Zırhlı kentler

Dünya genelinde tasmasını çıkaran gaddarlık, egemenlere ve onların müttefiklerine meydan okunduğunda ortaya çıkıyor

DÜNYA
Pazar, 4 Aralık 2011 (14 yıl 10 ay önce)

"...Küresel Kuzey ve Güney boyunca sosyal savaş, kent hayatının ana örgütlenme ilkelerinden biri haline geliyor. SWAT tipi sıfır hoşgörü politikaları, hukukî yaptırım ve savaş arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır. Geniş ve her yana yayılan gözetleme sistemleri halkı izliyor. Savaş bölgelerinde geliştirilen teknolojiler gündelik hayatta kullanılıyor... Amaç, engelsiz bir birikim ve tüketime uygun sterilize edilmiş kentsel mekânlarıyla “dünya sınıf kentleri” yaratmaktır."

"...Yunanistan’da, ABD kentlerinde, Hangberg’de, Mısır’da ve tüm dünya genelinde tasmasını çıkartan gaddarlık, egemenlere ve onların müttefiklerine meydan okunduğunda ortaya çıkıyor.
"

Yaşadığımız şu son birkaç haftalık dönem, halk yığınları yöneticileri dinlemeye son verdiği ve kamusal mekânları yeniden kullanmaya giriştiğinde, küresel polis devletinin nasıl hızlıca harekete geçebildiğini gösterdi. Tahrir Meydanı’nda ordu genarellerinin Mısır devriminin gaspına son vermek isteyen yüzlerce protestocu, ABD mamulü silahlarla vuruldu ve kimyasal harp maddelerine maruz kaldı. Bu arada Anayurt Güvenlik Dairesi’yle eşgüdümlü önlemler dahilinde 18 ABD kentindeki polis şubeleri, işgal eylemlerini biber gazı ve sonik silahlar kullanarak engellemeye çalıştı. İngiltere’de hükümet, gelecek yılki Olimpiyat Oyunları esnasında ortaya çıkması muhtemel protestolar için kapsamlı bir yasak ilan etti ve ‘önleyici tutuklama’ yetkisinde ciddi bir artış teklifinde bulundu; bu ise sporun güvenliğini sağlama kılıfı altında muhalefete karşı resmi kısıtlamalar başlatma girişiminden başka bir şey değil.

Devlet şiddetini gizlemek gittikçe daha da zorlaşıyor. Baskın biçimde dayak atılan ve saldırılan genç insanların internetteki görüntüleri, gelecek olaylar için hiç de hayra alamet olmayan endişe verici işaretler. Suç ve terörle mücadele adına dünya genelinde inşa edilen devlet güvenlik aygıtları, şimdi gerçek işlevlerini açığa vuruyor: Adaletsiz bir toplumsal düzeni zorla sürdürmek.

Görünen o ki, Olimpiyat Oyunları sivil mekânlara doğrultulmuş askerî füze sistemleriyle “güvenlik” altına alınıyor. Coğrafyacı Stephen Graham’ın belirttiği gibi, bu tip küresel oyunlar, devletin yeni askerî kentçilik denemelerine yarayan platformlar olma görevi görür. Küresel Kuzey ve Güney boyunca sosyal savaş, kent hayatının ana örgütlenme ilkelerinden biri haline geliyor. SWAT tipi sıfır hoşgörü politikaları, hukukî yaptırım ve savaş arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır. Geniş ve her yana yayılan gözetleme sistemleri halkı izliyor. Savaş bölgelerinde geliştirilen teknolojiler gündelik hayatta kullanılıyor. ABD’deki İşgal Hareketi’ne karşı polisin son olarak kullandığı sonik (*) silahlar, işgal altındaki Filistin’de denenmişti.

Graham'ın deyişiyle, kentler içinde “kutuplaşan dünyalar” (elitler ve diğer herkes), çoğunluk pahasına daracık bir servet sahibi grubu mükâfatlandıran neoliberalizmin bir ürünüdür. Kent her yere yayılıyor, mekânı ve imtiyazları güvenceye alıyor. “Tehlikeli” çevre nüfusları kontrol altına alırken, borçlarını ödeyebilen “tehlikesiz” birey ve grupların o kablolu akışkan hareketliliğini garantiye alıyor. Amaç; engelsiz bir birikim ve tüketime uygun sterilize edilmiş kentsel mekânlarıyla “dünya sınıf kentleri” yaratmaktır.



Çeşitli kuramcılar, “kentsel mekânın kontrol altına alınması”nı süregiden dış çatışmalara bağlayarak açıklamakta. Oysa “terörle savaş” El-Kaide’ye yönelik askerî operasyonlarla alakalı olsa da, dünya genelinde iktidarlar tarafından genellikle muhalefeti ezmek ve gündelik hayatı militaristleştimek amacıyla kullanılıyor. Hatta tartışmalı Bilişim Yasa Tasarısı, ulusal güvenlik adına uygulamayı gerekçelendirmek için 'karşı-terörizm' söylemini, Güney Afrika’yı ‘adsız düşmanlar’dan savunma hattını kullanıyor. Oysa gerçek düşman, tehlikesiz bir uyuklamadan uyanan bir halk da olabilir pekâlâ.

