Birlik – Direniş – Zafer! Emperyalizm Yenilecek!
1- On beş yıldır, dünya halkları emperyalizmin ve uluslararası sermayenin sürekli şiddeti artan saldırganlığı ve barbarlığına maruz kalmaktadır. 90’lı yılların başlarında, ABD ve onun müttefikleri tarafından ismi konulan “Yeni Dünya Düzeni”, tüm dünyayı daha önce benzeri görülmemiş global bir karmaşa ve sefalete sürüklemiştir. Beş kıtada, emperyalistlerin ve gericilerin yürüttüğü askeri, ekonomik ve politik saldırılar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir daha yaşanmamış bir düzeye ulaşmıştır. Sürekli vaad edilen barış ve refahın yerine, halklar, emekçi kitleler ve gençlik gerici savaşları ve dökülen kanları, büyük bir yoksulluk ve sefaleti, çevre tahribatını temel ulusal, demokratik ve sosyal hak kayıplarını yaşamıştır. Emperyalist dünyanın orta yerinde bile halklar, çalışma ve insanca yaşama hakkına, onyıllardır yürütülen kanlı ve zorlu mücadelelerin kazanımlarına karşı sermayenin yürüttüğü neoliberal saldırılardan zarar görmektedirler.
Gençlik için iyi bir gelecek yok sayılmaktadır. Uzun süreli/derin ekonomik ve toplumsal krizleri etkin olarak idare etmekten uzak çürümüş kapitalizm, tüm toplumu haksız savaşlar, soykırım ve dökülen kanlar ortasında tek ‘çözüm’ olarak kalan karanlık, insanlık dışı, ortaçağ koşullarına geri götürmektedir.
2- Bununla beraber, saldırılar cevapsız kalmadı. Reformistlerin ve sosyal-demokrat güçlerin emperyalizmle ve gericilikle suç ortaklığı yapmalarına, solun güçsüzlüğünden dolayı -emperyalist sisteme karşı- güçlü bir yönelimin olmamasına, 80'li yılların sonları ile 90'lı yılların başlarında komünist hareketin gerileyişinin açık kanıtlarına rağmen, halk protestoları ve direnişleri dünya çapında büyümektedir/gelişmektedir. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Güneydoğu Asya ve Nepal’den Avrupa ve Amerika’nın merkezine kitleler bu sisteme olan güvensizliklerini, yürütülen politikalara olan kızgınlıklarını, hakları ve yeni neslin geleceği için mücadele etmek istediklerini daha kararlıca açıklamaktadırlar. Irak, Filistin, Afganistan ve diğer ülkelerin işgali, halk kitleleri tarafından sert bir karşı koyuşla karşılandı. Anti-emperyalist ve anti-kapitalist fikirler, başlangıç düzeyinde olsa dahi, gerici savaşları, çevre tahribatını ve emperyalist küreselleşmeyi protesto eden geniş, yeni ve militan toplumsal hareketlerde yerini aldı. Bu toplumsal hareketler, beş kıtada milyonlarca insanı harekete geçirdi ve başarılı bir biçimde dünya tarihindeki ilk enternasyonal savaş karşıtı gösterileri düzenledi.
3- On beş yıl önce olanların aksine bugün, egemen sınıfların görüşleri halk kitlelerinin gözünde meşruiyetini yitirmektedir. Özgürlük, Bağımsızlık, Ekmek, Adalet, Barış ve hatta Halk İktidarı -bu sözcükler şehirlerde ve kırsal çevrelerde halkı, işçileri ve gençliği harekete geçirmektedir. ‘Serbest pazar’, ’serbest rekabet’ ve ‘batı demokrasisi’, sömürü, yoksulluk ve ezilmenin eş anlamlı sözcüklerine dönüşmektedir. Yapılan protestoların hedefi olmayan ‘uluslararası organizasyon’ yoktur ve ‘dünyanın politik ve finans liderleri’ binlerce baskı gücünün korumasında ya da uzak ve terk edilmiş mekanlarda toplanmaya mecbur bırakılmaktadır.
4- Baş düşman ABD emperyalizmi, onun müttefik ve destekleyicileri kesin yenilgiye uğratılmadan bir geleceğin olamayacağını doğru olarak -kendiliğinden olmasına rağmen- kitleler farketmeye başladı. Bu sebeple ve çoğu zaman satılmış reformistlerin saptırmalarına karşı, kitleler ısrarla ABD emperyalizmine ve çokuluslu şirketlere ağır bedeller ödeten Irak Direnişi, Filistin halkının kahramanca yürüttüğü savaş, kimi Latin Amerika ve Asya ülkelerinde halkçı zafer ve ilerlemeler gibi mücadeleleri desteklediler ve selamladılar. Avrupa’daki kitleler, Avrupa Birliği’nin neoliberal ve anti-demokratik ‘Avrupa Anayasası’ üzerinden oluşturduğu planları yenilgiye uğratışlarını, gençlik ve işçilerin neoliberal politikalara karşı isyanlarını selamlıyorlar. Avrupa’nın emperyalist ülkelerinden biri olan Fransa’nın bir yıldan az bir zamanda üç kez sarsılması (Avrupa Anayasası’na Hayır, yoksul banliyö gençliğinin isyanı ve şimdi neoliberal yasalara karşı genel direniş) gerçeği, olayların tesadüfi olmadığını göstermektedir. Ayrıca, emperyalizmin ve ‘küreselleşmenin’ boyunduruğuna karşı gelinen ülkelerin sevinçle karşılanması, Venezuella ve Küba gibi kendi egemenlik hakkını istemekte ısrarlı ülkelerin desteklenmesi, ulusların kendi kaderini tayin hakkı için savaşan ilerici hareketlerin varlığı- halkçı içgüdülerle örtüşmektedir.
