Ve “sevgisiz, uğursuz, anlamsız” bir evliliğe adım atmıştım böylece...
1993'te evlendim görücü usulüyle!..
Annem felçliydi, düğün hazırlıkları normal bir alışveriş değildi, her şey kaynımın istediği gibi yapılıyordu, mağazayı kendisi seçmişti. Bilezikleri kaynım, babam ve eşim sahiplendi. Nikahıma hiç kimse gelmedi yer düzenlemesi yüzünden. 28 Temmuz, hava o kadar sıcak ki gelin arabasının açık camı bile rahatlatmıyor; çünkü gelinliğin içinde “bekaret kemeri” vardı ve her tarafım yara olmuştu.
En önemlisi annem nikahıma gelememişti. Ve “sevgisiz, uğursuz, anlamsız” bir evliliğe adım atmıştım böylece... İlk günlerde başlayan “şiddet, saygısızlık ve güvensizlik”le karşılaştım. Önce elbiselerim atıldı, makyaj, erkeklerle tokalaşmak, sohbet etmek yasaklandı. Arkasından bir sene olmadan çocuk davası başladı: “Kısırsın, senin çocuğun olmaz!” Dayakların, küfürlerin ardı arkası kesilmiyordu.
Eşim gece bekçisiydi, kahvaltıyı babasında yapar, bütün gününü orada geçirir, eve akşam geç saatlerde sadece yatmaya gelirdi. Bir ara annemi bize getirdim biraz ilgilenmek için, fakat eşim bana çok kaba ve kötü davranmaya devam ediyordu. Geçim sıkıntısı içindeydik. Bu nedenle çalışmak istediğimi söyledim, yine kavga ettik. Bu arada bir kızım olmuştu, zor bir doğumdu ve hastanede kalmam gerekirken eve gelmek zorunda bırakıldım. Sürekli beni istemediklerini, sevmediklerini söylüyorlar ve aşağılıyorlardı.
Ayrılmaya karar verdim.
Bu kararımı söylediğimde ise temiz bir dayak yedim. Çocuğumu da alarak ablama, oradan da adliyeye gittik. 5 günlük rapor vermişti doktor dayaktan sonra ve boşanmamıza karar verildi. Kızımla birlikte baba ocağına döndüm. Ve hep şunu hissettim, sana hep “potansiyel”mişsin gibi bakılıyor; sözlü tacizler, elde etmeye çalışmalar, olmayınca da işten çıkarmalar... Bütün bunlar beni gerçekten çok ama çok yıprattı.
İşte böyle bir yaşam kadına biçilen!..
[Ankara'dan bir okur mektubu]