"Tamil Kaplanları ile Sri Lanka devleti arasındaki görüşmelere Almanya'nın bilgisi dahilinde aracı olanlar şimdi tutuklu"
YAŞANACAK DÜNYA
TİKB davasından Türkiye‘de 11 yıl hapİs yattıktan sonra serbest bırakılan, Almanya’ya gelerek iltica başvurusunda bulunan Mete Tuncer‘in Türkiye’nin istemi üzerine Almanya’da tutuklanarak cezaevine konulması ve iade davası devam etmek üzere serbest bırakılması üzerine başlattığımız "Politik iltica bir haktır, sınırdışı edilmelere son" kampanyamızın bir parçası olarak Köln Yaşamevi‘nde bir panel düzenlendi.
Yaşamevi adına yapılan kısa açılış konuşmasından sonra Heike Geisweid, avukat Mahmut Şakar, avukat Frank Jasenski ve NRW Sol Parti milletvekili Ali Atalan konuşmacı olarak konuştular. Panelde ilk konuşmacı olarak Heike Geisweid söz alarak, Mete Tuncer’in tutuklanması, cezaevi süreci ve bundan sonra olası hukuki gelişmeleri anlattı. Gelinen aşamayı olumlu bir gelişme olarak anlatan Geisweid şunları söyledi:
Dosyayı Eyalet Mahkemesi ve İçişleri Bakanlığı’na da gönderdik. Mahkeme Türkiye’de yaptığı iddia edilen eylemlerde yer almadığı, destek verdiği ve davanın siyasi bir dava olduğuna karar verdi. Başsavcılığın kendisi ise hala karar vermiş değil. Sadece Mete’nin bırakılması değil verilen karar da bundan sonrası için emsal oluşturması açısından güzel. Türkiye’nin kararını derinlemesine incelemesi açısından da olumlu.İkinci konuşmacı olarak Mahmut Şakar, geri gönderilme davalarının Türkiye hukuku ile bağlantısına değindi:
Geri iade davalarının politik ayağı belirleyici olmaktadır. Birçok politikacı, ilerici, devrimci geri gönderilme tehdidi yaşadı. Beslendiği kaynak Türkiye hukukudur. Türkiye, İnterpol‘ü kendi iç örgütlenmesi gibi kullanıyor. Bunu anlamadan iade davalarını anlamak mümkün değildir. 1992 yılından beri avukatım. Yargılamalarda polis aşaması belirleyicidir. Burada işkence gören birçok arkadaş vardır, kendim de işkence görenlerdenim. 12 Eylül sonrası poliste faşist kadrolaşma, şimdilerde Gülen Cemaati örgütlü. Polis aşaması yargıya kadar olan süreci belirliyor. Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse. Cihan Kırmızıgül‘ün “Puşi davası.” Bir yere molotof atılıyor, iddiaya göre atanlarda puşi varmış, polis otobüs durağında bekleyen ilk önüne gelen puşili genci alıyor. 25 yıl hapsi isteniyor, ceza alma ihtimali yüksekÜçüncü konuşmacı Frank Jasenski Avrupa’da özellikle Almanya‘da anti terör yasaları 129/a ve 129/b maddelerinin içeriğini anlatarak ilginç örnekler sundu. Jasenski şunları söyledi:
İkincisi; Türkiye hukukunun ikinci ayağını polis-medya ilişkisi oluşturmaktadır. Bireyle ilgili haber önce basında yeralıyor, savcıya çıkınca zaten suçlu imajıyla çıkıyor. Güncel örnek, gözaltına alınan 42 avukattan 33‘ü tutuklandı. İddiaları biz avukatlar dahi bilmezken basın yazdı. Bırakılanlardan Ayşe Batumlu diye bir avukat arkadaş var. Basın, gerilla kıyafetli bir fotograf ile “İşte Ayşe Batumlu budur” diye yalan haber yazdı. Savcı dahi 'Bu ona benzemiyor' demek zorunda kaldı.