Ekonomik darboğaza rağmen güvenlik ve silah sanayileri rekor kârlar açıklamaya devam ediyor. Birinci Dünya’da askerî bütçeler maliyet düşürücü tasarruf tedbirlerine yönelirken, silah ve güvenlik sanayileri pahalı “anayurt güvenlik’ paketlerini satmak için Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelere çark etti. 2010 Dünya Kupası süresince Güney Afrika Polis Hizmetleri (SAPS) bolca para harcamayı sürdürerek, fütüristik bir mobil komuta merkezleri ordusu, bir sonraki Batman filminden fırlamış yeni balistik giysiler ve görünüşe göre "tek bir zanlının izini sürmek için olay yerinde 25 polis hazır" olmasına rağmen bir de ısı sensörlü helikopterler satın aldı. Bir Güney Afrika Polis Hizmetleri birimi, Amerikan İşgal Güçleri'nin pek sevdiği, Pakistan’da düzenli olarak sivil öldüren ve 'gözetlemek' gibi belirsiz amaçlarla tanımlanmış insansız uçaklardan satın almayı planlıyor; ancak Güney Afrika Sivil Havacılık Yetkilisi bu uçakların sivil hava sahası dışında kalmasında ısrar ettiğinde bundan vazgeçildi.



Ölçüsüzce para harcayan SAPS’ların genelde tek bir ana amacı var: Kalabalıkları kontrol etmek. Hiç kuşku yok ki bu kalabalıklar, apartheid sonrası Güney Afrika’nın keskin bir özelliği olan yaygın toplumsal protesto ve blokajlarla ülke genelinde süregiden isyanı karakterize ediyor. Don Delillo’nun bir defasında belirttiği gibi, “gelecek kalabalıklara ait”tir. Kent planlamacıları ve güvenlik danışmanları, küresel ısınma ve kaynak savaşlarından dolayı yakın gelecek için disütopik çevresel, ekonomik çöküş ve kitlesel göç senaryoları üretiyor.

İronik olan şu ki, bu güvenlik kurumları kabus senaryolarına yol açan aynı jeo-politik sistemi koruyor ve ona hizmet ediyor.

Kenti askerî zapturapt altına alma politikasına zemin oluşturulması, elitlerin ayaklanmadan, tehlikeli ‘popülizm’ den (‘doğrudan demokrasi’ için kullanılan bir ebedikelam) ve isyancı nüfuslardan, kısaca yoksulların başkaldırmasından duyduğu korkunun bir ifadesidir. Bu korku, gelecekte ortaya çıkması beklenen toplumsal muhalefeti önleyici bir kriminalleştirmeyi de harekete geçirdi. Elitler haklı olarak, küresel sistemin kırılganlığı ve derinleşen eşitsizliğin yaratacağı sonuçlardan korkuyor.



Yaklaşan Olimpiyat Oyunları, yine paranoyak iktidar zihniyetine bir göz atma imkânı sağlayan bir örnek. 2012 olayının düzenleyicileri, son olarak bir reklam kampanyasında, The Clash’ın [1976’da kurulan ve 1986’da dağılan İngiliz Punk Rock grubu -çn] “Londra Çağrısı”nı [bu grubun temel albümlerinden birisi -çn] tercih ediyor. Bu şarkı, sosyal çöküntü ve korkunun homurtulu ve kışkırtıcı bir vizyonu. Hiç de Olimpiyat düşlerinin özü falan değil.

Aslında bu, mega olaylar gösterisine kadar uzanan fiilî bir yayılmanın şahane bir örneğidir. Bu olaylar zaten alan ve güvenlik arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Kitlesel polis ve asker görüntüleri, onların kamu güvenliğiyle ilişkileri üzerinden devlet gücünü yeniden vurgular. Kimin âmir olduğunu hatırlamamız ve izlememiz istenir. Temsilcilerden ziyade seyirciler olmamız istenir. Katılmamamız ya da alana öfkeyle inmememiz gerekir.

Bu sene olanlar tam da bunlardı. Wall Street. Tahrir Meydanı. Bu protestoların hem biçimi hem de protestocuların öfkesi, hiç değilse şimdilik devlet güçlerini gafil avlamış durumda. Mısır örneğinde baskı politikası geri tepti. Örneğin seçimler için çağrıda bulunan bir liberal, ordunun sıkı önlemlerini takiben radikal taleplere geçiş yaptı. Protestocular orduyu uzak tutulması gereken bir kanser gibi görüyor. ABD’de polisin barışçı protestoculara saldırı görüntüleri, işgalciler için muazam bir koveraj (**) demekti.



Potansiyel olarak devrimci olan, dünya etrafındaki farklı mücadeleler arasında canlı bağlar kurmaya olanak tanıyacak şekilde, internet ve akıllı telefonlar aracılığıyla uluslararası bağların çoğalmasıdır. İnsanlar kendi koşullarını bütünleştirerek, zulmün ortak paydalarını görmeye başlıyor. Bu kavrayış bir defa yaygınlaştı mı gerçek bir değişim mümkündür. Devlet baskısı daima amansızdır. Yunanistan’da, ABD kentlerinde, Hangberg’de, Mısır’da ve tüm dünya genelinde tasmasını çıkartan gaddarlık, egemenlere ve onların müttefiklerine meydan okunduğunda ortaya çıkıyor.

(*) Sesle ilgili
(**) Kapsama

Kaynak: Mahala, 30 Kasım 2011
çev. sol küre