Yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın her belirtisine karşı kararlı militan bir tutum almak, kapitalizme karşı tutum almaktır
YAŞANACAK DÜNYA
Norveç’te yetmişyedi kişinin katili Breivik’e “hasta” raporu verilmesinin üzerinden çok geçmeden, Belçika’nın Liege kentinde Noel pazarında biri bebek üç kişiyi öldüren ve daha sonra intihar eden saldırganın evinde bir kadın cesedi bulundu. Aynı gün (13 Aralık) İtalya‘nın Floransa şehrinde 50 yaşındaki saldırgan Gianluca Casseri, tabancayla iki farklı yerde Afrika kökenlilere saldırdı. İki Senegalli seyyar satıcı hayatını kaybederken, birisinin durumu ağır olmak üzere üç kişi de yaralandı.
Casseri ve Breivik’in kafatasçı ideolojiye sahip oldukları açıklandı. İngiltere’de ırkçı sebeplerle işlenen suç ve şiddetin 10 yılda 10 kat arttığı araştırmalarla ortaya çıkanlardan.
Ortaya çıkan ırkçı cinayetleri işleyenlerin herbiri gerçekten de patolojik vak'a. Fakat hasta olan sadece bu ırkçı katiller mi?! Yoksa kapitalizmin kendisi mi?! "Dönerci cinayetleri" diye bilinen, biri Yunan, diğerleri Türk esnafların öldürülmesinde perde bir parça aralanınca "Almanya’nın Susurluğu" nun patlaması, ırkçılardan nefret edenler dahil sokaktaki sıradan bir Alman’ın inanmakta zorlanacağı, ırkçı faşist örgütlenmelerle Devlet İstihbarat Teşkilatları'nın iç içeliği hasta olanın kim olduğunu yeterince açıklamıyor mu?!
"1960’larda gelmeye başlayan göçmenlerin kısa sürede ülkelerine döneceğini umuyorduk, ama yanıldık" diyerek işsizliğin sorumlusu olarak göçmenleri işaret eden Neumayer, "Almanya kendini yok ediyor" adlı kitabında göçmenlere saldıran Thilo Sarrazin, "Uyum sağlayamayan göçmenlerin cezalandırılması" yasalarını ardı ardına yasallaştıran AB ülkeleri daha mı az "hasta"?
Yaşam koşulları günden güne kötüleşen, her geçen gün biraz daha yoksullaşan, iş bulamayan ya da varolanı kaybeden emekçiler, iflas eden, geleceğe dair umutlarını birer birer yitiren ve güvensizleşen orta kesimler, kendilerini bu duruma sürükleyen sistemi sorgulamak yerine, sorumluluğu başkalarında aramaya çıktıklarında bu ırkçı propagandanın etki alanına giriyorlar.
Bu nedenle, tarihte olduğu gibi günümüzde de faşizm ve ırkçılık, kapitalizmin yapısal krizinden ağır bir şekilde etkilenen, gittikçe artan bir ümitsizlik ve çaresizliğin pençesindeki kitleler içinde kendisine taraftar buluyor. “Yabancıları” düşman olarak gösterip hedefe çakan ırkçı-faşist propaganda ve demagojilerden etkilenmeye daha açık hale geliyor.
İşçi sınıfı ve emekçiler, kapitalizmde bu güvensizliği her zaman yaşarlar. Fakat kriz koşullarında bu, fazlasıyla derinleşiyor. Çöküntü, toplumu her türlü savruluşa açık bir hale getiriyor. Bu aşırılaşma eğilimi, küçük burjuvazi ve orta sınıflar içinde çok daha belirgin olarak kendisini gösteriyor. Tarihte de faşizmin kitle temelini lumpen proletarya ve işsizlerle birlikte eski konumları sarsılan geniş küçük burjuva yığınlar oluşturmadı mı?
Tarihsel ve güncel bir dizi etkenle birleşen kapitalizmin krizi tarafından derinleştirilen eşitsizlikler, çelişkiler ve toplumsal korkular, bugün de kendisinden farklı gördüğüne karşı her türlü aşağılık saldırı halini alabiliyor, hızla da yaygınlaşıyor.
Irkçı katliamlar, burjuva devletin ve medyanın da desteğini alan faşist parti ve örgütlerin demagojik kampanyalarının ve kışkırtmalarının ürünü olarak görülemez! Sorun daha derin köklere sahiptir. Sorunun temelinde, kapitalizmin yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel eşitsizlik ve çelişkiler yatmaktadır. Sistemin yapısından kaynaklanan kriz bu eşitsizlikleri büyütüp çelişkileri keskinleştirmenin yanında, gelecek güvensizliğinin büyümesi başta olmak üzere bunlara yenilerini ekleyerek ırkçılık ve faşizmin güç toplamasının zeminini güçlendirmektedir.
Tehlikenin ciddiyetini kavramak, doğru politikalar üretebilmek açısından bugün hayati bir önem taşımaktadır. İş tehlikenin varlığını ve gelişini görmekle de bitmiyor. Önemli olan, doğru ve etkili karşı tutum ve politikalarla bunun karşısına dikilmektir.
Yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın her belirtisine karşı kararlı militan bir tutum almak, kapitalizme karşı tutum almaktır. Bu, göçmen işçi ve emekçilerin kendisini yaşadığı toplumdan ve sınıf kardeşlerinden soyutlayan gettolaşma eğilimlerinin kırılması yönünde çok yönlü ve ısrarlı bir çaba ile birleştiğinde etkili olabilir. Etnik kökenleri ne olursa olsun işçiler ve emekçiler arasına yapay düşmanlıklar sokan bu tür gerici saflaşma ve bölücü eğilimlerin karşısına ideolojik mücadelenin yanı sıra işçi sınıfının ve emeğin talepleri ve eylemlerle çıkılmalıdır.