünüzü diktiniz. Ne oldu dava sayılarınız mı arttı! Şeyhleriniz, hocalarınız kız çocuklarını ‘koruma’ altına alamadılar mı! Siz değil miydiniz Adli Tıp’tan alınan ‘mağdurun ruh sağlığı bozulmamış’ raporuyla küçük yaştaki kız çocuğuna cinsel taciz suçundan 78 yaşındaki Hüseyin Üzmez’i tahliye eden!.. Bu da yetmiyormuş gibi bu suçtan 13 yıl 1 ay 15 gün ceza almasına rağmen serbest bırakan!..

Tecavüzcülerimizi her gün dışarı çıkarmıyormuşsunuz gibi bir de cezadan kurtarmak için zorla tecavüzcümüzle mi evlendireceksiniz! Doğru ya, sizler, şu an yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu tasarısının hazırlanmasına ilişkin komisyona başkanlık eden Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in kafadarlarısınız. Bu kafadaşınız da tasarıyı hazırlayan komisyonda evlilik için tecavüzün suç sayılmasıyla ilgili önerilere sıra gelince “Bu sorunlar aile içinde halledilmeli. Özgürlükçüyüz diye evlilik içinde zorla ırza geçmeyi suç sayarsanız iftiraların önünü alınamaz. Bu suç sayılırsa karısı uyurken, cinsel şehvetini karısının üzerinde gideren bir erkek de tecavüzcü sayılır. Kadın kalktığında, ‘benim rızamı almamıştı’ diye mahkemeye koşabilir” dememiş miydi? Zaten ne önemi var ki bedeni, ruhu erkeklerin hizmetkarı olan kadının tecavüze uğramasının, hayattan kopmasının, iğrendiği bir erkekle bir ömür geçirmesinin!..

66. öneri:
“Cinsel suçlarda beden ve ruh sağlığının bozulması ile ilgili düzenlemenin kaldırılması” (Şu an varolan yasal düzenleme tecavüz sonrası kadının beden ve ruh sağlığının bozulması halinde verilen cezayı artırmaktadır.)

Evet haklısınız, tecavüze uğrayan kadının beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığına dair Adli Tıp’tan rapor alması ayrı bir işkence haline dönmektedir. Uzun randevu günleri -öyle ki kadın yaşadığı olayın etkilerini silmeye çalışırken yeniden travmatize olmaktadır-, Adli Tıp’taki erkek egemen bakış açısı düşünüldüğünde rapor alınmasını kaldırmak oldukça akılcı bir çözüm. Peki soruyoruz size ‘yüksek’ yargı mensupları; tecavüzün olup olmadığını belirlerken kadında ortaya çıkan psikolojik bulguları delil olarak değerlendirecek misiniz, yoksa Adli Tıp’ın bu tür suçlarda yeterli donanıma sahip olmayan sağlık personeli tarafından yapılan salt beden muayenesine dayanan, taraflı/özensiz incelemeleri sonucunda verilecek raporu mu yeterli sayacaksınız! Peki sizler, tecavüz yargılamalarındaki tacizkar ve yargılayıcı tutumunuzdan vazgeçecek misiniz! Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker’in, “Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir” türünden kadını suçlayıcı kafalarınızı nasıl değiştireceğinizi de konuştunuz mu!
Bedenimiz üzerinden pazarlık yetmemiş, emeğimiz de pazarlık konusu olmuş.



Öneri 81:
“Aile Hukukunda tekrar mal ayrılığı sisteminin getirilmesi gerekir.” (Şu an varolan yasal düzenlemede evlilik birliği içinde edinilmiş mallara ortak katılım söz konusudur. Ev dışında çalışmayan kadınların emeklerinin görülmesi için verilen kadın mücadelesi ile bu düzenleme yapılmış ancak istenilen sonuç elde edilememiştir.)

Nasıl da açık ediyorsunuz kendinizi! Bizler zaten tanıyoruz sizi; evin temizliğini yapmayan, ev işlerini aksatan kadını boşanmada kusurlu gören, bunların evlilik içinde kadının görevi olduğunu söyleyen kafalarınızın -özellikle ev dışında başka bir işte çalışmayan- kadına boşanmadan sonra herhangi bir mal vermemek istemesi tam da size yakışır.

Sonuç olarak biz kadınlar da yargıda bir durum analizi yaptık, öneriler çıkardık:

Öneri 1: Yargıdaki erkek egemen bakış açısı biz kadınların her gün öldürülmesine, tacize, tecavüze uğramasına neden olmaktadır. Bu nedenle yargıdaki bu bakış açısının yıkılması gerekmektedir.

Öneri 2: Kadınların verdiği mücadelenin birtakım kazanımları ‘yüksek’ yargı tarafından gaspedilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle mücadele yükseltilmeli, tüm kadınlar her alanda birleşerek sesini duyurmalıdır.

Öneri 3: Yargı sistemi kadının kimliğini, bedenini, emeğini yok saymaktadır. Bu nedenle kimliğimize, bedenimize, emeğimize sahip çıkmak için eyleme geçilmeli, sokaklar kadınların sesleriyle dolmalıdır.

[Alınteri'nin 18. sayısından alınmıştır]