Erkek işçilerle yan yana ancak ataerkil sistem nedeniyle ikinci cins görüldüğümüz atlanmadan mücadele etmek istiyoruz
Kadınlar, özellikle kriz dönemlerinde burjuvazinin kurtarıcısı olmuştur. Bugün patronların siyasal iktidara çizdiği yol haritası olan ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’ belgesi biz kadınlara yeniden ‘kurtarıcı’lık misyonun biçildiğinin en önemli göstergelerinden biridir. Türkiye’de iş ilişkilerinin katılığından yakınan patronlar, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi gerektiğini söz konusu belgede uzun uzun gerekçelendirmişlerdir. Gerekçe açıktır: İşverenler üzerindeki işgücü maliyetlerinin azaltılması ve rekabet gücünün artırılmasıdır.
Peki biz kadınlara biçilen nedir bu süreçte? Ulusal istihdam stratejisi belgesinde kadınlar ve gençler işgücü piyasasında dezavantajlı gruplar olarak sayılmış ve emek gücü piyasasında sayılarının artırılması konusunda politikalar konulmuştur. Peki gerçekten amaç kadınları, eve hapsolmuş hayatlarından kurtarmak ya da erkeklerle aynı koşullarda iş imkanı yaratmak mıdır? Bu soruya en iyi cevabı kadınların yaşamları ve iş koşulları vermektedir.
Türkiye’de 2000′li yıllardan beri emek gücü piyasına şeklini veren esnekleştirme çabaları son yıllarda hızını artırarak devam etmektedir. Şu an İş Kanunu’nda yer alan kısmi süreli çalışma, evde çalışma, tele çalışma gibi çalışma biçimleri en çok kadınlara uygun görülmektedir. Henüz yasada yer almayan ancak “Ulusal İstihdam Stratejisi” belgesinde patronların olmasını istediği diğer esnek çalışma modelleri de yine kadınlara reva görülmektedir. Emek gücü piyasasında dezavantajlı olarak görülen kadınlar için ‘elveşli’ çalışma biçimleri ve koşulları yaratıldığı iddiası tam da kapitalistlerin ataerkil sistemi kullanarak ve onu da besleyecek şekilde kadınların emek sömürüsünden başka bir yere varmamaktadır.
Kadınları emek gücü piyasasında güvencesiz, istediği yerde, istediği zaman diliminde çalıştırmak üzerine kurgulanan esnek çalıştırma biçimleri, kadınları evdeki asli görevleri olan bakım yükümlülüğünden alıkoymayacak ya da bu görevleri aksatmayacak bir mantıkla dizayn edilmektedir. Aslında eve hapsolmuş, evin erkeklerine, çocuklarına yaşlılara bakmakla tükenen ancak görünmeyen emek gücümüzün sömürülmesi tek bir farkla olduğu gibi kalmakta; artık bir de patronlar sömürmektedir emeğimizi.
Kriz koşullarında patronlar işgücü maliyetlerini azaltmanın yollarını aramaktadır. Bugün kıdem tazminatının gasbedilmesi, özel istihdam büroları gibi yasal düzenlemelerin yapılması ve uygulamaya geçirilmesi işgücü maliyetlerinin düşürülmesinin yollarındandır. Erkek işçiler yerine kadın işçilerin emek gücü piyasasına çekilmesi de bu yollardan biridir. Çünkü kadın emeği, ataerkil kapitalitalist sistemde her zaman erkeklerin düşük ücretli ikamesi olarak görülmüştür. 2003 yılı TÜİK verileri ile yapılan bir araştırmada Türkiye’de erkeklerin ücretlerinin kadınların ücretlerinden yüzde 42 daha yüksek olduğu aktarılmaktadır. (1) Yine 10 kişiden fazla işçi çalıştıran kayıtlı işyeri verileriyle yapılan analizde, üç imalat sanayinde (elektrik, gaz ve su, madencilik alanlarında), kadınlar ve erkekler arasında yüzde 70,6′lık ücret farklılığı tespit edilmiştir. (2)
Erkek işçilerden ücretin düşük olmasının yanı sıra kadın işçilerin çoğunluğu kayıtdışı çalıştırılmakta, böylece işverenler sigorta primi ödemekten de kurtulmaktadır. Neden bu şekilde çalıştırıldığı ya da kadın işçilerin bu durumu kabullendiğinin cevaplarını ise ataerkil sistemde aramak gerekir. Erkekler, atarerkil sistemin öngördüğü üzere evin reisidir, dolayısıyla asıl geçim kaynağı onun geliridir. Kadınların gelirleri ise ikincildir; aile ekonomisine yardımcıdır, sadece küçük bir katkıdır. Önemli olan evin reisinin -erkeğin- sigortalı olmasıdır. Kadın ise erkeğin sigortalılığı üzerinden sağlık sigortası kapsamındadır. Bu nedenle onun sigortalı olmasına gerek yoktur.
Biz kadınlar için dışarda çalışmak, hayatını idame ettirecek bir ücret kazanmak özgüvenimizin gelişmesi ve yaşamımızda daha özgür hareket edebilmemiz için önem taşımaktadır. Ancak birbirini besleyen kapitalizm ve ataerkil sistem bunu istememektedir. Bizler, bir tarafta ataerkil cinsiyetçi işbölümünün yaşamlarımızdaki prangalarını taşırken bir taraftan da patronların daha yüksek karlar elde etmek ya da ekenomik krizden kurtulmalarının aracı olarak konumlandırılıyoruz. Kadınlar üzerinden yaratılmak istenen çalışma biçimleri bizleri bir kez ezmenin ötesinde bir anlam taşımaz. Peki ne yapacağız?
Bizler, eve hapsolmuş yaşamlarımızdan çıkmak, evdeki bakım yükümlülüklerinin prangasından kurtulmak, bu yükümlülüklerin kamusallaştırılması, yaşamı eşlerle tam olarak paylaşabilmek, insan onuruna yakışır çalışma koşulları ve ücret almak istiyoruz. Bizler, erkek işçilerle yanyana ancak ataerkil sistem nedeniyle ikinci cins görüldüğümüz atlanmadan mücadele etmek istiyoruz. Ta ki gerçek özgürlüğümüzü elimize alana kadar…
1) Karadeniz O. ve Yılmaz H. (2007), Türkiye’de Kadının İşgücü Piyasası İçindeki Konumu ve İşgücü Piyasasına Katılımını Etkileyen Faktörler
2) İpek İlkkaracan ve Raziye Selim, (2007) The Gender Wage Gap in the Turkish Labor Market
[Alınteri'nin 23. sayısından alınmıştır]