Üçüncüsü; 'İşkenceye sıfır tolerans' deniyor. İşkence polis merkezlerinde değil, toplu olarak gösterilerde, işkence sokaklarda aleni yapılıyor. İHD ve THİV‘e en fazla gözaltında olduğu kabul edilmeden yapılan işkenceler, kayıtdışı işkence şikayeti başvurusu yapılıyor. Yargısız infazlar artıyor. İşkence azaldı dendiği dönemlerde yargısız infazlar artıyor, bu dengeye dikat etmek lazım. Son örneği BDP‘nin 'Buradayım, irademe sahip çıkıyorum' mitinginde sırtından vurularak öldürülen 21 yaşındaki Murat Elibol.
Türkiye ve Kürdistan’lı örgütlere terörist denmektedir. Bunu 129′cu maddeye dayandırıyorlar (Terör örgütüne üye olmak) nelerin terör eylemi kapsamına girdiği bildiğiniz gibi hala tartışılıyor. Mandela önce 'terörist'ti, sonra devlet başkanı oldu. Arafat öyle. Bilindiği gibi 11 Eylül sonrası ABD, İngiltere ve AB’ye yasaları sertleştirmeleri için basınç uygulandı. Sonra AB’de tartışıldı.Jasenski sözlerini, "Bu yasalara karşı Alman Kürt Türk ya da Tamil Kaplanları kime saldırı olursa olsun ortak tavır koymalıyız" diye bitirdi.
Almanya İtalya‘dan sonra yasaları sertleştiren ikinci ülke oldu. 129 maddeyi yasalarına soktu. Bu yasa aşırı İslama karşı değil devrimcilere ve özgürlük hareketlerine yöneltildi, onlara karşı çıkartıldı. Alman Ceza Yasası'na göre 129/a’ya dahil edilenler, 129/b’ye de dahil edildi. Türkiye ve Kürdistan’dan DHKP/C ve 2007‘den beri TKP/ML bu yasaya dahil edildi. 2011′den beri PKK’de 129′dan soruşturmaya tabi tutuldu.
129/b’nin özel bir yanı var, Almanya yasalarına göre savcılık suç unsuru olduğu yerde soruşturma başlatmak zorunda. Fakat artık 6 ayda bir güncellenen listeleri hükümete soruyor 'Şu örgütü takip edeyim mi etmeyeyim mi?' diye. Savcılığın, dolayısıyla yargının bağımsızlığı kalkıyor (Kuvvetler ayrılığı ilkesi yok oluyor.) PKK ve DHKP/C’den birçok insana gazete aldığından dolayı davalar açıldı. Bu tür durumlarda para cezası en fazla 30 günlük hapis gibi hafifi cezalar verilmesi gerekir. 129/b en hafif aktiviteleri uluslararası terör kapsamına alıyor. Yeni taktik olarak 129/b, 34‘üncü madde ile birlikte uygulanıyor. 34′üncü madde Ekonomi Yasası, Ahmedinejaa‘a atom silahı satmak ile eşitlenebilecek bir yasa. Karşılığı 2 yıl hapis .
Düsseldorf‘ta Tamil Kaplanları‘na para topladıkları gerekçesiyle dört kişi suçlandı. Uzun yıllar hapis cezası verdiler. PKK’den altı kişilik bir davamız var. dördü tutuklu. TKP/ML, AB ülkelerinde bu yasa kapsamında değil, Almanya’da bu yasa kapsamında.
Bu konunun uzmanı değilim. Tanışmam DHKP/C davasından arkadaşların mahkemesine gitme, Tamil Kaplanları’nı ve son olarak Mete’yi ziyaret etmekle başladı. Sol Parti olarak gelecek yıl içerisinde bir konferans düzenlemeyi düşünüyoruz. Fakat bu konuda partilerden beklemeden, siz-biz ayrımını kaldırarak tam bir dayanışma olmalı. Faaliyetimizi soyut tartışmalardan çıkartmalıyız. Sol Parti dışardan baskı gelmeksizin harekete geçen bir parti değil. Dıştan politik bir basınç olmalı.Ali Atalan konuşmasına çarpıcı bir örnek ekledi.