Öfkemden kan kusuyorum. Tecavüz, taciz, koca şiddeti, baskı evde, işyerlerinde, sokakta her yerde...
Son zamanlarda pek sık duyar olduk tecavüzleri, tacizleri. Bunlar önceden beri yok muydu? Hayır vardı. Düşünüyorumda ne oldu da birden bu kadar çok sayıda medyaya yansır oldu.
Gülsuyu bilindiği gibi devrimci demokratların yoğun olduğu emekçi semtlerinden biridir. Semt geçen haftalarda üç çocuğa tecavüz ve taciz iddialarıyla çalkalanıyor. Sistemin çürümüşlügü sapkınlığı artık her yere sıçramış. Büyük küçük dinlemeden ayırt etmeden saldırganlaştırmış.
Fabrikalarda, küçük işletme yerlerinde bunları sık duyuyoruz. Bu sistemde yaşamaya çalışmak zaten zor. Hele birde kadın olunca bu zorluk hepten katmerleniyor. Kadın olmanın verdigi 2 kat zorluk, küçücük bedenlere kadar iniyor. Öfkemden kan kusuyorum. Evde işyerlerinde sokakta her yerde...
Bu tabloda biz devrimcilerin de payı var. Bu kadar boş bırakılmışlık bu sapkınların yolunu açtı. Korku bilmez oldular. Öyle ya nasıl olsa duyulmayacaktı, duyulsa da ne olacak ki!.. Her yerden bir ses, her yerden bir fısıltı; “tepki verelim”. Susuluyor, korkuluyor. Eşden, “çocuğumun başına birşey gelir”den...
Bugün olmasa yarın gelir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” yok artık diyorum. Bakın onlara, akıllarına gelir miydi böyle acı bir olay yaşayacakları? Demek ki o yılan gelip sokuyormuş. “Olsun bizim elimizden ne gelir” yok “Devrimciler yaksın evlerini işte.”
Beraber yakalım. Herkes sus pus. Neye kızacağımı şaşırdım. Çürümüşlük herkesi pençesine almış. Bulunduğum yerden nasıl yaparım, nasıl yaparım da bir iki kelime anlatabilirim diye düşünmekden uykularım kaçıyor.
Ben insanım. Kayıtsız kalamıyorum. İnsan olarak yaşamak benim hakkım. Kadın olarak yaşamak benim hakkım. Tecavüz, taciz, koca şiddeti, baskı olmadan yaşamak benim hakkım.
[Gülsuyu'ndan bir Alınteri okuru]