Kadınların iki kat ezildiği çalışma hayatında Ali Ağaoğlu'nun emriyle ne aradığını bilmeden tuvalette bomba aramışlığı bile vardır. Ölebilir değil mi?
“İş senin peşinden gelmez. Başarılı olmak istiyorsan mücadele edeceksin, sabırlı ve azimli olacaksın. Ümitsizliğe kapılmayacaksın. Mutlaka bir yolu bulunur.”
Bu sözler 50 yaşında emekçi bir kadına ait. Eşit ve özgür bir dünya için mücadele ederken, karşılaştığımız zorluklar, kendi iç engellerimiz ve kapitalizmin yaşamımızla birlikte esaret altına aldığı ümitlerimiz ve düşüncelerimizle çoğu zaman bu sözlerin anlamını unuturuz. Kurmak istediğimiz dünya için yürüdüğümüz yol düz bir asfalt değildir; bunun bir ucu hapishaneler, devlet baskısı, toplumsal baskı ya da dışlanmışlık ise diğer ucu da bireyci ve çıkarcı bir sistem olan kapitalizmin doğduğumuz andan itibaren bize verdiği şekilden kurtulmanın yani sosyalizmin 'insan gibi insan' olan bireyine dönüşmenin, kendimizle verdiğimiz kavganın zorluklarıdır.
18 yaşında evlenen ve eşinin baskısıyla sahip olduğu işi ve doğallığında ekonomik özgürlüğünü de terketmek zorunda kalan kadın, 20 yıl sonra eşinin ihanetiyle çalışmayan iki çocuğu ve yaşlı annesiyle bir başına kalır. 20 yılki ev köleliği ve hiçbir karşılığını alamadığı, ücretsiz hizmetçilik, kaynana ve çocukbakımı, annelik ve eşlik “görevlerinden” sonra, “Çalışıp ne yapacaksın, otur evinde ben sana bakarım” diyen eşi tarafından aldatılmak olur eline geçen tek şey.
Pekçok kadın bunu sessizlikle karşılarken, “Aman düzenim bozulmasın”, “Ben şimdi ne yaparım”, “Nasıl çalışırım?..” korkusuyla hareket dahi edemezken, o, engebeli ve onurlu yolu seçerek 40 yaşından sonra nasırlı ayaklarının üzerinde durmaya karar verir.
İki oda bir gecekonduya kiraya taşınarak o yaşta sabahtan gece yarısına kadar büyük bir sitenin sosyal tesisinde temizlikçilik yapmaya başlar. “Biz de zamanında çürük binalar yaptık” sözleriyle kanımızı donduran (kanımızı donduran bu sözler değil bu sözlerin bir ceza alma korkusu yaşanmadan rahatlıkla söylendiği bir sistemin bir kez daha yüzümüze çarpmasıdır) emlak zengini, inşaat sansarı Ali Ağaoğlu'nun sitesidir çalıştığı yer.
Yıllar sonra tutsak olduğu evden çıkarak kadınların iki kat ezildiği çalışma hayatında Ali Ağaoğlu'nun emriyle ne aradığını bilmeden tuvalette bomba aramışlığı bile vardır. Polise gelen bomba ihbarıyla sitenin tuvaletinde başında güvenlikçiyle kadına bomba aratmışlardır. Ölebilir değil mi? Ama kimin umurunda temizlikçi bir kadının ölmesi, ne devletin ne patronların. Zaten toplu katliam gibi yüzlercemiz öldürülürken…
Bunlar da ümitsizliğe düşürmez onu. Kendince yaşadığı pekçok şeyin sorgulamasını yapar ama en çok da zamanında iradesini ortaya koyup ev köleliğini kabul ettiğine yanar. Ama hayıflanmak da bir yere kadardır onun için, önüne bakar hep bu yüzden.
Hayatındaki her şeyi neredeyse 40 yaşından sonra kurar. En büyük isteği de sevdiği insanlara hiçbir şeyin eksikliğini yaşatmamaktır. Onlar için elinden geldiğince iyi bir dünya kurmaya çalışır; geleceklerinin kendisi gibi geç başlayan, ağır ve zor bir süreç olmasını istemez.
Bu ufak tefek, ayakları nasırlı olduğu için sakatmış gibi yürüyen ama yine de hep gülen kadının belki de en çarpıcı özelliği hiçbir şeyden yılmamasıdır. Yaşadıklarının zorluğu, tek başına üzerine yıkılan yükler, sağlık sorunları vs. hiçbir şey yıldıramaz onu. İnandığı şeyler için aralıksız çalışır ve mücadele eder. Zorluklar ne onu korkutur ne de ümitlerini ve hayallerini yıkabilir... Çalışmazsa ve inanmazsa olmayacağını bilir çünkü. Bütün kimliği ve yaşamıyla tam bir emekçidir o.
Bu kadar kısa bir yaşam öyküsü bile gerçekliği suratımıza tokat gibi çarpar. Bir dünya kurmak gibi kocaman bir idealle ve inançla yola koyulan bizlerin, rüzgar ters yönden esmeye başlayınca nevrimizin dönmesinin asla affedilir olmadığını anlatır. Tüm dünyası çocukları olan bir kadının sahip olduğu azim koskoca bir dünyanın daha güzel olması için mücadele eden bizlere çok şey anlatır-anlatmalıdır.
Her koşulda daima bir çıkış yolu bulunur; yeter ki ümidimiz ve azmimiz olsun.
[Alınteri'nin 19. sayısından alınmıştır]