Savaşın gölgesindeki İran

Bir söz ve örtülü eylemler dalaşı ile gerçek bir askerî çatışma arasındaki yol fazlasıyla kısa olabilir

DÜNYA
Çarşamba, 25 Ocak 2012 (14 yıl 9 ay önce)

İran ile ABD arasında ölümcül bir çatışma ihtimali artarken, her iki tarafın savaş hesabında da 78 milyon İranlı’nın akibetine yer yok. Bugünkü savaş söyleminde görünmeyen, pervasız ve tehlikeli bir dış politika izleyen baskıcı bir hükümet ile sesleri ve yaşamlarına büyük ölçüde kayıtsız bir dış dünya arasında kalan İran halkıdır. Bir Tahranlı bana şöyle dedi: “Tuzağa düşürülüyoruz. Savaşın ağır gölgesi altındayız.”

Savaş söylemi ABD dış politikasını radikalleştirerek, çatışmanın her iki tarafındaki şahinleri güçlendiriyor. İran’ı engellemeye yönelik bir askerî operasyon vaadi, Cumhuriyetçi başkanlık rakiplerinin ana kampanya stratejisi haline geldi. Sertlik ve savaş hevesliliği 2012’deki seçim zaferi için bir önkoşul halini alarak, Obama yönetimini İran’a karşı daha riskli bir tutum takınmaya itiyor.

İran hükümeti ABD ile olası bir savaş tehlikesini ülke içindeki muhalefeti bastırmak ve toplum üzerindeki hâkimiyetini yeniden tasdik etmek için kullanıyor. İktidar yanlısı medya ABD ve müttefikleriyle savaş durumunda İslâm Cumhuriyeti’nin kazanacağı zafer ilanlarıyla dolu. İran rejimi bugüne kadar ABD ile fiili bir çatışmadan kaçınmış olsa da, durum esasen şu anda farklı. Hizipler arası mücadelelerle savaş düzenine sokulmuş ve hasta bir ekonomiyle güçsüzleşmiş olan rejimin egemen grubu ABD ile sınırlı bir savaşı hoş karşılayabilir.

Bir söz ve örtülü eylemler dalaşı ile gerçek bir askerî çatışma arasındaki yol fazlasıyla kısa olabilir. Hürmüz Boğazı kasıtlı bir eylem ya da basit bir yanlış kararla patlamaya hazır bir cephane deposuna dönüşmüş durumda. Oysa bu esnada medyada ve siyaset çevrelerinde İran halkının sesi aksetmiyor. Onların savaş ve barış konusundaki görüşlerine çatışma tartışmalarında yer yok.

İranlılar ilan edilmemiş bir savaşın gündelik ekonomik ve siyasal sonuçlarıyla birlikte yaşıyor. Hâlizhazırdaki açmaz Irak’la 8 sene süren savaşın dehşetli anılarını tekrar canlandırıyor: Gecenin karanlığında sağır eden siren sesleri, ev ve okulları yıkan füzeler, cepheden tekerlekli sandalye ile evlerine dönen genç insanlar ve bitmeyen cenaze törenleri.

ABD ve müttefikleri İran rejiminin kaynaklarını kurutmak, ülke içinde isyanı ateşlemek ve onu nükleer heveslerinden caydırmak için ayrıntılı ekonomik yaptırımlardan yararlanıyor. Ancak bu yaptırımlar İran halkını vuruyor. Hükümet uranyum zenginleştirmeye devam ederken, yaptırımlar gıda, benzin ve diğer temel gündelik tüketim mallarında başdöndürücü artışlarla İran halkını cezalandırıyor. İran’da gıda enflasyonu şu anda yüzde 50 düzeyindedir ve resmi enflasyon oranının iki katından daha fazladır.

Yeni yaptırımlar ve savaş korkusu resmi para biriminden dolara ve diğer önde gelen para birimlerine doğru bir çıkışa da neden oldu. İran riyalinin yaklaşık yüzde 60 oranında değer kaybetmesi ve İran petrol ihracatı üzerindeki ambargo gıda ve diğer tüketim malı fiyatlarını daha da artıracak. Sabit gelirli İranlılar’ın içinde bulunduğu korkunç ekonomik koşullar, Irak’la olan savaş döneminde süt, gaz ve diğer temel ihtiyaç maddelerini satın almak için uzun kuyruklarda 4 saat beklendiği günlerin acı bir hatırlatıcısıdır.

Yaptırımların ekonomik sonuçlarıyla boğuşan İranlılar, ilan edilmemiş bir savaşın ruhsal etkileri, potansiyel sosyal istikrarsızlığı ve şiddeti ile karşı karşıya bulunuyor. Nükleer bilimcilere suikast, Tahran’da ve ülkenin başka yerlerindeki aralıklı patlamalar İranlılar için unutulması güç anıları tekrar hatırlatıyor.

Irak’la savaştan sonraki yıllarda İran, Irak’ı, Afganistan’ı ve Pakistan’ı enkaz haline getiren bombalama, patlama ve diğer şiddet türlerinden muaf kaldı. İranlılar bu istikrarı önemsiyor fakat İslâm Cumhuriyeti’ne ve onun halkın temel haklarını bastırmasına karşılar. Irak’la 8 yıllık savaş dönemi İslâm Cumhuriyeti’nin en baskıcı yıllarıydı.

ABD’yle ihtilafın yükselmesi hükümete İran’ın kırılgan ve zayıflatılmış demokrasi hareketini daha da bastırması için yeni bir koz verecek. Onlar İran yönetimine muhalefet ederken, örtülü ya da ilan edilmiş bir savaşa da şiddetle karşı çıkmaya aynen devam ediyorlar. ABD’nin Irak ve Afganistan’a müdahalelerinin kısa tarihi, bölge sakinlerine -ve hatta ölülere- Amerikan güçlerince yapılan kötü muamele görüntüleri İranlılar’ın savaşı destekleyebileceğine dair yanılsamaları dağıtmalıdır.

İki yıl önce 2009 Haziran ayındaki hileli başkanlık seçimlerini takiben İranlılar olağanüstü bir cesaret ve meydan okuma örneği sergilerek başkent sokaklarına döküldüler. Kadın, erkek, genç ve yaşlı İranlılar barışçı biçimde İran’da gerçek demokrasi ve sivil sosyal haklara saygı çağrısında bulundular. Ayrıca İranlılar tüm dünyaya kendi ülkelerinin farklı bir suretini gösterdi. İktidarın cepheleşmeye sürükleyen dış politikasının aksine, barışçı bir dille dünyaya seslenerek, İran dışındaki ülkelerle uyum içinde yaşamak istediklerini gösterdiler.

İran halkının barışçı gösterileri hükümet tarafından şiddetle bastırıldı. Bir felç ve umutsuzluk duygusu hakim oldu. Devletin susturduğu protestocular kendi köşelerinde inzivaya çekildi. Ancak bu sessizlik İran’ın, ABD’nin ve diğerlerinin körüklediği askerî bir çatışmaya verilen bir desteğin işareti olarak görülmemelidir.

Behzad Yaghmaian (New Jersey Ramapo Üniversitesi Siyasal Ekonomi profesörüdür)
Kaynak: Counterpunch, 24 Ocak 2012
çev. Sol Küre