Cumartesi, 3 Mart 2012 (14 yıl 7 ay önce)
Bu 8 Mart bizim ilkimiz olsun…
Dünyayı yaratan küçücük ellerimiz, erkenden yaşlanan yüzümüz, yorgun bakan gözlerimiz ve içinde yangınlar koparken... çığlık atmak isterken susan dudaklarımızla hayatın yükünü sırtlanıp yaşadığımız süreçte çok şey yapmak isteriz. Ama bir türlü kendimize ayıracağımız zamanımız olmaz.
Eve destek olsun diye düşük ücretle, sigortasız posamız çıkana kadar çalışırız. Eğitimimiz ya erkek kardeşlerimiz ya erken yaşta evlenmemiz ya da ailenin ‘kız kısmının okulda ne işi var, dizini kırıp otursun’ mantığı yüzünden yarım kalır. Bu nedenle vasıflı işler bize düşmez.
Sessiz, sakin dururuz ya patron her şeyi yaptırabileceği, yapabileceği yargısına kapılır. Bazen tacize uğrarız bazen mobbinge (psikolojik taciz, baskı). Sendikalara üye olmak, örgütlenmek mi! Çoğumuz sigortasız çalışırken ne mümkün. Sigortalı çalışanımızın ise önce eşinin, babasının, erkek kardeşinin, hatta nişanlısının sendikaya üye olabilmemiz için ikna edilmesi gerekir. Sendikalarda karar süreçlerine ne kadar katılabiliyor ya da kendimizi ne kadar varedebiliyoruz sorusunu düşünüp, düşündürtmeliyiz.
Dışarıda çalışmamız biter evde aynı tempoyla çalışmaya devam ederiz. Eşimiz, çocuklarımız temiz olmalı, yaptığımız yemekleri beğenmelidir. Yemek tam zamanında hazır olmalı. Malum hayat pahalı, eve giren para az. Bundandır meyve, sebzenin en ucuzunu almalı, yazın konserve yapılıp, biberler kurutulmalıdır. Komşular evimizi temiz görmeli, ailenin büyüklerine hürmette kusur edilmemelidir. Gece eşimizin gönlünü ‘hoş etmeyi’ de unutmamalı. Ne de olsa evdeki herkesin tüm bakımı, temizlik, yemek, bulaşık vs. işler bizim yükümlülüğümüzdedir. Nedenini sormayız hiç, böyle gelmiş bir kere. Bu sistemdeki işbölümünde bize de bunlar düşmüş, biz de nefes almadan yetelim diye didinir dururuz. Ama görünmez bu emeğimiz yaşamda bir türlü. Ancak biz bu görevleri yapmadığımızda hissedilir eksiklik.
Oysa bu kaderimiz değil bizim, tarih öyle demiyor. Clara Zetkin, Rosa Luksemburg, Kollantay mücadele etmedi mi! Mirabel Kardeşler olarak tanınan üç kızkardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa, eşleriyle birlikte Dominik Cumhuriyeti’ndeki Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele vermedi mi! Daha iyi bir yaşam ve çalışma koşulları için 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde 40 bin kadın işçi greve gitmedi mi! Seksen bir kadın serbest bölgedeki Novemed’de direnişe geçmedi mi! TEKEL işçisi kadınlar Ankara’nın soğuna gögüs germedi mi! Sendikasının kararı gereği TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla iş bırakan Aynur Çamalan işten çıkarıldığında işe alınana kadar her gün işyeri olan TÜBİTAK’ın önünde oturmadı mı!..
Belki yapmamız gereken en önemli şey inanmak; emeğimizin değerli olduğuna, erkeklerin bizden üstün cins olmadığına, patronların olmadığı bir dünyanın mümkün olacağına, kadınlar olarak yanyana durduğumuzda, kolektif hareket ettiğimizde, örgütlendiğimizde yaşamlarımızın değişeceğine, yaşamın yarısı olan bizlerin kavganın/ mücadelenin de yarısı olduğumuza… inanmak. Bunun için ilk adımımız olsun 8 Mart. 8 Mart’ta suskunluğumuzu birlikte bozalım, haykıralım, bugüne kadar diyemediklerimizi, içimize attıklarımızı, isteklerimizi… Haydi bu 8 Mart bizim ilkimiz olsun, yaşadıklarımızın da sonu!..
[
Alınteri'nin 22. sayısı için hazırlandı]