Çizilen sınırların dışına çıktığı anda sistem karşıtı haline gelir ve bunun karşılığını da şiddet eşliğinde öder! Çünkü o da artık bir tür “terörist”tir!
Tarih 25 Kasım 2011… Türkiye, kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülke oldu. Kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin uluslararası anlaşmalar yeni olmadığı gibi, Türkiye de bu içerikte bir anlaşmayı ilk defa onaylamıyor. Uluslararası hukuk açısından kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin ilk önemli belge, 20 Aralık 1993 tarihinde BM Genel Kurulu’nda kabul edilen ‘Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge’dir.
Medya bu haberi büyük puntolarla manşetlerden duyurdu. Oysa durumun yasalarla farklılaşamayacak kadar kapsamlı bir arka plana sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Gerek toplumsal gerekse devlet ve onun kolluk güçlerinin, yargısının, adli tıbbının erkek egemen zihniyet yönünden birbirini tamamlayan yaklaşımları sayısız örnekle ortada.
Bu ülkede her gün üç ya da beş kadın, evde ya da sokakta cinsel saldırıya uğruyor, dövülüyor, katlediliyor. Bu ülkenin mahkemeleri, kolluk güçleri, adli tıbbı bu kadın kırımı karşısında sistemin en önemli kodlarından biri olan erkek egemen zihniyetin bekçiliğini yapıyor.
Sadece birkaç örnek … Şiddet kurbanı üç kadının davasında failler duruşmalardaki ‘iyi halleri’ nedeniyle indirimden faydalandı!
Mahkemelerden bu kararlar çıkarken, kadın cinayetlerinin hız kesmeden sürmemesi mümkün mü? Ya da bu mahkeme kararlarının, kararlı bir mücadele ile toplumsal bir baskı altına alınmadan tek başına uluslararası sözleşmelere imza atarak değiştirilmesi mümkün mü? Değil elbette! Caydırıcılığı olmayan bu cezai uygulamaların kadın cinayetlerini adeta teşvik etmesi de kaçınılmazdır.
Bilindiği gibi Yargıtay Başsavcılığı, 13 yaşında, 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.’nin bu işi ‘rızasıyla yaptığı’ yolundaki karara itiraz etmedi. Aynı mantık kısa bir süre sonra Karaman’da karşımıza çıktı. Küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismar iddiasıyla biri kadın 8 kişi tutuklandı. Emniyetteki ifadelerinden sonra adliyeye sevk edilen sanıklardan, küçük kızın teyzesi ile 7 erkek tutuklandı, anne H.C. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Örnekleri çoğaltmaya gerek var mı?
Erkeğin kadın üzerindeki denetiminin, aile kurumunun korunması fikrinin her şeyin önüne konulması, kapitalist sömürü sistemi açısından kaçınılmazdır. Kadının özgürleşmeye dönük her adımı, erkek egemen cendereyi kırmaya dönük her girişimi, sistemin temel denetim aracı olan aile kurumunun, dolayısıyla sistemin kendisinin sarsılması olarak okunduğu için “tez elden kafası uçurula” anlayışı, sistemin tüm kurumlarının dayandığı temel fikirdir. Kadın, çizilen sınırların dışına çıktığı anda sistem karşıtı haline gelir ve bunun karşılığını da, devletin yazılı olmayan, içselleştirilmiş uygulamaları ile alır! Çünkü o da artık bir tür “terörist”tir!