5- Tüm iyi niyetli insanlar, anti-terör ve göçmen karşıtı yasalar, kitlesel keyfi tutuklama ve Nazi-tipi toplama kamplarında hapsetmeler/hapisler, ABD ve diğer emperyalistlerin işkence hapishaneleri ve şüpheli ölüm zindanları, mücadele eden halklara karşı yürütülen kirli savaşlar, ilerici örgütlerin kanlı biçimlerde bastırılması ve devrimci lider-kadroların katledilmesi yoluyla dayatılan kurumsallaşmış barbarlığı mahkum ediyorlar. İnsan haklarına ve uluslararası hukuka sözde özen gösterirken/önem verirken, emperyalist ülkelerde ve dünyanın geri kalanında insanları bölmesinin işaret ettiği ‘özgür batı dünyası’nın ikiyüzlülüğü, halk kitlelerinin kolektif bilincinde devrimci dönüşümlere yol açmaktadır. Uluslararası burjuvazi, onun ‘entelektüelleri’ ve medyanın ulusal ve toplumsal özgürlük için mücadele edenler hakkında yürüttüğü iftiracı propaganda, G-8 suçlularının politikalarından eziyet çekenler arasında çok az destekleyici bulmaktadır. ‘Silahlı/silahlanmış küreselleşme’, dünya nüfusunun düşmanlığıyla karşı karşıya bulunmaktadır.
6- Fakat, geniş kitleler için bu kabusu bitirecek alternatif çok net biçimde kendini gösterememektedir. Dünya üzerinde yaşayan milyonlarca insan-savaşan ya da sadece yaşamaya çalışan şaşkınlık içinde sormaktadır: Tüm bunlar nasıl sona erecek? Çözüm var mı? Çocuklarımız için bir gelecek var mı? İnsanlığın bu soruların yanıtı için gösterdiği çabaya belirleyici katkıda bulunmak bizlerin görevidir. Bu iş büyük kelimeler kullanmakla olmaz; ancak her gün mücadele etmekle ya da mücadeleyi güncel kılmakla, anti-emperyalist, anti-kapitalist ve sol güçlerin kendilerini doğru biçimde konumlandırmalarıyla, kitlelerin acılarında, mücadele ve umutlarında onlarla yan yana olmakla olur. Tüm ulusları, halkları, çalışan kitleleri ve gençliği kararlı ve eşgüdümlü/koordine edilmiş bir mücadele etrafında biraraya getirmeye çabalamak cevapları beraberinde getirecektir. İnsanlığın haksız, yıkıcı, zalim ve tehlikeli politik - toplumsal - ekonomik sistemden kurtulmasına / özgürleşmesine yönel(in)erek, ezilen - baskılanan yürek ve zihinlerde sosyalist düşünce yeniden kazanacaktır.
Birleşelim ve ortak düşmanlarımıza karşı yan yana savaşalım!
Mücadele eden halklar gericilerden daha güçlüdür!
BAŞKA BİR DÜNYA GEREKLİ: SOSYALİZM!
1) Anti-Globalization Activists of Syria (AGAS), SURİYE
2) Batasuna, BASK ÜLKESİ
3) Bulgarian Workers Party-Communists, BULGARİSTAN
4) Committees to Support Resistance – for Communism (CARC), İTALYA
5) Communist Organisation of Greece (KOE), YUNANİSTAN
6) Communist Workers’ Party of Finland (KTP), FİNLANDİYA
7) Communist Workers Peasants Party (CMKP), PAKİSTAN
8) Demokratic Front for the Liberation of Palastine (DFLP) FİLİSTİN
9) Demokratic Union Party (PYD), KÜRDİSTAN-SURİYE
10) Endavant (Socialist Organization for National Liberation), KATALONYA
11) Front for Liberties and Rights (HÖC), TÜRKİYE
12) Labour Party (Partija Rada), SIRBİSTAN KARADAĞ
13) Marxist-Leninist Communist Party (MLKP), TÜRKİYE/KUZEY KURDİSTAN
14) National Democratic Front of Philippines (NDFP), FİLİPİNLER
15) Net of Communists (Rete dei Comunisti), İTALYA
16) Patriotic and Democratic Labour Party (PTPD), TUNUS
17) Popular Front for the Liberation of Palastine (PFLP), FİLİSTİN
18) Preparatory Committee on theEstablishment of United Iraqi Communists, IRAK
19) Ray O’ Light Group, ABD
20) Resistance Movement “23 September”, BULGARİSTAN
21) Union of Revolutionary Communists of Turkey (TİKB), TÜRKİYE
22) Voice of Freedom review, BOSNA HERSEK
23) Workers Communist Party of Norway (AKP), NORVEÇ
24) World People’s Resistance Movement (WPRM)
25) Revolutionary Party of Turkey (TDP), TÜRKİYE